Cemal Kaşıkçı kimdi? İstanbul’daki cinayet, soruşturma ve adalet arayışı

Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın kariyeri, İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldürülmesi, uluslararası soruşturmalar ve süren adalet arayışı.

10 Eyl 2026 - 17:07
0
Cemal Kaşıkçı kimdi? İstanbul’daki cinayet, soruşturma ve adalet arayışı

Ahmet Taş | Bizi Unutma

İSTANBUL, TÜRKİYE — Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı, ülkesindeki siyasi baskıları eleştiren yazılarıyla uluslararası alanda tanındı; 2 Ekim 2018’de evlilik işlemleri için girdiği Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldürülmesi ise dünya çapında diplomatik ve hukuki bir krize dönüştü.

Medine’de başlayan yaşamı Suudi gazetelerinin yönetim katlarına, diplomatik çevrelere ve Washington Post köşe yazarlığına uzanan Kaşıkçı, uzun yıllar Suudi yönetim çevrelerine yakın bir gazeteci olarak çalıştı. Ancak özellikle 2017’den itibaren Veliaht Prens Muhammed bin Selman dönemindeki ifade özgürlüğü ve siyasi baskı politikalarını daha açık biçimde eleştirmeye başladı. ABD’ye yerleşmesinden yaklaşık bir yıl sonra İstanbul’da öldürüldü. Birleşmiş Milletler daha sonra cinayeti Suudi Arabistan’ın devlet sorumluluğunu doğuran “yargısız infaz” olarak nitelendirdi.

Cemal Kaşıkçı kimdi?

Tam adı Cemal Ahmed Kaşıkçı olan gazeteci, 22 Ocak 1958’de Suudi Arabistan’ın Medine kentinde dünyaya geldi. ABD’de Indiana State University’de işletme eğitimi aldıktan sonra gazeteciliğe yöneldi.

Kaşıkçı’nın ailesinin Suudi Arabistan’ın siyasi ve ekonomik çevreleriyle bağlantıları bulunuyordu. Dedesi kraliyet ailesine doktorluk yapmış, amcası Adnan Kaşıkçı ise uluslararası silah ticaretiyle tanınan bir iş insanı olmuştu. Ancak Cemal Kaşıkçı’nın kendi kariyeri esas olarak gazetecilik, dış politika ve Ortadoğu siyaseti üzerine şekillendi.

1980’lerden itibaren Afganistan, Cezayir ve Sudan gibi bölgesel çatışmaları gazeteci olarak izledi. Afganistan’da bulunduğu yıllarda Usame bin Ladin ile de röportajlar yaptı. Bu dönem Kaşıkçı’nın daha sonraki siyasi düşüncelerinin tartışılmasında sık sık gündeme getirildi.

Birleşmiş Milletler’in 2019 tarihli incelemesinde, Kaşıkçı’nın gençlik döneminde ılımlı İslamcı hareketlere yakınlık gösterdiği, ancak sonraki yıllarda özellikle Arap Baharı’nın etkisiyle daha liberal, demokratik hakları ve ifade özgürlüğünü savunan bir çizgiye yöneldiği belirtildi. Raporda onun Suudi monarşisinin devrilmesini savunan bir isim olmadığı da vurgulandı.

Suudi basınında yükseldi, Al Watan’dan iki kez ayrıldı

Kaşıkçı 1990’lı ve 2000’li yıllarda Suudi Arabistan medya dünyasının tanınan gazetecilerinden biri hâline geldi.

1999’da İngilizce yayımlanan Arab News gazetesinin genel yayın yönetmen yardımcısı oldu ve yaklaşık dört yıl bu görevde kaldı. 2003 yılında Suudi Arabistan’ın önde gelen gazetelerinden Al Watanın genel yayın yönetmenliğine getirildi.

Ancak ilk genel yayın yönetmenliği yalnızca birkaç hafta sürdü. Gazetenin dinî ve toplumsal konularda daha açık tartışmalara yer vermesi nedeniyle görevinden alındığı yönünde değerlendirmeler yapıldı.

Kaşıkçı daha sonra eski Suudi istihbarat şefi ve Washington Büyükelçisi Prens Turki el-Faysal’ın medya danışmanlığını yaptı. Turki el-Faysal’ın ABD ve İngiltere’deki diplomatik görevleri sırasında da yanında çalıştı.

2007’de yeniden Al Watan’ın başına dönen Kaşıkçı, 2010 yılında ikinci kez görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Bu dönemden sonra Suudi iş insanı Prens Velid bin Talal tarafından kurulması planlanan Al Arab televizyon kanalının genel müdürlüğünü üstlendi.

Bahreyn merkezli kanal Şubat 2015’te yayına başladı ancak yalnızca bir gün sonra yayınları durduruldu. Kanalın ilk yayınlarından birinde Bahreyn muhalefetinden bir ismin ekrana çıkarılması, kapatılma kararının nedenleri arasında gösterildi.

2017’de ABD’ye yerleşti ve Washington Post’ta yazmaya başladı

Kaşıkçı’nın yaşamındaki en önemli dönüm noktalarından biri 2017 yılı oldu.

Muhammed bin Selman’ın Suudi Arabistan’da siyasi gücünü artırdığı dönemde din adamları, akademisyenler, iş insanları ve hükümet politikalarını eleştiren bazı isimlere yönelik tutuklamalar Kaşıkçı’nın eleştirilerinin merkezine yerleşti.

Kaşıkçı, yönetimin kadınların otomobil kullanmasına izin verilmesi ve ekonomik modernizasyon gibi reformlarını desteklediğini ancak reformların siyasi baskıyla birlikte yürütülmesini yanlış bulduğunu yazıyordu.

2016’da dönemin ABD Başkanı seçilen Donald Trump ile Suudi yönetimi arasındaki yakınlaşmayı eleştiren açıklamalarının ardından yazı yazması ve sosyal medya kullanımı konusunda baskıyla karşılaştığını belirtti.

2017’de Suudi Arabistan’dan ayrılarak ABD’ye yerleşti.

18 Eylül 2017’de Washington Post’taki ilk yazısında ülkesinde düşüncelerini açıklayan aydınların karşı karşıya kaldığı baskıyı anlattı ve artık sessiz kalmayacağını ilan etti.

Sonraki bir yıl boyunca Washington Post’ta ifade özgürlüğü, Yemen savaşı, Arap dünyasında demokrasi, siyasi tutuklamalar ve Muhammed bin Selman yönetiminin politikaları üzerine yazılar kaleme aldı.

Kaşıkçı kendisini devrimci bir muhalif olarak tanımlamıyor, Suudi Arabistan’ın modernleşmesini desteklerken siyasi katılım ve ifade özgürlüğünün de genişletilmesi gerektiğini savunuyordu. Washington Post’un kendi kayıtlarına göre sürgünde yaşamaktan memnun değildi ve ülkesinden kopmak onun için kişisel bir bedel anlamına geliyordu.

2 Ekim 2018’de konsolosluğa girdi ve bir daha çıkmadı

Kaşıkçı’nın İstanbul’a gelişinin nedeni siyasetten çok kişisel hayatıyla ilgiliydi.

Türk akademisyen Hatice Cengiz ile evlenmeye hazırlanıyordu. Bunun için daha önceki evliliğinin sona erdiğini gösteren Suudi resmî belgesine ihtiyacı vardı.

BM Özel Raportörü Agnes Callamard’ın soruşturmasına göre Kaşıkçı ve Cengiz 28 Eylül 2018’de İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’na gitti. Kaşıkçı o gün yaklaşık 45 dakika içeride kaldı ve kendisine gerekli belgeyi almak için 2 Ekim’de yeniden gelmesi söylendi.

Kaşıkçı 2 Ekim günü yeniden başkonsolosluğa geldi. Hatice Cengiz dışarıda bekledi.

Ancak Kaşıkçı binadan çıkmadı.

Sonraki soruşturmalarda aynı gün Riyad’dan İstanbul’a gelen 15 kişilik bir Suudi ekibinin başkonsoloslukta bulunduğu belirlendi. BM soruşturması, ekibin üyeleri arasında güvenlik ve istihbarat görevlileri ile adli tıp uzmanının bulunduğunu ortaya koydu. Ekibin seyahat ve lojistik organizasyonunda Suudi devletinin imkânlarının kullanıldığı tespit edildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 31 Ekim 2018’de yaptığı açıklamada Kaşıkçı’nın başkonsolosluğa girdikten kısa süre sonra önceden yapılan plan doğrultusunda boğularak öldürüldüğünü, ardından cesedinin parçalanarak ortadan kaldırıldığını bildirdi.

Kaşıkçı’nın cenazesinin veya kalıntılarının nerede olduğu ise aradan geçen yıllara rağmen açıklığa kavuşmadı.

Suudi Arabistan’ın açıklamaları zaman içinde değişti

Kaşıkçı’nın kaybolmasının hemen ardından Suudi Arabistan yetkilileri gazetecinin başkonsolosluktan ayrıldığını savundu.

12 Ekim’de Suudi İçişleri Bakanlığı, Kaşıkçı’nın öldürüldüğüne ilişkin haberleri “asılsız” olarak nitelendirdi. BM soruşturması Suudi makamlarının ilk günlerde cinayeti reddeden birden fazla açıklama yaptığını kayda geçirdi.

Ancak uluslararası baskı ve Türkiye’de yürütülen soruşturmanın ilerlemesi üzerine Riyad yönetimi 20 Ekim’de Kaşıkçı’nın konsoloslukta hayatını kaybettiğini kabul etti. İlk açıklamada ölümün çıkan bir kavga sırasında meydana geldiği ileri sürüldü.

Bu anlatım daha sonra yeniden değişti.

Suudi savcılığı olayın planlı olduğunu kabul ederken, yönetim cinayetin üst düzey siyasi liderlikten habersiz gerçekleştirilen bir operasyon olduğunu savundu.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman, cinayetin kendi yönetimi altında gerçekleştiği için siyasi sorumluluk taşıdığını ifade etti ancak cinayet emrini verdiği iddiasını reddetti.

BM ve ABD istihbaratı hangi sonuca ulaştı?

Birleşmiş Milletler Yargısız ve Keyfi İnfazlar Özel Raportörü Agnes Callamard’ın Haziran 2019’da yayımladığı kapsamlı rapor, cinayete ilişkin en önemli uluslararası incelemelerden biri oldu.

Raporda Kaşıkçı’nın öldürülmesinin kasıtlı ve planlı bir yargısız infaz olduğu ve uluslararası insan hakları hukuku açısından Suudi Arabistan devletinin sorumluluğunu doğurduğu sonucuna varıldı.

BM, operasyonun üst düzey görevlilerce planlandığına, 15 kişilik ekibin devlet kaynaklarından yararlandığına ve cinayetin konsolosluk gibi resmî bir devlet binasında işlendiğine dikkat çekti. Raporda Veliaht Prens Muhammed bin Selman dahil üst düzey Suudi yetkililerin bireysel sorumluluğunun ayrıca soruşturulmasını gerektiren güvenilir deliller bulunduğu belirtildi.

ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğü ise Şubat 2021’de gizliliği kaldırılan değerlendirmesinde daha doğrudan bir sonuca ulaştı.

ABD istihbarat topluluğu, Muhammed bin Selman’ın İstanbul’da Kaşıkçı’yı yakalamaya veya öldürmeye yönelik operasyonu onayladığını değerlendirdi. Raporda gerekçe olarak veliaht prensin Suudi güvenlik ve istihbarat kurumları üzerindeki kontrolü, yakın danışmanlarının operasyon içindeki rolü ve kişisel koruma biriminin üyelerinin 15 kişilik ekipte bulunması gösterildi.

Suudi Arabistan yönetimi bu değerlendirmeyi reddetti ve Veliaht Prens’in cinayet emri vermediğini savundu.

Suudi Arabistan ve Türkiye’deki davalar ne oldu?

Suudi Arabistan’da yürütülen yargılamada 2019’da beş sanığa ölüm, üç sanığa ise hapis cezası verildi.

Ancak 2020’de nihai kararla ölüm cezaları kaldırıldı. Beş kişi 20 yıl, diğer üç kişi ise 7 ile 10 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırıldı. Sanıkların isimleri kamuoyuna açıklanmadı.

Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, Suudi yargılamasının şeffaf olmadığını ve cinayetin emir-komuta zincirinin ortaya çıkarılmadığını belirterek süreci eleştirdi.

Türkiye’de ise İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 2020’de aralarında eski Suudi istihbarat yetkilileri ve kraliyet danışmanlarının da bulunduğu 20 Suudi vatandaşı hakkında dava açtı. Yargılama sanıklar Türkiye’de olmadığı için gıyaplarında yürütüldü.

Ancak İstanbul’daki mahkeme 7 Nisan 2022’de yargılamanın durdurulmasına ve dosyanın Suudi Arabistan’a devredilmesine karar verdi. Karar, uluslararası basın özgürlüğü ve insan hakları kuruluşlarının tepkisine yol açtı.

Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinin aynı dönemde normalleşmeye başlaması nedeniyle kararın diplomatik boyutu da yoğun biçimde tartışıldı.

Adalet arayışı 2026’da Fransa’da yeniden gündeme geldi

Kaşıkçı dosyası sekiz yıl sonra da hukuken tamamen kapanmış değil.

Mayıs 2026’da Paris Temyiz Mahkemesi, insan hakları kuruluşları TRIAL International ve Sınır Tanımayan Gazeteciler tarafından yapılan başvurunun incelenebileceğine hükmetti.

Kararın ardından Fransa’da bir soruşturma hâkimi, Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesiyle bağlantılı işkence ve zorla kaybetme suçlamalarını araştırmak üzere soruşturma başlattı.

Fransız hukukundaki bu süreç, Muhammed bin Selman veya başka bir kişi hakkında suçluluk hükmü verildiği anlamına gelmiyor. Soruşturma aşamasında yargı makamları, yapılan suç duyurularının ve mevcut delillerin ceza hukuku açısından nasıl değerlendirileceğini araştıracak.

Bununla birlikte yeni dosya, Kaşıkçı cinayetinin uluslararası hukuk ve basın özgürlüğü açısından gündemde kalmaya devam ettiğini gösteriyor.

Kaşıkçı’nın bedeni hâlâ bulunamadı.

Cinayetin fiziksel delillerinin önemli bir bölümü hiçbir zaman bağımsız uluslararası makamların tam erişimine açılamadı.

Suudi Arabistan’da sekiz kişi hapis cezası aldı ancak uluslararası soruşturmaların işaret ettiği daha üst düzey siyasi sorumluluk tartışması sonuçlanmadı.

Cemal Kaşıkçı’nın yaşamının son döneminde en çok üzerinde durduğu konu ise ifade özgürlüğüydü.

Öldürülmeden kısa süre önce kaleme aldığı ve ölümünün ardından Washington Post tarafından yayımlanan son yazısında Arap dünyasının özgür ve bağımsız bir basına ihtiyaç duyduğunu savunmuştu.

Gazetecilik kariyerine Suudi sisteminin içinde başlayan, kraliyet çevrelerine danışmanlık yapan ve ülkesindeki reform hareketlerini destekleyen Kaşıkçı; hayatının son yıllarında aynı sistemin daha açık, çoğulcu ve eleştiriye izin veren bir yapıya dönüşmesi gerektiğini savunan bir gazeteciye dönüştü.

2 Ekim 2018’de İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’na evlenebilmek için gerekli bir belgeyi almak amacıyla girdi.

Bir daha dışarı çıkamadı.

Aradan sekiz yıl geçmesine rağmen cesedinin nerede olduğu bilinmiyor; cinayetin emir zincirine ilişkin tartışmalar ve uluslararası adalet arayışı ise devam ediyor.

Cemal Kaşıkçı’nın ardında onlarca yıllık gazetecilik kariyeri kadar, basın özgürlüğü ve bir gazetecinin devlet gücü karşısındaki güvenliği üzerine dünya çapında süren bir tartışma kaldı.

BiziUnutma.com

Tepkiniz Nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenme Beğenme 0
Aşk Aşk 0
Komik Komik 0
Vay Vay 0
Üzgün Üzgün 0
Kızgın Kızgın 0

Yorumlar (0)

User