Hz. Süleyman kimdir? Peygamberliği, hükümranlığı ve Sebe kıssası
Hz. Süleyman’ın Hz. Dâvûd’dan devraldığı hükümranlık, kuşlar ve cinlerle ilgili mucizeleri, Sebe Melikesi kıssası ve Kur’an’daki hayatı.
Ahmet Taş | Bizi Unutma
KUDÜS — Hz. Dâvûd’un oğlu Hz. Süleyman, Kur’an-ı Kerim’de hem peygamber hem hükümdar olarak anlatılan; kendisine ilim, hükümranlık, rüzgâr ve olağanüstü imkânlar verilen seçkin peygamberlerden biridir.
Kur’an’da onun adı; Bakara, Nisâ, En‘âm, Enbiyâ, Neml, Sebe ve Sâd sureleri başta olmak üzere farklı bölümlerde geçer. Hz. Süleyman özellikle adaletli hüküm vermesi, kuşların dilini anlaması, insanlardan, cinlerden ve kuşlardan oluşan ordusu, Hüdhüd aracılığıyla Sebe ülkesinden haber alması ve Sebe Melikesi’ni Allah’a imana davet etmesiyle tanınır. Kur’an ayrıca ona büyü isnat edilmesini açıkça reddeder ve olağanüstü hükümranlığının sihirden değil, Allah’ın kendisine verdiği bir lütuftan kaynaklandığını bildirir.
Hz. Dâvûd’un oğlu olarak yetişti, ilim ve hüküm verildi
Hz. Süleyman’ın babası, kendisi gibi peygamber ve hükümdar olan Hz. Dâvûd’dur.
Kur’an, Hz. Dâvûd ile Hz. Süleyman’a ilim verildiğini bildirir. Neml Suresi’nde her ikisinin de bu nimet karşısında Allah’a hamdettiği aktarılır. Ardından Hz. Süleyman’ın Hz. Dâvûd’a vâris olduğu belirtilir. Buradaki mirasın yalnız maddî mal değil, peygamberlik dışındaki hükümdarlık, ilim ve yönetim imkânlarını da kapsadığı tefsirlerde değerlendirilmiştir.
Kur’an, onun gençlik döneminden bir hukuk örneğini de aktarır.
Bir grubun koyunları geceleyin bir başkasının ekinine girerek ürüne zarar verir. Mesele Hz. Dâvûd ile Hz. Süleyman’ın önüne gelir. Kur’an her iki peygambere de hüküm ve ilim verildiğini, ancak söz konusu davanın çözümünü Süleyman’a daha iyi kavrattığını bildirir.
Klasik tefsirlerde aktarılan açıklamaya göre Hz. Süleyman, zararın kalıcı bir mülkiyet değişimi yerine geçici kullanım yoluyla karşılanmasını teklif eder: Ekin eski haline dönünceye kadar koyunlardan elde edilen gelir tarla sahibine verilecek, daha sonra herkes kendi malını geri alacaktır. Bu ayrıntı doğrudan ayette bulunmaz; tefsir rivayetidir.
Bu olay, Hz. Süleyman’ın İslâmî gelenekte yalnız olağanüstü mucizeleriyle değil, adalet ve hüküm verme kabiliyetiyle de anılmasının önemli dayanaklarından biridir.
Kuşların dilini anlıyor, büyük bir orduyu yönetiyordu
Hz. Süleyman’ın Kur’an’da açıkça bildirilen özelliklerinden biri hayvanlarla, özellikle kuşlarla ilgili olağanüstü bilgiye sahip olmasıdır.
Neml Suresi’nde Hz. Süleyman’ın:
“Bize kuş dili öğretildi.”
dediği aktarılır. Aynı bölümde onun cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan ordularının düzenli biçimde sevk ve idare edildiği belirtilir.
Bu büyük ordunun yolculuklarından biri sırasında Kur’an’ın dikkat çekici kıssalarından biri yaşanır.
Ordu “Karınca Vadisi” olarak isimlendirilen bölgeye geldiğinde bir karınca diğer karıncalara yuvalarına girmelerini söyler; Hz. Süleyman ve ordusunun farkında olmadan kendilerini ezebileceğini belirtir.
Hz. Süleyman karıncanın sözünü anlar.
Ancak Kur’an burada hükümdarın gücünü göstermekten çok, verdiği tepkiye dikkat çeker. Süleyman tebessüm eder ve Allah’a yönelerek kendisine ve anne babasına verilen nimetlere şükredebilmeyi, Allah’ın razı olacağı işler yapmayı ve salih kullar arasına katılmayı ister.
Dolayısıyla kıssanın merkezinde yalnızca “hayvanların dilini anlayabilen bir kral” anlatısı yoktur. Büyük bir güce sahip kişinin bu imkânı kendisinden değil Allah’tan bilmesi ve şükretmesi öne çıkar.
Hüdhüd Sebe ülkesinden haber getirdi
Hz. Süleyman kıssasının en ayrıntılı bölümlerinden biri Hüdhüd ve Sebe Melikesi anlatısıdır.
Hz. Süleyman bir gün kuşları kontrol ederken Hüdhüd’ün bulunmadığını fark eder. Çok geçmeden geri dönen Hüdhüd, Sebe ülkesinden önemli bir haber getirdiğini söyler.
Kur’an’a göre Sebe halkını bir kadın hükümdar yönetmektedir. Kendisine geniş imkânlar verilmiş ve görkemli bir tahtı vardır. Ancak hem hükümdar hem de halkı Allah yerine güneşe secde etmektedir.
Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor: Kur’an, Sebe hükümdarının adını Belkıs olarak vermez. “Belkıs” adı sonraki İslâmî kaynak ve geleneklerde yaygınlaşmıştır.
Hz. Süleyman, Hüdhüd’ün haberini doğrudan doğru kabul etmez; önce haberin doğru olup olmadığını sınamaya karar verir.
Hüdhüd aracılığıyla Sebe Melikesi’ne bir mektup gönderir.
Mektup Allah’ın adıyla başlar ve hükümdarı Hz. Süleyman’a karşı büyüklük taslamamaya, teslimiyet içinde gelmeye çağırır. Sebe Melikesi mektubu aldıktan sonra ülkesinin ileri gelenlerini toplar ve onların görüşünü ister.
Kur’an’ın bu noktada çizdiği hükümdar profili dikkat çekicidir. Ordusuna güvenmesine rağmen savaşa hemen karar vermez; önce diplomasi ve hediye gönderme yolunu tercih eder.
Hz. Süleyman ise gönderilen maddî hediyeleri reddeder. Allah’ın kendisine verdiklerinin bu hediyelerden daha değerli olduğunu bildirir. Böylece meselenin servet veya siyasî çıkar değil, tevhid çağrısı olduğunu gösterir.
Sebe Melikesi’nin tahtı kendisinden önce getirildi
Sebe Melikesi Hz. Süleyman’ı görmek üzere yola çıkınca kıssanın en dikkat çekici olaylarından biri gerçekleşir.
Hz. Süleyman çevresindekilere hükümdarın tahtını kendisine ulaşmadan önce kimin getirebileceğini sorar.
Cinlerden güçlü bir ifrit, Hz. Süleyman makamından kalkmadan önce tahtı getirebileceğini söyler. Kur’an ardından “kitaptan bilgisi bulunan” bir kişinin tahtı göz açıp kapayıncaya kadar getirebileceğini bildirdiğini ve tahtın Hz. Süleyman’ın önüne getirildiğini aktarır.
Hz. Süleyman’ın ilk tepkisi yine şükürdür. Bunun Rabbinden bir lütuf olduğunu ve kendisinin şükredip şükretmeyeceğinin sınandığını ifade eder.
Melikenin tahtında bazı değişiklikler yapılır. Geldiğinde kendisine tahtının böyle olup olmadığı sorulduğunda hükümdar:
“Sanki o.”
şeklinde ihtiyatlı bir cevap verir.
Ardından billurdan yapılmış bir köşke davet edilir. Zemini su zannedince Hz. Süleyman bunun billurdan yapılmış olduğunu açıklar.
Kıssanın sonunda Sebe Melikesi önceki inancındaki yanlışlığı kabul ederek Hz. Süleyman’la birlikte âlemlerin Rabbi Allah’a teslim olduğunu açıklar.
Kur’an burada kıssayı tamamlar.
Hz. Süleyman’ın daha sonra Belkıs’la evlendiği, onu başka bir hükümdarla evlendirdiği veya Sebe ülkesinin yönetimini ona bıraktığı şeklindeki yaygın hikâyeler Kur’an’da bulunmaz ve sonraki rivayetlere aittir.
Rüzgâr ve cinler onun hizmetine verildi
Hz. Süleyman’a verilen olağanüstü imkânlar Sebe kıssasıyla sınırlı değildir.
Sebe Suresi, Allah’ın rüzgârı onun emrine verdiğini bildirir. Ayette sabah yolculuğunun bir aylık, akşam yolculuğunun da bir aylık mesafeye denk olduğu ifade edilir. Ayrıca erimiş bakırın onun için akıtıldığı bildirilir.
Cinlerden bazıları da Allah’ın izniyle Hz. Süleyman için çalışıyordu.
Kur’an onların büyük yapılar, eserler, havuz büyüklüğünde çanaklar ve sabit kazanlar yaptığını bildirir. Sâd Suresi’nde ise bina kuran ve dalgıçlık yapan bazı varlıkların onun emrine verildiği aktarılır.
Enbiyâ Suresi’nde rüzgârın Hz. Süleyman’ın emriyle Allah’ın bereketli kıldığı yere doğru hareket ettiği belirtilir.
Sâd Suresi, Hz. Süleyman’ın Allah’tan kendisini bağışlamasını ve kendisinden sonra kimsenin erişemeyeceği özel bir hükümranlık vermesini istediğini bildirir. Ardından rüzgâr ve başka olağanüstü imkânların kendisine verildiği anlatılır.
Bu bölümde geçen bazı olaylar hakkında klasik tefsirlerde çok sayıda ayrıntılı hikâye oluşmuştur. Ancak Diyanet’in Kur’an Yolu tefsiri, özellikle Hz. Süleyman’ın imtihan edilmesi ve tahtına bir ceset bırakılmasıyla ilgili peygamberlik makamıyla bağdaşmayan İsrailiyat rivayetlerine ihtiyatla yaklaşılması gerektiğine dikkat çeker.
Kur’an, Hz. Süleyman’ın büyücü olduğu iddiasını açıkça reddeder
Hz. Süleyman hakkında tarih boyunca ortaya çıkan en önemli yanlış inanışlardan biri güçlerini sihir ve büyü yoluyla elde ettiği iddiasıdır.
Kur’an bu iddiaya doğrudan cevap verir.
Bakara Suresi’nin 102. ayetinde Hz. Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurdukları anlatılardan söz edilir ve açık biçimde:
Süleyman’ın küfre girmediği bildirilir.
Sihri insanlara öğretenlerin şeytanlar olduğu ifade edilir.
Bu ayet, Hz. Süleyman hakkında İslâmî yaklaşımın temelini oluşturur.
Dolayısıyla mühür, yüzük, tılsım, cin çağırma, büyü kitapları veya “Süleyman’ın sihri” adı altında sonraki kültürlerde ortaya çıkan anlatıları Kur’an’ın Hz. Süleyman tasviriyle özdeşleştirmek doğru değildir.
Kur’an’da onun sahip olduğu olağanüstü yetkilerin kaynağı sihir değil, doğrudan Allah’ın izni ve lütfudur.
Ölümü bile cinlerin gaybı bilmediğini gösterdi
Hz. Süleyman’ın ölümünün nasıl anlaşıldığı da Kur’an’da dikkat çekici biçimde anlatılır.
Sebe Suresi’ne göre Allah onun ölümüne hükmettiğinde, çevresindeki cinler öldüğünü hemen anlayamadı.
Hz. Süleyman asasının üzerinde duruyordu.
Bir ağaç kurdu asasını kemirdi. Asa dayanamaz hale gelince Hz. Süleyman’ın bedeni yere düştü ve böylece öldüğü ortaya çıktı.
Kur’an bu olayı önemli bir inanç ilkesine bağlar:
Cinler gaybı bilmez.
Eğer gaybı bilmiş olsalardı Hz. Süleyman’ın öldüğünü fark eder ve kendilerine verilen ağır işlerde çalışmayı sürdürmezlerdi.
Hz. Süleyman’ın kesin doğum ve ölüm tarihleri Kur’an’da bildirilmez. Yahudi kaynaklarının kronolojisinde onun MÖ 10. yüzyılda yaşadığı ve yaklaşık kırk yıl hükümdarlık yaptığı kabul edilir; farklı hesaplamalarda hükümdarlık yılları yaklaşık MÖ 970-931 veya MÖ 965-928 şeklinde verilir. Bunlar Kur’an kaynaklı tarihler değil, Ahd-i Atîk ve tarihî kronolojiye dayanan değerlendirmelerdir.
Yahudi ve Hristiyan geleneğinde Hz. Süleyman daha çok İsrail kralı Solomon olarak tanınırken, İslâm’da açık biçimde hükümdar-peygamber kabul edilir.
Yahudi kutsal metinleri Kudüs’te ilk büyük mabedin onun döneminde yaptırıldığını anlatır. Kur’an ise bu mabedin inşasını aynı ayrıntıyla anlatmaz; Hz. Süleyman için cinlerin çeşitli büyük yapılar inşa ettiğini bildirir. Bu nedenle “Kur’an’a göre Hz. Süleyman Kudüs Mabedi’ni şu tarihte yaptırdı” şeklinde kesin bir ifade kullanmak doğru değildir.
Hz. Süleyman’ın Kur’an’daki hayatı büyük bir hükümdarın servet hikâyesinden çok daha fazlasıdır.
Kendisine ilim verildiğinde hamdeden, karıncanın sözünü duyduğunda Allah’a şükreden, Sebe Melikesi’nin tahtı karşısına getirildiğinde bunu kendi gücüne değil Rabbine nispet eden ve büyük bir hükümranlığa sahipken Allah’tan bağışlanma isteyen bir peygamber olarak anlatılır.
İnsanlardan, cinlerden ve kuşlardan oluşan ordular; rüzgâr, büyük yapılar, madenler ve benzersiz bir saltanat onun kıssasının olağanüstü tarafıdır.
Fakat Kur’an’ın sürekli hatırlattığı asıl nokta farklıdır:
Bütün bu gücün sahibi Hz. Süleyman değil, ona bu nimetleri veren Allah’tır.
Bu nedenle onun hikâyesinin merkezinde yalnız hükümranlık değil; ilim, adalet, tevhid, şükür ve sahip olunan güç karşısında kulluk bilincini korumak yer alır.
BiziUnutma.com
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenme
0
Aşk
0
Komik
0
Vay
0
Üzgün
0
Kızgın
0
Yorumlar (0)