Ulubatlı Hasan kimdir? İstanbul’un fethindeki yeri ve tarihî tartışmalar

Ulubatlı Hasan’ın İstanbul’un fethindeki simgesel yeri, surlara sancak dikme anlatısı ve tarihçiler arasındaki gerçeklik tartışması.

11 Eyl 2026 - 23:59
0
Ulubatlı Hasan kimdir? İstanbul’un fethindeki yeri ve tarihî tartışmalar

Ahmet Taş | Bizi Unutma

İSTANBUL, TÜRKİYE — İstanbul’un 29 Mayıs 1453’te Osmanlılar tarafından fethi sırasında surlara çıkarak sancak diktiği anlatılan Ulubatlı Hasan, tarihî kimliği tartışmalı olmasına rağmen fetih hafızasının en güçlü sembollerinden biri haline geldi.

Fatih Sultan Mehmed’in ordusunun son hücumuyla İstanbul surlarını aşması tarihî kaynaklarla sabitken, “surlara ilk çıkan ve Osmanlı sancağını ilk diken kişinin Ulubatlı Hasan olduğu” yönündeki meşhur hikâyenin kaynakları çok daha karmaşık. Ulubatlı Hasan adı fethin çağdaşı güvenilir Osmanlı kaynaklarında açık biçimde yer almıyor; bugün bilinen ayrıntılı anlatı, daha geç tarihli bir Bizans kroniğinde karşımıza çıkıyor. Buna karşılık bazı araştırmacılar farklı arşiv ve topografik bulgulardan hareketle Hasan’ın gerçek bir tarihî kişi olduğunu savunmayı sürdürüyor.

29 Mayıs 1453 sabahında surlardaki son mücadele

İstanbul kuşatması 6 Nisan 1453’te başladı ve yaklaşık yedi hafta sürdü. Osmanlı ordusunun büyük toplarla surları sürekli dövmesi, Haliç’e gemilerin karadan indirilmesi ve şehrin hem kara hem deniz yönünden baskı altına alınması savunmayı giderek zorlaştırdı.

TDV İslâm Ansiklopedisi’nin İstanbul maddesine göre Osmanlı askerleri 29 Mayıs 1453’te topların açtığı gediklerden şehre girdi. Son saldırı özellikle Topkapı ve bugünkü kara surlarının çevresinde yoğunlaştı. Şehir içindeki çatışmalar günün ilerleyen saatlerine kadar sürdü ve Bizans İmparatorluğu’nun Konstantinopolis üzerindeki hâkimiyeti sona erdi.

Fetih anlatısında daha sonra sembolleşecek sahne de bu son hücumla ilişkilendirildi: Osmanlı askerlerinin surlara çıkması ve sancakların burçlarda görülmeye başlaması.

Savaşlarda sancağın yüksek bir noktaya dikilmesi yalnız görsel bir hareket değildi. Sancağın görülmesi, hücum eden birliklere bölgenin ele geçirildiği mesajını verebilirken savunmacılar açısından moral kırıcı bir etki oluşturabiliyordu.

Ulubatlı Hasan anlatısı da tam olarak bu kritik dakikaların içine yerleştirildi.

Ulubatlı Hasan anlatısında neler var?

Geleneksel hikâyeye göre Ulubatlı Hasan, Osmanlı ordusundaki genç ve güçlü askerlerden biriydi. “Ulubatlı” adı, Bursa yakınlarındaki tarihî Lopadion-Ulubat bölgesiyle ilişkilendirildi.

Hikâyenin temel kaynağı olarak uzun yıllar Bizanslı tarihçi Georgios Sphrantzes’e atfedilen Chronicon Maius yani “Büyük Kronik” gösterildi.

Bu metindeki anlatıya göre Lopadionlu Hasan adlı iri yapılı bir asker, yanında yaklaşık 30 askerle surlara doğru ilerledi. Hasan başının üzerinde kalkanını tutuyor, diğer eliyle kılıcını kullanıyordu. Savunmacılar saldıranların üzerine taş, ok ve çeşitli silahlarla karşılık verdi. Yanındaki askerlerin önemli bölümü düşerken Hasan surların üzerine kadar çıktı; ancak daha sonra ağır şekilde yaralanarak öldü. Ardından başka Osmanlı askerlerinin de surlara ulaştığı anlatılıyor.

Ancak burada çok önemli bir ayrıntı bulunuyor: Bugün popüler kültürde görülen “Hasan bayrağı dikti, onlarca okla vuruldu, Fatih başına geldi ve onunla konuştu” biçimindeki hikâyenin bütün ayrıntıları aynı derecede güvenilir tarihî kaynaklara dayanmıyor.

Özellikle doğumunun 1428 olduğu, vücudundan 27 ok çıkarıldığı, Fatih Sultan Mehmed’in kendisine belirli sözler söylediği veya Akşemseddin’in cenazesi hakkında özel talimat verdiği gibi ayrıntılar çağdaş güvenilir belgelerle doğrulanabilmiş bilgiler değil.

Bu nedenle Ulubatlı Hasan’ın biyografisi yazılırken rivayet ile belgelenmiş tarih birbirinden ayrılmalı.

Asıl tartışma Sphrantzes’in iki farklı kroniğinden doğuyor

Ulubatlı Hasan meselesinin merkezinde Bizanslı devlet adamı ve tarihçi Georgios Sphrantzes bulunuyor.

Sphrantzes, son Bizans İmparatoru XI. Konstantinos’un yakın çevresindeydi ve 1453’te İstanbul’un düşüşünü yaşayan isimlerden biriydi. Daha sonra hayatındaki olayları anlattığı bir eser kaleme aldı.

Bugün Chronicon Minus — Küçük Kronik adı verilen bu gerçek Sphrantzes metninde İstanbul’un fethi son derece kısa biçimde anlatılıyor ve Ulubatlı Hasan adı geçmiyor.

Buna karşılık Hasan’ın ayrıntılı hikâyesi Chronicon Maius — Büyük Kronik adı verilen çok daha uzun metinde bulunuyor.

Modern Bizans tarihi araştırmalarında önemli bir görüş ayrılığı tam burada başlıyor.

Cambridge University Press tarafından yayımlanan Guide to Byzantine Historical Writing, Sphrantzes’in gerçek eserinin Chronicon Minus olduğunu; çok daha uzun Chronicon Maiusun ise 16. yüzyılda Monemvasia Metropoliti Makarios Melissenos tarafından oluşturulduğunun bugün bilindiğini belirtiyor. Chicago Üniversitesi’nin Historians of the Ottoman Empire projesi ve Köln Üniversitesi’ndeki Bizans araştırmaları da aynı temel sonucu aktarıyor.

Bu kabul doğruysa Ulubatlı Hasan’ı adıyla anlatan metin, 1453’te yazılmış doğrudan bir görgü tanığı kaydı değil; fetihten yaklaşık 120 yıl sonra şekillenmiş bir derleme niteliği taşıyor.

Bu durum, Ulubatlı Hasan’ın hiç yaşamadığını tek başına kanıtlamıyor; ancak hikâyenin tarihî kesinliğini önemli ölçüde azaltıyor.

Feridun Emecen: Kesin reddetmek yerine efsanevi şahsiyet olarak değerlendirmek gerekir

Osmanlı tarihçisi Prof. Dr. Feridun M. Emecen, Ulubatlı Hasan tartışmasında daha temkinli bir yaklaşım benimsiyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı tarafından yayımlanan Fetih ve Fatih çalışmasında aktarılan Emecen değerlendirmesine göre, surlara ilk çıkan kişinin Ulubatlı Hasan olduğu bilgisi Sphrantzes’e atfedilen Büyük Kronik dışında dönemin diğer kaynaklarında açık biçimde bulunmuyor.

Emecen ayrıca Sphrantzes’in asıl metninde Ulubatlı Hasan adının yer almadığını ve bu bilginin 16. yüzyılda genişletilmiş kronikte ortaya çıktığını hatırlatıyor.

Buna rağmen Emecen’in yaklaşımı doğrudan “Ulubatlı Hasan diye biri kesinlikle yoktu” şeklinde değil. Araştırmacı, geç tarihli anlatının tamamen uydurma olabileceği kadar, halk arasında daha önce yaşayan bir rivayetin sonradan yazıya geçirilmiş olmasının da mümkün olduğunu değerlendiriyor. Bu nedenle Ulubatlı Hasan’ı kesin biçimde reddetmek yerine fethe ilişkin toplumsal hafızada yer etmiş efsanevi bir şahsiyet olarak ele almayı öneriyor.

Bu yaklaşım tarihçilik açısından önemli bir ayrım oluşturuyor.

Bir kişinin çağdaş belgelerde adının bulunmaması onun kesinlikle yaşamadığı anlamına gelmez. Özellikle binlerce askerin katıldığı büyük bir savaşta sıradan bir askerin adının devlet kroniklerine girmemesi olağan olabilir.

Ancak aynı şekilde, geç dönemde ortaya çıkan ayrıntılı bir anlatıyı başka destekleyici belgeler olmadan kesin tarihî gerçek olarak kabul etmek de mümkün değildir.

Ulubatlı Hasan’ın gerçek kişi olduğunu savunan araştırmalar da var

Tartışmanın diğer tarafında Ulubatlı Hasan’ın gerçek bir kişi olduğuna dair yeni deliller bulunduğunu savunan araştırmacılar bulunuyor.

Araştırmacı Hakan Yılmaz, 2019’da Türk Dünyası Araştırmaları dergisinde yayımlanan çalışmasında Hasan’ın yalnızca geç dönem kroniğindeki bir karakter olmadığını ileri sürdü. Yılmaz; İstanbul’daki mezar, mescit ve yer adlarıyla bağlantılı kayıtların yanı sıra Bursa çevresindeki vakıf belgeleri gibi bazı tarihî ve topografik verilerin Ulubatlı Hasan’ın gerçek bir kişi olduğuna işaret ettiğini savundu.

Yılmaz ayrıca Chronicon Maiusun bütünüyle Makarios Melissenos tarafından oluşturulmuş sahte bir eser olduğu yönündeki hâkim akademik görüşe de itiraz ediyor ve metnin Sphrantzes’le ilişkisini yeniden yorumluyor.

Ancak bu görüş, uluslararası Bizans araştırmalarındaki genel kabulden farklı. Cambridge, Chicago Üniversitesi ve Köln Üniversitesi gibi akademik kaynaklar Chronicon Maiusu halen 16. yüzyılda Melissenos tarafından oluşturulmuş bir çalışma olarak değerlendiriyor.

Dolayısıyla bugün “Ulubatlı Hasan gerçekten yaşadı mı?” sorusuna akademik açıdan verilebilecek en ihtiyatlı cevap şudur:

Yaşamış olması mümkündür; ancak popüler anlatıdaki biyografisinin ve surlara ilk sancağı diken kişi olduğunun bütün ayrıntıları çağdaş bağımsız kaynaklarla kesin olarak doğrulanmış değildir.

Surlara ilk çıkan kişi konusunda başka isimler de öne sürülüyor

Tartışmanın bir başka boyutu da “surlara ilk kim çıktı?” sorusu.

Fetih sırasında binlerce Osmanlı askerinin farklı noktalardan surlara saldırması, tek bir “ilk asker” belirlemeyi zaten zorlaştırıyor. Farklı kaynaklarda ve sonraki araştırmalarda Karıştıran Süleyman Bey, Balaban Bey ve Mustafa Bey gibi isimler de surlara ilk çıkan veya sancak diken askerler arasında anılıyor.

İBB’nin Fetih ve Fatih kitabında değerlendirilen araştırmalar, dönemin kaynaklarının bu konuda tek bir isim üzerinde birleşmediğini ortaya koyuyor. Özellikle Ulubatlı Hasan anlatısının geç bir metne dayanması nedeniyle, “surlara ilk çıkan kişinin tartışmasız biçimde Hasan olduğu” şeklindeki ifade tarihî kaynakların sağlayabileceğinden daha kesin bir hüküm niteliğinde.

Bu durum fethin gerçekleşme biçimini değiştirmiyor.

Çağdaş ve erken tarihî kaynakların ortaklaştığı temel gerçek, 29 Mayıs sabahındaki son hücum sırasında Osmanlı askerlerinin surları aşması, burçlara sancakların çıkarılması ve savunmanın çözülmesidir. TDV İslâm Ansiklopedisi de Osmanlı kuvvetlerinin topların açtığı gediklerden şehre girdiğini kaydediyor.

Tartışılan nokta İstanbul’un fethedilip edilmediği veya askerlerin surlara çıkıp çıkmadığı değil; bu sembolik hareketi gerçekleştiren ilk askerin kimliği.

Tarihî kişilikten fetih sembolüne dönüştü

Belgelerdeki belirsizliğe rağmen Ulubatlı Hasan özellikle 20. yüzyılda İstanbul’un fethi anlatısının en tanınmış isimlerinden biri oldu.

Şiirlerde, romanlarda, çocuk kitaplarında, tarih dergilerinde ve sinemada Hasan; elinde Osmanlı sancağıyla surlara tırmanan genç asker şeklinde tasvir edildi. Bu görüntü zamanla tarihî belgeden bağımsız biçimde ortak kültürel hafızaya yerleşti.

İstanbul Ansiklopedisi arşivinde de Ulubatlı Hasan için hazırlanmış maddeler ve ona ilişkin edebî anlatılar bulunuyor. Bu kayıtlar, tarihî tartışmanın ötesinde Hasan figürünün İstanbul kültüründe ne kadar güçlü bir sembole dönüştüğünü gösteriyor.

İBB Kültür AŞ tarafından oluşturulan Panorama 1453 Tarih Müzesi de bu hafızayı sürdürüyor. Müzenin panoramik fetih tasvirinde binlerce asker arasında Ulubatlı Hasan ve surlarda dalgalanan Osmanlı sancağı da temsili olarak görülebiliyor. Panorama, tarihî olayın 21. yüzyıldaki sanatsal yorumlarından biri niteliğinde.

2012 yapımı Fetih 1453 filmi ise Ulubatlı Hasan figürünü çok daha geniş bir izleyici kitlesine taşıdı. Filmde tarihî kaynaklarla belgelenmeyen kişisel ilişkiler ve olaylar da dramatik kurgu amacıyla kullanıldı. Bu nedenle sinema anlatısındaki Ulubatlı Hasan ile tarihî kaynaklardaki sınırlı Hasan bilgisini birbirinden ayırmak gerekiyor.

Ulubatlı Hasan’ın önemi bugün tam da bu noktada ortaya çıkıyor.

Onun hikâyesi bir yandan tarihçinin “Kaynak bunu gerçekten söylüyor mu?” sorusunu gündeme getirirken, diğer yandan toplumların büyük tarihî olayları belirli kişilerin cesareti üzerinden nasıl simgeleştirdiğini gösteriyor.

29 Mayıs 1453’te İstanbul’un fethedildiği, Osmanlı askerlerinin surları aştığı ve sancakların burçlara çıkarıldığı tarihî bir gerçek. Fakat o askerlerden birinin bugün bildiğimiz biçimiyle Ulubatlı Hasan olup olmadığı, doğum tarihi, askerî rütbesi, yanında kaç kişinin bulunduğu ve “ilk sancağı” kesin olarak onun dikip dikmediği konusunda tarihî belgeler kesin bir hükme izin vermiyor.

Buna rağmen Ulubatlı Hasan, yüzyıllar içinde tek bir askerden daha geniş bir anlam kazandı: İstanbul’un fethinde surlara ulaşmak için hayatını ortaya koyan Osmanlı askerlerinin ortak cesaretini temsil eden sembolik bir şahsiyet haline geldi.

Bu nedenle onun hikâyesini anlatırken iki şeyi aynı anda korumak mümkün: İstanbul’un fethinde savaşan ve hayatını kaybeden askerlerin hatırasına saygı göstermek ve tarihî açıdan doğrulanmamış ayrıntıları kesin gerçek gibi aktarmamak.

Ulubatlı Hasan’ın adı bugün de İstanbul’un fethiyle birlikte yaşamaya devam ediyor; fakat onu anlamanın en sağlıklı yolu, efsane ile tarih arasındaki çizgiyi görünür tutarak hem kaynakların söylediklerini hem de yüzyıllar içinde oluşan toplumsal hafızayı birlikte değerlendirmekten geçiyor.

BiziUnutma.com

Tepkiniz Nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenme Beğenme 0
Aşk Aşk 0
Komik Komik 0
Vay Vay 0
Üzgün Üzgün 0
Kızgın Kızgın 0

Yorumlar (0)

User