Kleopatra kimdir? Mısır’ın son kraliçesinin hayatı, iktidarı ve ölümü
Kleopatra VII’nin Mısır tahtından Julius Caesar ve Marcus Antonius ittifaklarına, Aktium yenilgisinden MÖ 30’daki gizemli ölümüne uzanan hayatı.
Ahmet Taş | Bizi Unutma
İSKENDERİYE, MISIR — Antik dünyanın en tanınmış hükümdarlarından Kleopatra VII, MÖ 51’den MÖ 30’a kadar Mısır’ı yönetti; Julius Caesar ve Marcus Antonius’la kurduğu ittifaklarla ülkesinin Roma karşısındaki bağımsızlığını korumaya çalıştı.
Yaklaşık 21 yıl iktidarda kalan Kleopatra, Hollywood filmlerinin oluşturduğu “güzelliğiyle erkekleri yöneten kraliçe” imajından çok daha karmaşık bir tarihî şahsiyetti. Ptolemaios Mısırı’nın maliyesini ve ordusunu yöneten, donanma oluşturan, yabancı devletlerle müzakere eden ve birden fazla dil bildiği aktarılan hükümdar, Roma Cumhuriyeti’nin iç savaşlarının tam ortasında ülkesini ayakta tutmaya çalıştı. MÖ 31’deki Aktium yenilgisi ve bir yıl sonraki ölümü ise yaklaşık üç yüzyıllık Ptolemaios Hanedanı’nın sonunu hazırladı.
MÖ 69: Mısır kraliçesiydi ama hanedanının kökeni Makedonya’ydı
Kleopatra’nın tam adı VII. Kleopatra Thea Philopator idi. MÖ 70 veya 69 yılında, büyük olasılıkla İskenderiye’de dünyaya geldi. Babası Mısır Kralı XII. Ptolemaios Auletes idi.
Kleopatra’nın ailesi Mısır’ın yerli firavun hanedanlarından gelmiyordu.
Ptolemaioslar, Büyük İskender’in MÖ 332’de Mısır’ı ele geçirmesinin ardından ortaya çıkan Makedon-Yunan kökenli bir hanedandı. Büyük İskender’in ölümünden sonra generallerinden Ptolemaios, MÖ 305’te I. Ptolemaios olarak Mısır kralı oldu. Hanedan yaklaşık 275 yıl boyunca ülkeyi yönetti.
Bu nedenle Kleopatra’yı kesin biçimde “etnik olarak eski Mısırlı” şeklinde tanımlamak doğru değildir. Baba tarafından Ptolemaiosların Makedon-Yunan kökeni açıktır. Ancak annesinin kimliği kesin biçimde bilinmediği için Kleopatra’nın bütün soy ağacı konusunda kesin hüküm kurmak mümkün değildir.
Onu önceki Ptolemaios hükümdarlarının çoğundan ayıran özelliklerden biri ise Mısır dilini öğrenmiş olmasıydı. Ptolemaios sarayında esas dil Yunancaydı ve hanedan mensuplarının çoğu yerli Mısırlı halkın dilini kullanmıyordu. Kleopatra ise hem Yunan seçkinlerine hem Mısırlı tebaaya hitap edebilen bir hükümdar görüntüsü oluşturdu.
Mısır geleneğinde kendisini firavun olarak gösteren tasvirler yaptırırken Yunan dünyasına yönelik paralarda Helenistik hükümdar kimliğini öne çıkardı.
Bu çift kimlik onun iktidar siyasetinin önemli araçlarından biri oldu.
18 yaşında tahta çıktı, kardeşiyle iktidar savaşına girdi
XII. Ptolemaios MÖ 51’de öldüğünde yaklaşık 18 yaşındaki Kleopatra tahta çıktı.
Ptolemaios geleneğine uygun olarak küçük kardeşi XIII. Ptolemaios ile ortak hükümdar ilan edildi. Aynı hanedan geleneği uyarınca iki kardeşin sembolik veya gerçek bir evlilik yaptığı kabul edilir.
Ancak ortak yönetim uzun sürmedi.
Kleopatra başlangıçta yönetimde kendi ağırlığını artırmaya çalıştı. XIII. Ptolemaios’un çevresindeki saray görevlileriyle yaşanan güç mücadelesi sonucunda MÖ 49 civarında İskenderiye’den uzaklaştırıldı.
Kleopatra Suriye tarafına çekildi ve bir ordu oluşturarak tahtını geri almaya hazırlandı.
Tam bu sırada Roma Cumhuriyeti’nin iç savaşı Mısır’a ulaştı.
Julius Caesar’ın rakibi Pompeius, Pharsalos yenilgisinden sonra Mısır’a kaçtı. XIII. Ptolemaios’un çevresindeki yöneticiler Caesar’ın gözüne girebilmek amacıyla Pompeius’u öldürttü.
Caesar birkaç gün sonra İskenderiye’ye ulaştığında ise Mısır’ın iki hükümdarı arasındaki taht kavgasının ortasında kaldı.
Kleopatra açısından bu, iktidarını yeniden kazanabileceği büyük fırsattı.
Julius Caesar’la karşılaşması: Meşhur halı hikâyesi ne kadar doğru?
Kleopatra’nın Julius Caesar’la ilk karşılaşması tarihin en meşhur sahnelerinden birine dönüştü.
Anlatıya göre Kleopatra saraya gizlice sokuldu; bir halıya sarılarak Caesar’ın önüne çıkarıldı.
Ancak antik kaynak Plutarkhos’un anlattığı olayda modern filmlerdeki anlamıyla bir halıdan ziyade, Kleopatra’nın bir yatak örtüsü veya benzeri büyük bir kumaş torbası içinde saraya taşındığı anlaşılır. Dolayısıyla “halıdan çıkan Kleopatra” görüntüsü büyük ölçüde sonraki sanat ve sinema dünyasının güçlendirdiği bir anlatıdır.
Asıl önemli gelişme ise Kleopatra’nın Caesar’ın desteğini kazanmasıydı.
Caesar, Kleopatra ile XIII. Ptolemaios arasında uzlaşma sağlamaya çalıştı ancak çatışmalar büyüdü. İskenderiye Savaşı sırasında XIII. Ptolemaios’un kuvvetleri yenildi ve genç kral Nil’de boğularak öldü.
Kleopatra yeniden tahta çıktı.
Bu kez diğer küçük kardeşi XIV. Ptolemaios ile ortak hükümdar ilan edildi ancak gerçek siyasi güç büyük ölçüde Kleopatra’nın elindeydi.
Caesar ile Kleopatra arasında siyasi ittifakın yanında kişisel bir ilişki de gelişti.
MÖ 47’de Kleopatra Ptolemaios XV Caesar, daha çok bilinen adıyla Caesarion adlı bir erkek çocuk dünyaya getirdi.
Kleopatra çocuğun babasının Julius Caesar olduğunu ilan etti. Caesar ise onu hiçbir zaman Roma hukukuna göre resmen varisi ilan etmedi.
Roma’ya gitti ancak Caesar’ın öldürülmesi bütün dengeleri değiştirdi
Kleopatra MÖ 46 civarında Caesarion ile Roma’ya gitti ve Caesar’ın Roma’daki villalarından birinde kaldı.
Bir yabancı kraliçenin Roma’da bu kadar görünür olması siyasi çevrelerde rahatsızlık yaratıyordu. Cicero’nun yazışmalarında Kleopatra’ya karşı açık bir hoşnutsuzluk görülmesi, Roma elitlerinin ona yaklaşımının örneklerinden biridir.
Ancak Kleopatra’nın Roma’daki güçlü koruyucusu uzun süre yaşayamadı.
Julius Caesar, MÖ 44’te Senato binasında öldürüldü.
Kleopatra kısa süre sonra Mısır’a döndü.
XIV. Ptolemaios da aynı dönemde öldü. Antik ve modern tarihçiler, Kleopatra’nın oğlunun tahtını güvenceye almak amacıyla kardeşini zehirletmiş olabileceğini değerlendiriyor; ancak olayın bütün ayrıntıları kesin değildir.
Kleopatra bundan sonra küçük oğlu Caesarion’u kendisine ortak hükümdar yaptı.
Mısır tahtında artık Kleopatra VII ve XV. Ptolemaios Caesarion bulunuyordu.
Fakat Roma’da Caesar’ın öldürülmesinin ardından başlayan yeni iç savaş, Mısır’ın kaderini bir kez daha değiştirecekti.

Marcus Antonius’la ilişkisi yalnız bir aşk hikâyesi değildi
Caesar’ın ölümünden sonra Roma dünyasının güçlü isimlerinden biri Marcus Antonius oldu.
Antonius, MÖ 41’de Kleopatra’yı Tarsus’a çağırdı. Antik kaynaklarda Kleopatra’nın görkemli bir gemiyle şehre geldiği ve Antonius üzerinde güçlü bir etki bıraktığı anlatılır.
Bu görüşme daha sonra dünyanın en meşhur aşk hikâyelerinden birine dönüştü.
Ancak Kleopatra-Antonius ilişkisini yalnız romantik bir ilişki olarak değerlendirmek tarihsel tabloyu eksik bırakır.
İki tarafın birbirine ihtiyacı vardı.
Antonius’un Roma’nın doğu bölgelerindeki askerî faaliyetleri ve özellikle Partlara karşı planladığı savaş için Mısır’ın büyük ekonomik kaynakları gerekliydi. Kleopatra ise Roma’nın siyasi ve askerî desteği olmadan krallığının bağımsızlığını koruyamayacağını biliyordu.
İlişkilerinden üç çocuk dünyaya geldi:
Alexander Helios, Kleopatra Selene II ve Ptolemaios Philadelphos.
Antonius sonraki yıllarda Kleopatra’ya ve çocuklarına Doğu Akdeniz’de bazı bölgelerin yönetimini verdi. Bu gelişmeler Roma’da Antonius’un Roma çıkarlarını Mısır kraliçesine teslim ettiği şeklinde propaganda malzemesine dönüştürüldü.
Antonius’un siyasi rakibi Octavianus, yani geleceğin Roma İmparatoru Augustus, bu propagandayı ustalıkla kullandı.
Roma kamuoyundaki savaş, giderek “Romalı Antonius ile Octavianus arasındaki iç savaş” görüntüsünden çıkarılıp Roma ile yabancı kraliçe Kleopatra arasındaki mücadele şeklinde sunuldu.
Aktium Savaşı Kleopatra’nın kaderini belirledi
MÖ 32’de Antonius ile Octavianus arasındaki son siyasi bağlar koptu.
Roma Senatosu savaş ilanını doğrudan Antonius’a değil, Kleopatra’ya yöneltti. Böylece Octavianus, mücadeleyi yeni bir Roma iç savaşı yerine yabancı bir hükümdara karşı savaş gibi gösterebildi.
Tarafların kaderini belirleyen çarpışma 2 Eylül MÖ 31’de, Yunanistan’ın batısındaki Aktium açıklarında gerçekleşti.
Antonius ve Kleopatra’nın birleşik donanması Octavianus’un kuvvetleriyle karşı karşıya geldi.
Savaş sırasında Kleopatra’nın gemileri çatışma bölgesinden ayrıldı. Antonius da peşinden gitti.
Antik Roma yazarları bunu korkaklık veya Kleopatra’nın Antonius’u felakete sürüklemesi şeklinde anlattılar. Modern tarihçiler ise denizden geri çekilmenin önceden hazırlanmış bir kaçış planının parçası olabileceğini değerlendiriyor.
Sonuç değişmedi.
Octavianus Aktium’dan zaferle çıktı.
Antonius ve Kleopatra Mısır’a çekildi. Bir yıl sonra Octavianus’un ordusu İskenderiye’ye girdi.
Ptolemaios Mısırı’nın bağımsızlığı artık sona yaklaşmıştı.
MÖ 30: Önce Antonius, ardından Kleopatra öldü
Octavianus’un İskenderiye’yi ele geçirmesi üzerine Marcus Antonius, Kleopatra’nın öldüğü yönündeki yanlış haberin ardından intihar girişiminde bulundu.
Ağır yaralanan Antonius Kleopatra’nın bulunduğu yere götürüldü ve orada hayatını kaybetti.
Kleopatra ise Octavianus’la görüştü.
Roma’ya götürülüp Octavianus’un zafer geçidinde esir hükümdar olarak teşhir edilmekten endişe ettiği düşünülüyor.
Kısa bir süre sonra, MÖ Ağustos 30’da, yaklaşık 39 yaşındayken Kleopatra da öldü.
Peki gerçekten kendisini bir kobra mı soktu?
Meşhur anlatıya göre Kleopatra’ya incir sepetinin içerisinde zehirli bir asp, yani Mısır kobrası getirildi ve kraliçe yılanı kendisini sokması için kullandı.
Fakat bunu kesin olarak bilmiyoruz.
Kleopatra’nın ölümünden yaklaşık bir yüzyıl sonra yazan Plutarkhos bile kesin yöntemi belirleyememişti. Modern tarihçiler zehrin bir iğne, zehirli karışım veya başka bir yöntemle alınmış olabileceğini değerlendiriyor. Smithsonian’ın aktardığı değerlendirmelerde de yılan hikâyesinin kanıtlanmış olmadığı, zehir kullanımının daha olası olabileceği belirtiliyor.
Dolayısıyla “Kleopatra kesin olarak yılan sokmasıyla öldü” demek tarihsel açıdan doğru değildir.
Kesin sayılabilecek olan, Octavianus’un eline düşmesinden kısa süre sonra kendi yaşamına son verdiğidir.
Mezarı hâlâ bulunamadı: Kleopatra gerçekte güzel miydi?
Kleopatra’nın ölümünün ardından Octavianus Mısır’ı Roma’ya bağladı.
Caesarion kaçmaya çalıştı ancak yakalandı ve Octavianus’un emriyle öldürüldü. Böylece Ptolemaios Hanedanı sona erdi ve Mısır Roma’nın bir eyaleti haline geldi.
Kleopatra ile Marcus Antonius’un nereye gömüldüğü ise günümüzde hâlâ kesin olarak bilinmiyor.
İskenderiye yakınlarındaki Taposiris Magna başta olmak üzere farklı bölgelerde yapılan kazılarda Kleopatra dönemine ait eserler bulundu ve zaman zaman mezarın keşfedilmek üzere olduğu ileri sürüldü. Ancak 2026 itibarıyla Kleopatra’nın mezarı bilimsel olarak doğrulanmış biçimde bulunmuş değildir. Son yıllarda ortaya çıkarılan bazı heykel başlarının Kleopatra olduğu iddiası da uzmanlar arasında tartışmalıdır.
Onun gerçek görünüşü de aynı ölçüde merak konusu.
Hollywood’un Elizabeth Taylor ile özdeşleşen Kleopatra görüntüsü tarihî kanıt değildir.
Kleopatra yaşarken basılan sikkeler, görünüşü konusunda elimizdeki en güvenilir görsel kaynaklar arasındadır. British Museum koleksiyonundaki MÖ 50-49 tarihli gümüş sikke, onu diadem takmış şekilde profilden gösteriyor. Başka sikkelerde de belirgin burun ve güçlü çene gibi özellikler görülüyor.
Antik yazar Plutarkhos da onun etkisinin yalnız fiziksel güzellikten kaynaklanmadığını; konuşmasının, zekâsının ve kişiliğinin insanları etkilediğini aktarıyordu. Modern tarihçiler açısından bu nokta önemlidir: Kleopatra’nın 21 yıllık iktidarını yalnız “güzelliğine” bağlamak, yönettiği devletin siyasî ve ekonomik gerçeklerini göz ardı eder.
O bir donanma yönetti.
Para bastırdı.
Vergi ve ekonomi politikalarını yönetti.
Mısır’ın geleneksel dinî kurumlarıyla ilişki kurdu.
Roma’nın iki büyük lideriyle ittifak geliştirdi.
Yaklaşık iki on yıl boyunca Roma tarafından çevrelenen son büyük Helenistik krallıklardan birini bağımsız tutmaya çalıştı.
Başarılı olamadı.
Fakat yenilgisi bile onun adını yaklaşık iki bin yıl boyunca unutulmayan hükümdarlar arasına taşıdı.
MÖ 69 civarında İskenderiye’de başlayan yaşamı, MÖ 30’da aynı kentte sona erdi.
Onun ölümüyle yalnız bir kraliçe değil, Büyük İskender’in fetihlerinden doğan Ptolemaios Mısırı da tarihe karıştı.
Geride ise tarih ile efsanenin birbirine karıştığı bir isim kaldı:
Kleopatra VII — Mısır’ın son Ptolemaios hükümdarı ve antik dünyanın en güçlü kadınlarından biri.
BiziUnutma.com
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenme
0
Aşk
0
Komik
0
Vay
0
Üzgün
0
Kızgın
0
Yorumlar (0)