Hz. Fatıma kimdir? Hz. Muhammed’in kızı, hayatı ve Ehl-i Beyt mirası
Hz. Fatıma’nın Mekke’deki çocukluğundan Hz. Ali ile evliliğine, Ehl-i Beyt içindeki yerine, Fadak meselesine ve 632’deki vefatına uzanan hayatı.
Ahmet Taş | Bizi Unutma
MEDİNE, SUUDİ ARABİSTAN — Hz. Muhammed’in kızı, Hz. Ali’nin eşi ve Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’in annesi olan Hz. Fâtıma, İslam tarihinin ilk yıllarına bizzat şahitlik eden, Ehl-i Beyt’in merkezindeki isimlerden biri olarak Müslümanların ortak hafızasında önemli bir yer edindi.
“Fâtımatü’z-Zehrâ” adıyla da anılan Hz. Fâtıma’nın doğum tarihi konusunda kaynaklar arasında farklılık bulunuyor. TDV İslâm Ansiklopedisi, bi‘setten yaklaşık bir yıl önce, miladi 609 civarında doğduğu görüşünü daha güçlü kabul ederken bazı tarihçiler doğumunu Kâbe’nin yeniden inşa edildiği 605 yılına tarihlendiriyor. Hz. Peygamber’in kızlarının en küçüğü olduğu görüşü de klasik biyografilerde ağırlık kazanıyor.
Mekke’de babasının yanında büyüdü
Hz. Fâtıma, Hz. Muhammed ile Hz. Hatice’nin çocuklarından biri olarak Mekke’de dünyaya geldi. Kaynaklarda “beyaz, parlak ve aydınlık yüzlü” anlamındaki Zehrâ, iffet ve temizliği ifade eden Betûl lakaplarıyla anılıyor. “Babasının annesi” anlamına gelen Ümmü Ebîhâ künyesinin de ona nispet edildiği aktarılıyor.
Çocukluk yılları, Hz. Peygamber’in Mekke’de ağır baskılara maruz kaldığı döneme rastladı. Sahih hadislerde aktarılan olaylardan biri, Kâbe’de namaz kılan Hz. Muhammed’in üzerine müşriklerin deve artığı bırakmasıdır. Genç Fâtıma koşarak babasının üzerindeki pisliği temizledi ve bunu yapanlara tepki gösterdi. Bu olay, onun daha genç yaşlarından itibaren babasının yaşadığı baskılara yakından şahit olduğunu gösteren en bilinen rivayetlerden biri oldu.
Hz. Hatice’nin vefatı da Fâtıma’nın hayatındaki önemli kırılmalardan biriydi. Annesini Mekke döneminde kaybeden Fâtıma, sonraki yıllarda babasına oldukça yakın kaldı.
Hz. Peygamber Medine’ye hicret ettikten bir süre sonra Fâtıma da aile fertlerinden bazılarıyla Mekke’den ayrılarak Medine’ye geçti. Böylece hayatının ikinci önemli dönemi başladı.
Hz. Ali ile sade bir düğünle evlendi
Medine döneminde Hz. Fâtıma’ya önce Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’in talip olduğu, ancak bu evliliklerin gerçekleşmediği aktarılıyor. Daha sonra Hz. Ali evlenme talebinde bulundu ve Hz. Peygamber bu talebi kabul etti.
Hz. Ali o dönemde geniş maddi imkânlara sahip değildi. Klasik rivayetlerde mehir için Bedir’de kendisine düşen bir zırhı sattığı ve yaklaşık 450 dirhem gümüş değerinde mehir verdiği belirtiliyor. Hz. Fâtıma’nın çeyizi de oldukça sadeydi: bir örtü, hurma lifi doldurulmuş deri yastık, el değirmenleri ve su kapları. Evlilik hicretin ikinci yılında, 624 yılında gerçekleşti.
Bu evlilikten ilk olarak hicretin üçüncü yılında Hz. Hasan, yaklaşık bir yıl sonra Hz. Hüseyin dünyaya geldi. Daha sonra Zeyneb ve Ümmü Külsûm doğdu. Kaynaklarda küçük yaşta ölen Muhassin adlı bir oğullarından da söz ediliyor. Hz. Peygamber’in nesli özellikle Hasan ve Hüseyin üzerinden Hz. Fâtıma vasıtasıyla devam etti.
Hz. Ali ile Fâtıma’nın hayatı maddi bakımdan oldukça sade geçti. Ev işlerinin önemli bölümünü Fâtıma kendisi yapıyordu. El değirmeninde un öğütmekten ellerinin yıprandığını anlatan rivayetler, ailenin günlük hayatındaki şartları göstermesi bakımından dikkat çekici.
“Fatıma tesbihi” olarak bilinen zikir bu evde öğretildi
Hz. Fâtıma’nın ağır ev işleri nedeniyle babasından kendisine yardımcı olacak bir hizmetçi istediği, ancak Hz. Peygamber’in bu talebi farklı biçimde karşıladığı sahih hadis kaynaklarında yer alıyor.
Hz. Muhammed, elleri değirmenden zarar gören kızına ve Hz. Ali’ye yatmadan önce 33 defa “Sübhânallah”, 33 defa “Elhamdülillah” ve 34 defa “Allahu ekber” demelerini tavsiye etti ve bunun kendileri için bir hizmetçiden daha hayırlı olduğunu söyledi.
İslam geleneğinde bu zikir daha sonra “Tesbih-i Fâtıma” veya “Hz. Fâtıma tesbihi” adıyla tanındı.
Hz. Ali’nin, kendisine bu tavsiyenin verildiği günden sonra zikri bırakmadığını söylediği de Sahih-i Buhârî’de aktarılıyor. Kendisine Sıffîn gecesinde bile terk edip etmediği sorulduğunda “O gece de bırakmadım” cevabını verdiği kaydediliyor.
Bu rivayet, Hz. Fâtıma’nın İslam kültüründeki yerinin yalnız soy bağıyla sınırlı kalmadığını; günlük ibadet hayatına geçen bir uygulamanın da onun adıyla yaşadığını gösteriyor.

Uhud’da yaralılara yardım etti, babasının kanamasını durdurdu
Hz. Fâtıma’nın hayatı yalnız aile ve ev hayatıyla sınırlı değildi. Uhud Gazvesi sırasında Müslüman kadınlardan oluşan bir grupla birlikte savaş alanındaki yaralılara su ve yiyecek ulaştırdığı, yaraların tedavisine yardımcı olduğu aktarılıyor.
Uhud’da Hz. Peygamber’in yüzünden yaralanması ve dişinin kırılması üzerine Fâtıma babasının yüzündeki kanı temizlemeye çalıştı. Kanama durmayınca bir hasır parçasını yakıp külünü yaranın üzerine bastırdığı ve böylece kanamayı durdurduğu klasik hadis ve siyer kaynaklarında yer alıyor.
Bu dönem aynı zamanda Fâtıma’nın çocuklarının Hz. Peygamber’le güçlü ilişkisinin de şekillendiği yıllardı. Hasan ve Hüseyin, dedelerinin yanında büyüdü ve İslam tarihinin daha sonraki dönemlerinde Ehl-i Beyt’in en önemli şahsiyetleri arasında yer aldı.
Hz. Peygamber: “Fâtıma benden bir parçadır”
Hz. Fâtıma’nın İslam tarihindeki özel yerinin temel dayanaklarından biri Hz. Peygamber’den nakledilen hadislerdir.
Sahih-i Müslim’de Hz. Muhammed’in:
“Fâtıma benden bir parçadır; onu inciten beni incitir.”
buyurduğu aktarılıyor.
Kaynaklarda Hz. Peygamber’in Fâtıma geldiğinde ayağa kalktığı, onu karşıladığı, elinden tutup yanına oturttuğu; Fâtıma’nın da babası geldiğinde benzer biçimde davrandığı belirtiliyor.
Hz. Fâtıma aynı zamanda Ehl-i Beyt kavramının merkezindeki isimlerden biri oldu. Sahih-i Müslim’de yer alan rivayete göre Hz. Peygamber Hasan, Hüseyin, Fâtıma ve Ali’yi abasının altına aldı ve Ahzâb sûresinin Ehl-i Beyt’in temizlenmesinden söz eden bölümünü okudu.
Ahzâb sûresinin 33. ayetinde “Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor” buyuruluyor.
Bu rivayet nedeniyle Fâtıma, Hz. Ali, Hasan ve Hüseyin İslam literatüründe Âl-i Abâ veya Ehl-i Kisâ olarak anılan çekirdek aile içerisinde değerlendirildi.
Sünnî ve Şiî gelenekler Hz. Fâtıma’nın fazileti ve Ehl-i Beyt içindeki yüksek konumu konusunda ortak bir saygı taşırken, bu konumdan çıkarılan teolojik ve siyasi sonuçlar konusunda farklı yorumlara sahip oldu.
Babasının vefat edeceğini öğrenince ağladı, ardından tebessüm etti
Hz. Peygamber’in son hastalığı sırasında yaşanan bir olay, Fâtıma ile babası arasındaki ilişkinin en çok anlatılan sahnelerinden biri oldu.
Hz. Âişe’nin rivayetine göre Hz. Peygamber kızını yanına çağırıp kulağına bir şey söylediğinde Fâtıma ağladı. Ardından tekrar kulağına konuştu ve bu kez Fâtıma gülümsedi.
Daha sonra bunun sebebi sorulduğunda, babasının ilk konuşmada yakında vefat edeceğini kendisine bildirdiğini; ikinci konuşmada ise ailesinden ona ilk kavuşacak kişinin kendisi olduğunu söylediğini anlattı.
Hz. Peygamber’in 632’de vefatı Fâtıma’yı derinden etkiledi. Kaynaklarda defin sonrasında Enes bin Mâlik’e babasının üzerine nasıl toprak atabildiklerini sorarak üzüntüsünü dile getirdiği aktarılıyor.
Gerçekten de Fâtıma babasından yalnız birkaç ay sonra hayatını kaybetti.
Fadak meselesi neden tartışma konusu oldu?
Hz. Peygamber’in vefatından sonraki en önemli tartışmalardan biri Fadak ve diğer bazı arazilerin statüsü etrafında yaşandı.
Sahih-i Buhârî’de Hz. Fâtıma’nın, Hz. Peygamber’in Fadak, Hayber ve Medine’deki bazı mallarından kendisine düşen miras payını Hz. Ebû Bekir’den istediği aktarılıyor. Hz. Ebû Bekir ise Hz. Peygamber’den “Biz peygamberler miras bırakmayız; geride bıraktığımız sadakadır” anlamındaki hadisi rivayet ederek söz konusu malları miras olarak taksim etmedi ve onları Hz. Peygamber dönemindeki kullanım biçimiyle idare edeceğini bildirdi.
Buhârî rivayetinde Fâtıma’nın bu karardan dolayı Hz. Ebû Bekir’e gücendiği ve vefatına kadar onunla bu mesele hakkında konuşmadığı kaydediliyor. Bazı diğer tarihî rivayetlerde ise Hz. Ebû Bekir’in daha sonra Fâtıma’yı ziyaret ettiği ve aralarında bir gönül alma gerçekleştiği anlatılıyor.
Fadak meselesi sonraki yüzyıllarda Sünnî ve Şiî tarih yazımındaki önemli ayrılık başlıklarından biri haline geldi. Sünnî yaklaşım, Hz. Ebû Bekir’in peygamberlerin bıraktığı mallarla ilgili hadise dayanarak hukuki bir karar verdiğini savunurken; Şiî gelenek, Fadak’ın Hz. Fâtıma’nın hakkı olduğunu ve kendisine verilmemesini tarihî bir haksızlık olarak değerlendirir. Bu nedenle konu, erken İslam tarihinin hem hukuk hem de hilafet tartışmalarıyla bağlantılı en hassas meselelerinden biri olarak günümüze kadar ulaştı.
Babasından birkaç ay sonra vefat etti
Hz. Fâtıma’nın vefat tarihi konusunda da küçük farklılıklar bulunuyor. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin benimsediği kayda göre Hz. Peygamber’in vefatından yaklaşık beş buçuk ay sonra, 3 Ramazan 11, miladi 22 Kasım 632’de hayatını kaybetti. Sahih-i Buhârî’de ise babasından sonra yaklaşık altı ay yaşadığı belirtiliyor.
Kaynaklarda cenazesinin gece defnedilmesini vasiyet ettiği aktarılıyor. Hz. Ali ile Esmâ bint Umeys’in cenaze hazırlığında bulunduğuna dair rivayetler mevcut. Ayrıca vücudunun cenaze sırasında belli olmaması için Habeşistan’da kullanılan kapalı tabut biçiminin uygulanmasını istediği anlatılıyor.
Klasik Sünnî kaynaklarda Hz. Fâtıma’nın Cennetü’l-Bakī‘a defnedildiği kabul ediliyor. TDV’nin Cennetü’l-Bakī‘ maddesi de Hz. Fâtıma ile oğlu Hz. Hasan’ın buraya gömüldüğünü kaydediyor. Ancak mezarının kesin yeri bugün işaretli değildir ve farklı tarihî rivayetlerde defin yeri konusunda başka görüşlere de rastlanır.
Cennetü’l-Bakī‘, günümüzde Mescid-i Nebevî’nin hemen yanında bulunuyor ve birçok sahabe ile Ehl-i Beyt mensubunun defnedildiği tarihî mezarlık olarak ziyaret ediliyor.
Hz. Fâtıma’dan 18 hadis rivayet edildiği ve bu rivayetlerin Kütüb-i Sitte’de yer aldığı belirtiliyor. Kendisinden Hz. Ali, Hasan, Hüseyin, Hz. Âişe, Ümmü Seleme ve başka sahabiler rivayette bulundu.
İslam dünyasında onun adı yüzyıllar boyunca yalnız tarih kitaplarında değil, halk kültüründe de yaşadı. Türkçede “Fatıma”, “Fatma” ve “Fadime” biçimlerinde kullanılan adı, Anadolu’da “Fatma Ana” şeklinde yaygın bir kültürel karşılık buldu.
Ancak Hz. Fâtıma’nın İslam tarihindeki asıl belirleyici konumu, Hz. Muhammed’in kızı olmasının ötesinde Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin aracılığıyla Peygamber neslinin devam ettiği kişi olmasıdır. Seyyid ve şerif olarak anılan geniş soy geleneği bu aile hattına dayanır.
Mekke’de babasının üzerine atılan pisliği temizleyen küçük kızdan Medine’de yaralılara yardım eden bir sahabiyeye; sade bir evde el değirmeni çeviren anneden Ehl-i Beyt’in merkezindeki tarihî şahsiyete uzanan hayatı, Hz. Fâtıma’yı İslam tarihinin en fazla hatırlanan kadınlarından biri haline getirdi.
Hz. Peygamber’in onun hakkında söylediği söz ise bu özel yerin en kısa ifadesi olarak yüzyıllardır aktarılıyor:
“Fâtıma benden bir parçadır.”
BiziUnutma.com
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenme
0
Aşk
0
Komik
0
Vay
0
Üzgün
0
Kızgın
0
Yorumlar (0)