Hz. Âişe kimdir? Hayatı, hadis ilmi, İfk Hadisesi ve İslam'daki yeri
Hz. Âişe’nin çocukluğundan Peygamber evindeki hayatına, İfk Hadisesi’nden 2.210 hadislik ilmî mirasına ve Cennetü’l-Bakī‘daki kabrine uzanan hayatı.
Ahmet Taş | Bizi Unutma
MEDİNE, SUUDİ ARABİSTAN — Hz. Muhammed’in eşi, Hz. Ebû Bekir’in kızı ve İslam ilim geleneğinin en önemli kadın âlimlerinden Hz. Âişe, 2.210 hadis rivayeti, fetvaları ve Peygamber dönemine ilişkin aktardığı bilgilerle İslam tarihinin başlıca kaynak şahsiyetlerinden biri oldu.
“Ümmü’l-mü’minîn” yani müminlerin annesi unvanıyla anılan Hz. Âişe, Hz. Muhammed’in aile hayatına en yakından şahitlik eden kişilerden biri olmasının yanı sıra Kur’an, hadis, fıkıh, şiir, Arap dili ve nesep bilgisi alanlarındaki birikimiyle de tanındı. Peygamber’in vefatından sonra yaklaşık 47 yıl yaşayan Âişe’nin Medine’deki evi, sahabiler ve tâbiîn nesli için önemli bir ilim merkezine dönüştü. TDV İslâm Ansiklopedisi, onun çok sayıda fetva veren yedi sahabiden ve binden fazla hadis rivayet eden yedi “müksirûn”dan biri olduğunu kaydediyor.
Hz. Ebû Bekir’in evinde dünyaya geldi
Tam adı Âişe bint Ebî Bekr es-Sıddîk b. Ebî Kuhâfe el-Kureşiyye et-Teymiyye olan Hz. Âişe, ilk halife Hz. Ebû Bekir’in kızıydı. Annesi ise Kinâne kabilesinden Ümmü Rûmân bint Âmirdi.
TDV İslâm Ansiklopedisi, doğumunu nübüvvetin dördüncü yılına, yaklaşık 614 yılına tarihlendiriyor. Âişe’nin çocukluğunun Müslüman bir aile ortamında geçtiği, kendisinin de “Anne babamı bildim bileli onları Müslüman olarak gördüm” anlamındaki rivayetinin bu durumu desteklediği belirtiliyor.
Hz. Muhammed ile nikâhı Mekke döneminde kıyıldı. Hicret sırasında babası Hz. Ebû Bekir daha önce Medine’ye gitmişti; Âişe ise annesi Ümmü Rûmân, kardeşleri ve Hz. Peygamber’in aile fertlerinden bazılarıyla birlikte 622’de Medine’ye hicret etti. Bir süre Medine’nin havasından etkilenerek hastalandı, daha sonra iyileşti.
Klasik hadis kaynaklarında, özellikle Sahih-i Buhârî’de, nikâh sırasında altı, evliliğin fiilen başlaması sırasında dokuz yaşında olduğu rivayet ediliyor. Bazı çağdaş araştırmacılar farklı kronolojik hesaplamalarla daha ileri bir yaş önermiş olsa da TDV maddesi bu iddiaların dayandığı rivayetleri yeterince güçlü görmüyor. Bu nedenle tarih yazımında klasik rivayet ile modern alternatif yorumların birbirinden ayrılması önem taşıyor.
Evlilik Medine’de hicretin ikinci yılı Şevval ayında, yaklaşık 624’te gerçekleşti. Hz. Âişe’nin çocuğu olmadı. Bununla birlikte kız kardeşi Esmâ’nın oğlu Abdullah bin Zübeyr’e nispetle kendisine Ümmü Abdullah künyesi verildi.
Peygamber evinin günlük hayatını sonraki nesillere aktardı
Hz. Âişe’nin İslam tarihindeki en büyük önemlerinden biri, Hz. Muhammed’in günlük ve aile hayatını ayrıntılarıyla sonraki nesillere aktarmasıydı.
Hz. Peygamber’in ibadetleri, gece namazı, orucu, aile fertleriyle ilişkileri, ahlakı, hastalığı ve ev hayatına ilişkin pek çok ayrıntı Âişe’nin rivayetleri sayesinde hadis kaynaklarına geçti. Bu rivayetler, camide veya savaş meydanında gözlemlenemeyecek özel hayatla ilgili sünnetin öğrenilmesinde özellikle önemli oldu.
Âişe, yalnız duyduğunu aktaran bir ravi değildi. Anlamadığı meseleleri Hz. Muhammed’e soruyor, Kur’an ayetleri ile duyduğu rivayetleri karşılaştırıyor ve konuları müzakere ediyordu. TDV, onun bu sorgulayıcı tutumunun daha sonra hadislerin anlaşılmasında ilmî tenkit zihniyetinin gelişmesine önemli katkı sağladığını belirtiyor.
Hz. Muhammed’in ona duyduğu sevgi de sahih hadislerde açık biçimde yer aldı. Amr bin Âs’ın “İnsanlar içinde sana en sevgili kimdir?” sorusuna Hz. Peygamber’in:
“Âişe.”
cevabını verdiği; erkeklerden sorulduğunda ise “Onun babası” diyerek Hz. Ebû Bekir’i söylediği Sahih-i Buhârî’de aktarılıyor.
Âişe’nin Uhud Gazvesi’nde yaralılara su taşıdığı ve geri hizmetlerde görev aldığı, Hudeybiye yolculuğunda bulunduğu ve Vedâ Haccı’na diğer Peygamber eşleriyle katıldığı da erken dönem kaynaklarında yer alıyor.
İfk Hadisesi Kur’an ayetleriyle sonuçlandı
Hz. Âişe’nin hayatındaki en ağır olaylardan biri İfk Hadisesi oldu.
Benî Mustalik Gazvesi’nin ardından Medine’ye dönüş sırasında Âişe, konaklama yerinde kaybettiği gerdanlığını aramak amacıyla kafileden kısa süreliğine ayrıldı. Ordu onun mahmilinde bulunduğunu düşünerek yola devam etti. Geri döndüğünde kimseyi bulamayan Âişe bulunduğu yerde bekledi.
Ordunun gerisini kontrol eden sahabi Safvân bin Muattal onu gördü ve devesine bindirerek kafileye ulaştırdı. Bu olay üzerinden münafıkların önde gelenlerinden Abdullah bin Übey bin Selûl tarafından Âişe ile Safvân hakkında iftira yayıldı. Bazı Müslümanların da söylentiye katılması üzerine mesele Medine’de ciddi bir krize dönüştü.
Âişe başlangıçta hakkında konuşulanlardan habersizdi. Hastalığı sırasında söylentiyi öğrendi ve ailesinin evine giderek günlerce üzüntü yaşadı.
Daha sonra Nûr sûresinin 11-21. ayetleri nazil oldu ve suçlamaların iftira olduğu bildirildi. İfk kelimesi de Kur’an’da “iftira, çok çirkin yalan” anlamında kullanılıyor. Böylece olay yalnız bir biyografi ayrıntısı değil, iftira, şahitlik ve toplumda doğrulanmamış bilgilerin yayılmasının sonuçları konusunda Kur’an hükümlerinin şekillendiği önemli hadiselerden biri haline geldi.
Hz. Âişe’ye ilişkin bir başka olay ise teyemmüm hükmüyle bağlantılıdır. Bir sefer sırasında gerdanlığının kaybolması üzerine kafile susuz bir yerde beklemek zorunda kaldı. Namaz vakti yaklaştığında su bulunmaması üzerine teyemmümle ilgili hükmün gelmesi, kaynaklarda Âişe vesilesiyle Müslümanlara sağlanan bir kolaylık olarak aktarıldı.

2.210 hadis rivayet etti, sahabiler ona fetva sordu
Hz. Âişe’nin hayatındaki en kalıcı miras ilim alanında ortaya çıktı.
TDV kayıtlarına göre Âişe’den 2.210 hadis rivayet edildi. Bunların 297’si Sahih-i Buhârî ve Sahih-i Müslim’de yer aldı; 174 hadis iki eserde ortak olarak, 54’ü yalnız Buhârî’de, 69’u ise yalnız Müslim’de nakledildi. Bu sayı onu binden fazla hadis rivayet eden yedi sahabi arasına soktu.
Hadisleri ondan öğrenenlerin sayısı 200’ü aştı. Ebû Hüreyre, Abdullah bin Ömer ve Ebû Mûsâ el-Eş‘arî gibi sahabilerin yanı sıra Urve bin Zübeyr, Kāsım bin Muhammed, Saîd bin Müseyyeb, Mesrûk ve Atâ bin Ebû Rebâh gibi tâbiîn dönemi âlimleri ondan rivayette bulundu. Kadın öğrencileri arasında Amre bint Abdurrahman öne çıktı.
Âişe yalnız hadis nakletmiyor, bazı rivayetleri eleştiriyor ve düzeltiyordu. Bir sahabinin hadisin yalnız bir bölümünü aktardığını düşündüğünde bağlamını tamamlıyor, yanlış anlaşılan ifadeleri Kur’an’a veya Hz. Peygamber’den bildiği diğer rivayetlere göre açıklıyordu. Bu düzeltmeler daha sonra “Âişe’nin sahabilere istidrâkleri” adı altında müstakil kitaplara konu oldu.
Fıkıh alanında da dönemin başlıca otoritelerindendi. Hz. Ömer’in kadınları ilgilendiren bazı hukuki meselelerde onun görüşüne başvurduğu; sahabilerin miras hukuku başta olmak üzere çeşitli konularda kendisine soru yönelttiği aktarılıyor.
Aynı zamanda şiir, Arap tarihi, nesep ve dil konusunda geniş bilgiye sahipti. Peygamber’in vefatından sonra Medine’deki evi, kadınların ve erkeklerin soru sormak ve ders almak için geldiği bir ilim merkezi haline geldi.
Hz. Muhammed son günlerini onun odasında geçirdi
Hz. Muhammed 632’de hastalandığında diğer eşlerinden izin isteyerek Hz. Âişe’nin odasına geçti.
Son günlerini burada geçirdi ve yine bu odada vefat etti. Daha sonra bulunduğu yere defnedildi. Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’in kabirlerinin de aynı odada yer almasıyla burası zaman içerisinde Hücre-i Saâdet adıyla tanındı. TDV, bugün bu adın özellikle Hz. Âişe’nin tarihî odası için kullanıldığını belirtiyor.
Hz. Âişe, Peygamber’in vefatından sonra uzun yıllar bu mekânın yanında yaşadı. Babası Hz. Ebû Bekir kendi vefatından önce Hz. Peygamber’in yanına defnedilmek için ondan izin istedi. Hz. Ömer de yıllar sonra aynı talepte bulundu; Âişe kendisi için düşündüğü yeri ona vererek Hz. Ömer’in de buraya defnedilmesine izin verdi.
Peygamber’in eşlerinin onun vefatından sonra başkalarıyla evlenmesini yasaklayan Kur’an hükmü gereğince Hz. Âişe bir daha evlenmedi.
Cemel Vakası hayatının en tartışmalı siyasi dönemi oldu
Hz. Âişe, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer dönemlerinde doğrudan siyasi faaliyetin merkezinde yer almadı. Hz. Osman’ın hilafetinin son yıllarında ise bazı yönetim uygulamalarını eleştirdi ve siyasi gelişmelere daha açık biçimde müdahil olmaya başladı.
Hz. Osman’ın 656’da öldürülmesinin ardından Hz. Ali halife seçildi. Âişe, Talha bin Ubeydullah ve Zübeyr bin Avvâm ile birlikte Osman’ın öldürülmesinden sorumlu kişilerin cezalandırılması ve yaşanan siyasi krizin giderilmesi amacıyla Basra’ya yöneldi.
Taraflar arasında görüşmeler yapılmasına rağmen çatışma önlenemedi. Cemel Vakası adı verilen savaş Aralık 656’da gerçekleşti ve Hz. Ali’nin ordusunun üstünlüğüyle sona erdi. “Cemel” adı, Âişe’nin savaş sırasında bulunduğu devenin etrafında mücadelenin yoğunlaşmasından kaynaklanıyordu.
Hz. Ali, savaş sonrasında Âişe’ye esir muamelesi yapılmasına izin vermedi; onu kardeşi Muhammed bin Ebû Bekir’in gözetiminde ve beraberinde kadınlardan oluşan bir kafileyle Medine’ye gönderdi.
Kaynaklar, Âişe’nin daha sonraki yıllarda bu hadiseye katılmış olmaktan büyük üzüntü duyduğunu ve Cemel’den sonra aktif siyasetten çekildiğini aktarıyor. Hz. Ali ile ilişkileri de daha sonra normale döndü. Bu olayın sonraki Sünnî ve Şiî tarih yazımında farklı yorumlara konu olduğu için, biyografik anlatıda tarafların amaçları ile daha sonraki mezhebî değerlendirmeleri birbirinden ayırmak önem taşıyor.
47 yıl boyunca Medine’de ilim öğretti, 678’de vefat etti
Hz. Muhammed vefat ettiğinde Âişe henüz çok gençti. Bundan sonra yaklaşık 47 yıl daha yaşayarak İslam toplumunun dört halife dönemini ve Emevî yönetiminin ilk yıllarını gördü.
Özellikle hayatının son bölümünü eğitim ve öğretime ayırdı. Medine dışından Müslümanlar ona mektuplarla sorular gönderiyor; hac mevsiminde farklı bölgelerden gelenler kendisini ziyaret ederek hadis ve fıkıh meselelerini soruyordu. TDV, onun faaliyetlerinin Medine’nin hadis ve fıkıh merkezi olarak gelişmesinde önemli rol oynadığını belirtiyor.
En güçlü kabul edilen rivayete göre 17 Ramazan 58, miladi 14 Temmuz 678 gecesi Medine’de hayatını kaybetti. Ölüm yılı ve günü konusunda başka rivayetler de bulunuyor.
Vasiyeti üzerine cenazesi gece kaldırıldı. Cenaze namazını dönemin Medine vali vekili Ebû Hüreyre kıldırdı ve Hz. Âişe Cennetü’l-Bakī‘ Mezarlığı’na defnedildi. Cenazeye Medine ve çevresinden büyük bir kalabalığın katıldığı aktarılıyor.
Hz. Âişe’nin İslam tarihindeki yerini yalnız “Peygamber’in eşi” olmakla açıklamak bu nedenle yeterli değil. O, vahyin Medine dönemine doğrudan şahitlik eden, aile hayatına ilişkin sünnetin büyük bölümünü sonraki kuşaklara taşıyan, Kur’an ve hadisleri açıklayan, sahabilerin görüşlerini gerektiğinde eleştiren ve yüzlerce öğrenci yetiştiren bir muhaddis, fakih ve öğretmen olarak da öne çıktı.
İfk Hadisesi’nde hakkında inen ayetler, Hz. Peygamber’in son günlerine ilişkin aktardıkları, 2.210 hadislik rivayet mirası ve Medine’de yaklaşık yarım yüzyıl süren eğitim faaliyetleri, Hz. Âişe’yi erken İslam tarihini anlamak için vazgeçilmez şahsiyetlerden biri haline getirdi.
BiziUnutma.com
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenme
0
Aşk
0
Komik
0
Vay
0
Üzgün
0
Kızgın
0
Yorumlar (0)