Hürrem Sultan kimdir? Kanuni’nin eşinden Osmanlı’nın güçlü figürüne
Hürrem Sultan’ın saraya gelişinden Kanuni ile evliliğine, şehzadeler mücadelesinden hayır eserleri ve diplomasiye uzanan sıra dışı hayatı.
Ahmet Taş | Bizi Unutma
İSTANBUL, TÜRKİYE — Osmanlı sarayına bir cariye olarak giren Hürrem Sultan, Kanuni Sultan Süleyman’ın nikâhlı eşi, II. Selim’in annesi, hayır eserlerinin banisi ve 16. yüzyıl Osmanlı siyasetinin en etkili kadınlarından biri haline geldi.
Batı kaynaklarında çoğunlukla Roxelana adıyla anılan Hürrem Sultan’ın hayatı, yalnız Kanuni ile yaşadığı ilişkiyle değil, Osmanlı hanedan geleneklerinde meydana gelen değişimler, şehzadeler arasındaki taht rekabeti, dış hükümdarlarla yürüttüğü yazışmalar ve İstanbul’dan Kudüs’e uzanan vakıf eserleriyle de önem taşıyor. Bununla birlikte hayatının özellikle ilk yılları ve saray mücadelelerindeki rolü hakkındaki bazı anlatılar rivayetlere veya kendisine karşı önyargılı dönem kaynaklarına dayanıyor.
Hürrem Sultan’ın kökeni kesin olarak bilinmiyor
Hürrem Sultan’ın doğum tarihi ve çocukluk hayatı hakkında kesin bir Osmanlı kaydı bulunmuyor. Genellikle 16. yüzyılın başlarında dünyaya geldiği kabul ediliyor.
TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki biyografiye göre bugün Ukrayna sınırları içinde kalan, o dönemde Lehistan hâkimiyetindeki Rohatyn-Rogatin çevresinden geldiği düşünülüyor. Geleneksel anlatıda bir Ortodoks veya Katolik din adamının kızı olduğu ve asıl adının Alexandra Lisowska olduğu ileri sürülse de bu isim konusunda kaynaklar tam anlamıyla birleşmiyor. Batılı yazarlar onu Ruthenia kökenine gönderme yapan Roxelana, Rossa veya Roxolane gibi adlarla tanımladı. Osmanlı kaynaklarında ise daha çok Hürrem ve Haseki Sultan olarak yer aldı.
Genç yaşta Kırım Tatarlarının Doğu Avrupa’ya yönelik akınlarından birinde esir alınarak Osmanlı topraklarına getirildiği kabul ediliyor. Daha sonra saraya ulaştı ve şehzadelik yıllarından itibaren Sultan Süleyman’ın çevresinde bulundu.
“Hürrem” kelimesi neşeli, güler yüzlü ve gönül açıcı anlamlarını taşıyordu. Sarayda eğitim gören Hürrem’in zaman içinde Süleyman’ın en yakınındaki kadın haline geldiği biliniyor.
Hayatının bu erken dönemi hakkındaki ayrıntıların önemli bölümü sonraki Avrupa kaynaklarından geldiği için, popüler kültürde anlatılan çocukluk hikâyelerinin tamamını belgelenmiş biyografi olarak kabul etmek mümkün değil.
Kanuni’nin hasekisi oldu ve hanedan geleneğini değiştirdi
Süleyman 1520’de Osmanlı tahtına çıktığında daha önce doğmuş oğulları bulunuyordu. Bunlardan ileride taht mücadelesinin merkezine yerleşecek Şehzade Mustafa, Mahidevran Sultan’ın oğluydu.
Hürrem Sultan ise kısa süre içinde Kanuni’den art arda çocuk sahibi oldu. Şehzade Mehmed’in ardından Mihrimah Sultan, Abdullah, Selim, Bayezid ve Cihangir dünyaya geldi. Abdullah küçük yaşta öldü. Böylece Hürrem’in hayatta kalan dört oğlu ve bir kızı Osmanlı hanedan siyasetinin merkezine yerleşti.
Bu durum Osmanlı sarayındaki yerleşik uygulamalardan farklıydı. Önceki dönemlerde bir cariyenin genellikle bir erkek çocuk doğurduktan sonra şehzadesine odaklanması ve şehzade sancak görevine çıktığında onunla birlikte İstanbul’dan ayrılması beklenirdi.
Hürrem ise Kanuni’nin yanında kaldı ve birden fazla erkek çocuk dünyaya getirdi.
Daha da sıra dışı gelişme, Kanuni’nin Hürrem’i azat ederek onunla resmî nikâh kıymasıydı. Nikâhın kesin tarihi konusunda kaynaklarda farklı değerlendirmeler bulunsa da olayın 1530’ların ilk yarısında gerçekleştiği kabul ediliyor. Bir Osmanlı padişahının eski cariyesiyle bu biçimde evlenmesi saray geleneğinde dikkat çekici bir değişiklikti.
Kanuni’nin Hürrem’e gönderdiği şiirler ve Hürrem’in seferdeki hükümdara yazdığı mektuplar da aralarındaki ilişkinin yalnız hanedan zorunluluğundan ibaret olmadığını gösteriyor. Süleyman’ın “Muhibbî” mahlasıyla yazdığı şiirler ve Hürrem’in mektupları, çift arasındaki güçlü kişisel bağı belgeleyen başlıca kaynaklar arasında bulunuyor.
Mahidevran ve şehzadeler arasındaki mücadelede adı öne çıktı
Hürrem Sultan’ın tarihî imajını en fazla şekillendiren konu, Osmanlı tahtı için yaşanan şehzadeler mücadelesi oldu.
Mahidevran Sultan’ın oğlu Şehzade Mustafa, Kanuni’nin en büyük ve uzun süre tahta en güçlü aday görülen oğluydu. Ordunun ve bazı devlet adamlarının Mustafa’ya duyduğu yakınlık, Hürrem’in oğullarının geleceği açısından önemli bir problem oluşturuyordu.
Hürrem’in kızı Mihrimah Sultan’ın Rüstem Paşa ile evlenmesi de saraydaki siyasi güç dengesini etkiledi. Rüstem Paşa daha sonra sadrazamlığa yükseldi.
Şehzade Mustafa 1553’te Kanuni’nin İran seferi sırasında padişahın emriyle boğdurularak öldürüldü. Bu olay daha sonraki tarih anlatılarında sıklıkla Hürrem Sultan-Rüstem Paşa komplosu şeklinde aktarıldı.
Ancak burada temkinli olmak gerekiyor.
Hürrem ve Rüstem’in Mustafa aleyhinde faaliyet gösterdiğine dair dönem kaynaklarında iddialar bulunsa da Mustafa’nın öldürülmesi sonuçta Kanuni Sultan Süleyman’ın verdiği siyasi ve hanedanî bir karardı. Hürrem’in tek başına padişahı aldatarak bütün süreci yönettiği şeklindeki popüler anlatı, tarihî olayın karmaşıklığını fazlasıyla basitleştiriyor.
Benzer şekilde Sadrazam Pargalı İbrahim Paşa’nın 1536’da öldürülmesinin doğrudan Hürrem’in planı olduğu da tartışmalı bir değerlendirme. TDV maddesi onun etkisinin bulunduğunun “sanıldığını” aktarırken, çağdaş ve modern tarih yazımında İbrahim Paşa’nın giderek artan siyasi gücü ve padişahla yaşadığı sorunlar da kararın temel unsurları arasında değerlendiriliyor.
Saraydaki rolü dış politikaya kadar uzandı
Hürrem Sultan’ın etkisi yalnız harem içindeki ilişkilerle sınırlı değildi.
Kanuni’nin uzun seferleri sırasında Hürrem, İstanbul’daki gelişmeler hakkında padişaha mektuplar gönderiyor; saray, aile ve şehirdeki durumla ilgili bilgiler iletiyordu.
Daha dikkat çekici olan ise yabancı hükümdarlarla doğrudan yazışmasıydı.
Türk Tarih Kurumu’nun Belleten dergisinde yayımlanan araştırmada, Varşova’daki Polonya arşivlerinde Hürrem Sultan’ın Lehistan Kralı II. Zygmunt August’a yazdığı iki mektubun orijinalinin bulunduğu ortaya kondu. Kızı Mihrimah Sultan’ın da aynı hükümdara mektupları bulunuyor.
Bu belgeler Hürrem’in yalnız sarayın iç politik aktörü olmadığını, Osmanlı-Lehistan ilişkilerinin yumuşak diplomasi boyutunda da rol üstlendiğini gösteriyor.
Oxford Üniversitesi’nden tarihçi Leslie Peirce da Osmanlı hanedan kadınlarının diplomatik faaliyetlerini ele alan çalışmasında Hürrem’i 16. ve 17. yüzyıllarda dış ilişkilerde görünür hale gelen önemli saray kadınlarından biri olarak değerlendiriyor.
Bu nedenle Hürrem Sultan, daha sonraki dönemlerde Nurbanu, Safiye ve Kösem Sultan gibi kadınların siyasi nüfuzunun artacağı sürecin erken ve güçlü örneklerinden biri kabul ediliyor.
İstanbul’dan Kudüs’e uzanan büyük hayır eserleri bıraktı
Hürrem Sultan’ın kalıcı mirasının önemli bir bölümü vakıfları ve hayır eserlerinden oluşuyor.
İstanbul’da bugün de onun adını taşıyan Haseki semtindeki büyük külliye, Hürrem Sultan’ın en önemli eserlerinden biri. Cami, medrese, mektep, imaret ve darüşşifadan oluşan külliyenin bölümleri Mimar Sinan’ın erken dönem eserleri arasında yer alıyor. Hürrem bu yapılar için gelir getiren geniş vakıflar oluşturdu.
Ayasofya ile Sultanahmet arasındaki bölgede bulunan Haseki Hürrem Sultan Hamamı da onun vakıf sisteminin önemli parçalarındandı.
Ancak hayır faaliyetleri İstanbul’la sınırlı kalmadı.
Hürrem Sultan’ın Kudüs’te kurdurduğu imaret, Osmanlı sosyal yardım tarihinin dikkat çekici kurumlarından biri oldu. Tarihçi Amy Singer’ın Princeton Üniversitesi tarafından tanıtılan kapsamlı araştırması, bu imaretin fakirlere, yolculara, dinî çevrelere ve şehirde yaşayan ihtiyaç sahiplerine yemek sağlayan büyük bir vakıf kurumu olduğunu ortaya koyuyor. Vakıf yalnız yardım hizmeti sunmuyor; çevredeki köylerin üretimiyle Kudüs şehir ekonomisini birbirine bağlayan geniş bir ekonomik sistem de oluşturuyordu.
Hürrem Sultan’ın Mekke ve Medine’de de hayır faaliyetleri ve vakıfları bulunduğu Osmanlı kaynaklarında kayıtlı.
Bu eserler, onun siyasi nüfuzunun yanında Osmanlı hanedan kadınlarının kamusal alandaki görünürlüğünün de giderek arttığını gösteriyor.
“Entrikacı Hürrem” imajı tarihî gerçeğin yalnız bir bölümünü yansıtıyor
Hürrem Sultan’ın Avrupa ve Osmanlı tarih yazımındaki imajı uzun süre son derece olumsuz oldu.
Venedik elçileri ve bazı Avrupalı diplomatlar onu padişahı etkisi altına alan, rakiplerini ortadan kaldıran ve kendi oğullarını tahta geçirmek için sarayı yöneten bir kadın olarak tasvir etti. Bazı kaynaklarda büyü yaptığına ilişkin söylentiler bile bulunuyor. TDV maddesi de çağdaş kaynaklarda bu tür iddiaların aktarıldığını belirtiyor.
Modern tarihçilik ise bu kaynakların diline daha ihtiyatlı yaklaşıyor.
- yüzyıl dünyasında siyasi nüfuz kullanan bir kadının Avrupalı erkek diplomatlar tarafından olağan dışı ve tehdit edici görülmesi, Hürrem hakkındaki anlatıların oluşumunu etkileyebilecek unsurlardan biri olarak değerlendiriliyor.
Hürrem’in şehzadeler mücadelesinde taraf olmadığı söylenemez. Kendi çocuklarının geleceğini korumaya çalışması hanedan siyasetinin doğal bir parçasıydı. Ancak yaklaşık dört yüzyıllık popüler anlatıda devletin bütün tartışmalı kararlarını tek başına Hürrem’in “entrikalarına” bağlamak, Kanuni’nin ve dönemin devlet kurumlarının siyasi iradesini görmezden geliyor.
Dolayısıyla onun tarihî kişiliği, yalnız “Roxelana” efsanesiyle değil; eş, anne, hanedan mensubu, siyasi aracı, diplomat ve vakıf kurucusu kimliklerinin tamamıyla değerlendirilmesi gerekiyor.
1558’de öldü, Süleymaniye’de Kanuni’nin yakınına defnedildi
Hürrem Sultan hayatının son döneminde hastalandı. TDV’nin Kanuni Sultan Süleyman biyografisine göre Hürrem’in rahatsızlığının ağırlaşması üzerine padişah 1558’in başlarında İstanbul’a döndü.
Hürrem Sultan 15 Nisan 1558’de İstanbul’da hayatını kaybetti. Kanuni’den yaklaşık sekiz yıl önce öldüğü için oğullarından hangisinin Osmanlı tahtına çıktığını göremedi.
Naaşı Süleymaniye Camii haziresine defnedildi. Kanuni daha sonra onun için Mimar Sinan’a sekizgen planlı, çinilerle süslü özel bir türbe yaptırdı. İstanbul Fatih Kaymakamlığı’nın Süleymaniye çevresine ilişkin kayıtlarında Hürrem Sultan Türbesi bugün de külliyenin başlıca tarihî yapıları arasında gösteriliyor.
Hürrem’in ölümünden sonra Kanuni’nin hayatta kalan oğulları Selim ve Bayezid arasındaki mücadele sertleşti. Bayezid’in yenilmesi ve 1561’de oğullarıyla birlikte öldürülmesinin ardından Selim tahtın tek güçlü varisi haline geldi.
Kanuni’nin 1566’da Zigetvar Seferi sırasında ölmesi üzerine Hürrem Sultan’ın oğlu II. Selim Osmanlı tahtına çıktı.
Hürrem Sultan böylece yaşamı boyunca hedeflediği düşünülen sonucu kendi gözleriyle göremese de, oğlu Osmanlı hükümdarı oldu.
Bugün Hürrem Sultan’ın adı İstanbul’daki Haseki semtinde, hamamında, külliyesinde ve Süleymaniye’deki türbesinde yaşamaya devam ediyor. Televizyon dizileri, romanlar ve filmler onu çoğunlukla aşk ve saray entrikaları üzerinden anlatsa da tarihî belgeler çok daha geniş bir portre ortaya koyuyor.
Bir zamanlar saraya dışarıdan getirilen genç bir kadın, birkaç on yıl içinde Osmanlı padişahının resmî eşi, şehzadelerin annesi, yabancı hükümdarlarla yazışabilen bir hanedan mensubu ve İstanbul’dan Kudüs’e uzanan büyük vakıfların kurucusu haline geldi.
Bu dönüşüm, Hürrem Sultan’ı yalnız Kanuni’nin hayatındaki önemli bir kişi değil, Osmanlı hanedan ve saray düzenindeki değişimin en dikkat çekici figürlerinden biri yapıyor.
BiziUnutma.com
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenme
0
Aşk
0
Komik
0
Vay
0
Üzgün
0
Kızgın
0
Yorumlar (0)