Hz. Muhammed’in ardından: İnsanlık adına teşekkür ve ‘Yetiş ya Muhammed’
Hz. Muhammed’in adalet, merhamet, emanet, yardımlaşma ve insan onuru anlayışına bir teşekkür; bugünün dünyasında neden yeniden ihtiyaç duyulduğuna dair analiz.
Ahmet Taş | Bizi Unutma
MEDİNE, SUUDİ ARABİSTAN — Hz. Muhammed’in vefatının üzerinden yaklaşık 14 asır geçti; ancak savaş, yoksulluk, adaletsizlik, ırkçılık ve yalnızlığın gölgesindeki insanlık bugün onun rahmet, adalet ve kardeşlik çağrısını yeniden düşünmeye ihtiyaç duyuyor.
Bu yazı klasik anlamda bir biyografi değil. Bir Müslümanın sevgisini anlatmanın da ötesinde, Hz. Muhammed’in insanlık tarihinde ortaya koyduğu ahlaki ve toplumsal ilkeler için yazılmış bir teşekkür ve muhasebe yazısıdır.
Hz. Muhammed 632 yılında Medine’de vefat etti. Onun ardından geçen yüzyıllarda devletler kuruldu, imparatorluklar yıkıldı, bilim ve teknoloji dünyayı değiştirdi. Fakat insanın temel meseleleri şaşırtıcı biçimde aynı kaldı: Güçlü ile zayıf arasındaki ilişki nasıl olmalı? İnsan öfkelendiğinde adaletten vazgeçebilir mi? Servetin yanında yoksulluk nasıl azaltılmalı? Farklı inanç ve kabileler birlikte yaşayabilir mi? Kadınların, çocukların ve yetimlerin hakkını kim koruyacak?
İşte bu nedenle bugün gönülden yükselen “Yetiş ya Muhammed” sözü, fiziksel olarak yeniden dünyaya gelmesine yönelik bir çağrı değil; onun temsil ettiği rahmet, adalet, vicdan ve emanet ahlakına yeniden duyduğumuz ihtiyacın bir ifadesidir.
İnsanlığı korkuyla değil rahmetle buluşturduğun için teşekkür
Kur’an, Hz. Muhammed’in gönderilişini son derece kısa fakat güçlü bir cümleyle tarif eder:
“Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Enbiyâ Suresi 107. ayet tefsirinde bu “rahmet” kavramı; insanların birlik, kardeşlik, adalet, eşitlik ve yardımlaşmaya çağrılmasıyla ilişkilendiriliyor.
Bu bakış önemlidir.
Çünkü bugün dünyanın en büyük sorunlarından biri, gücü ahlaktan ayırmamızdır.
Silahımız varsa haklı olduğumuzu düşünüyoruz.
Paramız varsa daha değerli olduğumuzu sanıyoruz.
Siyasi gücümüz varsa karşımızdakini susturmayı başarı sayıyoruz.
Hz. Muhammed’in getirdiği ahlak ise gücün yanında merhameti, iktidarın yanında sorumluluğu, zenginliğin yanında paylaşmayı hatırlattı.
Kendisini peygamber olarak kabul etmeyen biri dahi bu ahlaki soruların evrensel niteliğini görebilir.
Bir toplumun gerçek büyüklüğü ne kadar güçlü olduğuyla mı, yoksa en zayıf insanına nasıl davrandığıyla mı ölçülmelidir?
İşte insanlığın bugün yeniden sorması gereken soru budur.
Bunun için teşekkür ederiz ya Resûlallah.
Düşmana bile adaletsizlik yapmamayı öğrettiğin için teşekkür
Çağdaş hukuk devletinin temel iddiası, adaletin kişiye göre değişmemesidir.
Yakınımız için başka, düşmanımız için başka hukuk olmamalıdır.
Kur’an’ın Hz. Muhammed aracılığıyla insanlığa aktardığı en çarpıcı ölçülerden biri tam da buradadır:
Bir topluma duyulan öfkenin insanı adaletsizliğe sürüklememesi emredilir. Mâide Suresi 8. ayetin Diyanet tefsiri, bu hükmün düşman kabul edilen topluluklara karşı dahi adaletli davranmayı gerektirdiğine özellikle dikkat çekiyor.
Nisâ Suresi 58. ayette ise emanetlerin ehline verilmesi ve insanlar arasında hükmedildiğinde adaletle hükmedilmesi emrediliyor.
Bugünün dünyasına baktığımızda bu iki ilkenin ne kadar güncel olduğunu görmek zor değil.
Partisine göre suç tanımlayan siyaset...
Kimliğine göre insana değer biçen toplum...
Dostunun yanlışını görmezden gelip düşmanının en küçük hatasını büyüten insanlar...
Sosyal medyada birkaç saniyede kurulup infaz edilen mahkemeler...
Oysa adalet tam da sevmediğimiz insan karşısında sınanır.
Bize “adalet, yalnız sevdiklerinize gösterdiğiniz bir erdem değildir” anlayışını bıraktığın için teşekkür ederiz.
Yoksulun, yetimin ve kimsesizin görülmesini istediğin için teşekkür
Modern dünyanın en büyük çelişkilerinden biri şudur:
İnsanlık tarihin en büyük servetini üretirken milyonlarca insan temel ihtiyaçlarına ulaşmakta zorlanıyor.
Bir tarafta tüketim fazlası, diğer tarafta açlık.
Bir tarafta milyonluk sofralar, diğer tarafta çocuğuna yemek bulmaya çalışan aileler.
İslam’ın sosyal ahlakında ibadet yalnız bireyin kendi kurtuluşuyla sınırlı bırakılmaz.
Bakara Suresi 177. ayet, erdemliliği yalnızca şekli ibadetlere indirgemez; sevilen maldan yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara ve yardım isteyenlere verilmesini iyiliğin unsurları arasında sayar.
Hz. Muhammed’in Medine’de muhacirlerle ensar arasında kurduğu kardeşlik düzeni de yalnız duygusal bir birliktelik değildi. Evini, malını, imkânını paylaşma fikri toplumsal dayanışmanın pratiğe dönüşmesiydi.
Bugün buna sosyal dayanışma, sosyal devlet veya gelir paylaşımı diyoruz.
Kavramlar değişebilir.
Fakat soru aynıdır:
Toplum, düşen insanı kaldırmakla sorumlu mudur?
Hz. Muhammed’in öğretisinde cevap açıktır.
Evet.
Komşusunun, yetimin, borçlunun, yoksulun ve ihtiyaç sahibinin görülmediği bir toplum yalnızca ekonomik değil, ahlaki olarak da fakirdir.
Bize paylaşmanın malı azaltmadığını, insanlığı çoğalttığını öğrettiğin için teşekkür ederiz.
Farklı insanların birlikte yaşayabileceğini gösterdiğin için teşekkür
Hz. Muhammed’in Medine’ye hicretinden sonra hazırlanan ve bugün Medine Vesikası olarak bilinen belge, farklı dinî ve kabilevi grupların aynı şehirdeki ilişkilerini düzenlemeye yönelik önemli bir siyasi-hukuki metindi.
TDV İslâm Ansiklopedisi, vesikanın Medine’de yaşayan Müslümanlar, Yahudiler ve henüz Müslüman olmayan Arap toplulukları arasındaki birlikte yaşam düzenini ele aldığını belirtiyor. Akademik literatürde belgenin “anayasa” diye adlandırılmasının ne ölçüde uygun olduğu tartışmalı olsa da metnin çeşitli toplulukların hak ve sorumluluklarını düzenleyen erken bir hukuk belgesi olduğu kabul ediliyor.
Bu yaklaşımın bugüne söylediği çok önemli bir şey var:
Bir şehirde herkesin aynı olması gerekmez.
Bir ülkede herkes aynı inanca, aynı kabileye, aynı kültüre sahip olmak zorunda değildir.
Hucurât Suresi’nde insanlığın farklı kavim ve kabilelere ayrılmasının amacının tanışmak olduğu belirtilir; etnik aidiyetin tek başına üstünlük sebebi olmadığı vurgulanır.
Bugün dünyanın birçok yerinde yeniden yükselen ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve kimlik çatışmaları karşısında bu ilke ne kadar güçlü görünüyor.
İnsana soyundan önce insan olduğu için değer vermeyi hatırlattığın için teşekkür ederiz.
Kadının, canın ve insan onurunun hukukunu hatırlattığın için teşekkür
Hz. Muhammed’in hayatının son dönemindeki Veda Hutbesi, İslam ahlakının toplumsal boyutunu özetleyen önemli metinlerden biri kabul edilir.
Diyanet’in değerlendirmesine göre hutbede can, mal ve insan haysiyetinin dokunulmazlığı; kan davalarının kaldırılması, ekonomik sömürünün önlenmesi, kadınların haklarının gözetilmesi ve insanların ırk veya statü üzerinden üstünlük iddiasında bulunmaması gibi ilkeler öne çıkmaktadır.
Bu ilkeleri doğrudan bugünkü insan hakları belgeleriyle özdeşleştirmek tarihsel açıdan doğru olmaz. Yedinci yüzyılın toplumsal şartları ile 21. yüzyılın hukuk sistemi aynı değildir.
Fakat kendi tarihsel bağlamında şu dönüşüm önemlidir:
Kadın yalnızca bir mülk değildir.
Yoksul görünmez değildir.
Yetim sahipsiz değildir.
İnsan canı kabile öfkesine terk edilemez.
Borç ve ticaret ahlaktan bağımsız değildir.
İnsan şerefi zenginlik ve soyla ölçülemez.
Bu ilkelerin 14 asır sonra bile insanlığın gündeminde bulunması düşündürücüdür.
Demek ki teknoloji ilerlerken insanın vicdanı aynı hızla ilerlemiyor.
Bugün dünyanın sana değil, getirdiğin ahlaka ihtiyacı var
Bugün savaş görüntülerini cep telefonundan canlı izliyoruz.
Bir çocuğun enkaz altındaki görüntüsünü görüp birkaç saniye sonra başka bir videoya geçiyoruz.
Milyonlarca insan yerinden ediliyor.
Irkçılık yeniden siyaset üretiyor.
Servet birkaç elde toplanırken yoksulluk kuşaktan kuşağa aktarılıyor.
İnsanlar aynı apartmanda yaşayıp birbirlerini tanımıyor.
Sosyal medya bizi birbirimize bağladığını söylerken öfkemizi daha hızlı yayıyor.
Belki de bu yüzden içimizden şu nida yükseliyor:
Yetiş ya Muhammed...
Ama bu söz yanlış anlaşılmamalı.
Bu, 632 yılında vefat eden Hz. Muhammed’in fiziksel olarak yeniden dünyaya gelmesini isteyen bir çağrı değildir.
Bu, insanlığın onun taşıdığı ahlaka yetişme arzusudur.
Yetiş ya Muhammed;
Çünkü bize yeniden düşmanımıza karşı bile adil olmayı hatırlatacak bir sese ihtiyacımız var.
Yetiş ya Muhammed;
Çünkü zengin sofralarının birkaç sokak ötesinde aç uyuyan çocukları görmemiz gerekiyor.
Yetiş ya Muhammed;
Çünkü kimliğimiz, mezhebimiz, milletimiz veya rengimiz yüzünden birbirimizi küçümsemekten vazgeçmemiz gerekiyor.
Yetiş ya Muhammed;
Çünkü kadınların, çocukların, yetimlerin, yaşlıların ve kimsesizlerin güven içinde yaşayabildiği toplumları yeniden kurmaya ihtiyacımız var.
Yetiş ya Muhammed;
Çünkü merhameti zayıflık, affetmeyi yenilgi, adaleti yalnız dostlara ait bir ayrıcalık sanmaya başladık.
Ve sana insanlık adına teşekkür ederiz.
Bize yalnız nasıl ibadet edeceğimizi değil, nasıl insan olmamız gerektiğini hatırlattığın için...
Güçlü olduğumuzda zulmetmememiz gerektiğini öğrettiğin için...
Emaneti ehline vermeyi söylediğin için...
Yoksulu görmeyi, yetimi korumayı, komşuyu düşünmeyi öğrettiğin için...
Irkın, rengin ve soyun insan değerinin ölçüsü olmadığını hatırlattığın için...
Adaletin düşmana karşı bile terk edilemeyeceğini bildirdiğin için...
Ve bütün bunların üzerinde, insanlığa rahmetin dilini öğrettiğin için teşekkür ederiz.
Belki bugün asıl mesele Hz. Muhammed’in yeniden gelmesi değildir.
Asıl mesele, bizim onun öğrettiği insanlığa yeniden dönebilmemizdir.
Dünya yeni silahlardan önce yeni bir vicdana ihtiyaç duyuyor.
Daha büyük ekonomilerden önce daha adil paylaşmaya...
Daha güçlü devletlerden önce daha merhametli insanlara...
Daha fazla konuşmaktan önce birbirimizi gerçekten dinlemeye...
İşte bu nedenle çağrımız hâlâ aynı:
Yetiş ya Muhammed...
Daha doğrusu;
Bize yeniden rahmetini, adaletini ve insan olmanın sorumluluğunu hatırlat.
BiziUnutma.com
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenme
0
Aşk
0
Komik
0
Vay
0
Üzgün
0
Kızgın
0
Yorumlar (0)