Sebe Melikesi Belkıs kimdir? Hz. Süleyman’la karşılaşmasının hikâyesi
Kur’an’da Sebe’ye hükmeden kadın olarak anlatılan Belkıs’ın Hz. Süleyman’la karşılaşması, tevhidi kabulü ve tarihî Sebe Krallığıyla ilişkisi.
Ahmet Taş | Bizi Unutma
MA‘RİB / YEMEN — Kur’an-ı Kerim’de Sebe halkına hükmeden güçlü bir kadın hükümdar olarak anlatılan ve İslâm geleneğinde Belkıs adıyla tanınan Sebe Melikesi, Hz. Süleyman’la karşılaşmasının ardından tevhid inancını kabul etti.
Büyük bir tahta sahip olduğu, ülkesinin ileri gelenleriyle istişare ettiği ve savaş yerine önce diplomatik yolu tercih ettiği bildirilen Sebe Melikesi’nin adı Kur’an’da “Belkıs” olarak geçmez. Bu isim sonraki İslâmî kaynaklarda yaygınlaşmıştır. Tarihî belgeler de Hz. Süleyman döneminde yaşamış Belkıs isimli bir hükümdarı bugüne kadar kesin biçimde ortaya koyamamıştır. Buna karşılık Güney Arabistan’daki Sebe Krallığı’nın varlığı, gelişmiş yönetim sistemi, ticaret ağı, tapınakları ve sulama teknolojisi arkeolojik bulgularla güçlü biçimde belgelenmiştir.
Kur’an’da adı Belkıs değil, Sebe’ye hükmeden bir kadın
Sebe Melikesi hakkındaki en önemli İslâmî kaynak Neml Suresi’nin 20-44. ayetleridir.
Kur’an bu kadının kişisel adını, anne ve babasını, doğum yerini ya da kaç yaşında olduğunu bildirmez. Ayetlerde ondan, Sebe halkına hükmeden bir kadın hükümdar olarak söz edilir.
Diyanet İşleri Başkanlığı mealinde Hüdhüd kuşunun Hz. Süleyman’a verdiği haber şu bilgilerle aktarılır: Sebe halkının başında bir kadın bulunmaktadır; kendisine geniş imkânlar verilmiştir ve “büyük bir tahtı” vardır. Ancak melike ile halkı Allah yerine güneşe secde etmektedir.
Dolayısıyla Kur’an’ın kesin olarak verdiği bilgiler açısından hükümdarın Belkıs adını taşıdığını söylemek mümkün değildir.
TDV İslâm Ansiklopedisi de hem Kur’an’da hem Ahd-i Atîk’te Sebe Melikesi’nin şahsî adının verilmediğini belirtiyor. İslâmî gelenekte Belkıs ismi zamanla yaygınlaşmış ve melike bu adla tanınmıştır. Etiyopya geleneğindeki Kebra Nagast adlı eserde ise aynı hükümdar Mâkedâ adıyla anlatılır.
Bu nedenle BiziUnutma.com’daki anlatımda “Sebe Melikesi Belkıs” ifadesini okuyucunun aşina olduğu isim olarak kullanmakla birlikte, Belkıs adının Kur’an kaynaklı olmadığını belirtmek önem taşıyor.
Sebe nasıl bir ülkeydi: Ma‘rib, ticaret ve büyük sulama sistemi
Sebe, yalnız dinî metinlerde geçen efsanevi bir ülke değildir.
Arkeolojik bulgular, Güney Arabistan’da merkezi günümüz Yemen’indeki Ma‘rib çevresinde bulunan gelişmiş bir Sebe medeniyetinin varlığını ortaya koyuyor.
UNESCO’ya göre Antik Sebe Krallığı’nın Ma‘rib’deki mirası MÖ 1. binyıldan İslâm’ın bölgeye ulaştığı 7. yüzyıla kadar uzanan geniş bir tarihî dönemi yansıtıyor. Sebeliler özellikle MÖ 8. yüzyıldan MS 3. yüzyıla kadar Güney Arabistan’ın önemli siyasi ve kültürel güçlerinden biri oldu.
Krallığın zenginliğinin temelinde tütsü ve buhur ticaret yollarının kontrolü bulunuyordu. Güney Arabistan’dan Akdeniz’e ve Doğu Afrika’ya uzanan ticaret ağları Sebe’nin ekonomik önemini artırdı.
Başkent Ma‘rib idarî, kültürel ve ekonomik merkezdi. Sirwah ise yaklaşık 40 km batıda bulunan önemli bir başka merkezdi. Harûnum, Avâm ve Bar‘ân gibi büyük tapınaklar da Sebe medeniyetinin mimarî kapasitesini gösteriyordu.
Sebelilerin en dikkat çekici başarılarından biri su mühendisliğiydi.
Ma‘rib Barajı ve ona bağlı kanal sistemi, kurak coğrafyada geniş tarım alanlarının sulanmasını sağladı. UNESCO bu sistemin Antik Güney Arabistan’ın en büyük insan yapımı vahalarından birini meydana getirdiğini belirtiyor.
Dolayısıyla Kur’an’daki “kendisine her şey verilmiş” ve “büyük bir tahtı olan” hükümdar tasviri, tarihî Sebe Krallığı’nın zenginlik ve örgütlenme düzeyiyle dikkat çekici bir bağlama oturuyor. Ancak arkeolojik Sebe medeniyetinin varlığı, Belkıs’ın tarihsel kimliğinin kanıtlandığı anlamına gelmiyor.

Hüdhüd’ün getirdiği haber Hz. Süleyman’ın dikkatini çekti
Kur’an’daki Sebe Melikesi kıssası Hz. Süleyman’ın kuşları kontrol etmesi sırasında Hüdhüd’ü görememesiyle başlar.
Bir süre sonra gelen Hüdhüd, Hz. Süleyman’a onun henüz bilmediği Sebe ülkesinden haber getirdiğini söyler.
Hüdhüd’ün bildirdiğine göre halkın başında güçlü bir kadın vardır fakat hem hükümdar hem halkı Allah yerine güneşe secde etmektedir.
Hz. Süleyman haberin doğru olup olmadığını hemen kabul etmek yerine doğrulamayı tercih eder.
Hüdhüd’e bir mektup verir ve bunu Sebe yönetimine ulaştırmasını ister.
Kur’an’a göre mektup Sebe Melikesi’ne ulaştığında hükümdar ileri gelenlerini toplar ve kendisine önemli bir mektup bırakıldığını bildirir.
Mektubun başlangıcı dikkat çekicidir:
“Mektup Süleyman’dandır, rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyladır.”
Hz. Süleyman devamında kendisine baş kaldırmamalarını ve teslimiyet göstererek gelmelerini ister.
Burada kıssanın merkezindeki mesele yalnız iki hükümdarın diplomatik ilişkisi değildir. Hz. Süleyman aynı zamanda bir peygamberdir ve çağrısının temelinde Allah’a kulluk bulunmaktadır.
Belkıs savaş kararı vermedi, önce danıştı
Kur’an’ın Sebe Melikesi hakkında verdiği dikkat çekici bilgilerden biri onun istişareye önem veren yönetim biçimidir.
Mektubu aldıktan sonra ülkesinin ileri gelenlerine:
“Bu işimde bana bir fikir verin.”
diyerek görüşlerini sorar ve onların görüşünü almadan karar vermediğini belirtir.
Danışmanları Sebe’nin askerî gücüne güvendiklerini söyler. Güçlü olduklarını ve savaşabileceklerini belirtmekle birlikte son kararı hükümdara bırakırlar.
Melikenin cevabı ise siyasi gerçekçiliğe dayalıdır.
Kur’an’da onun, hükümdarların bir ülkeye zorla girdiklerinde orayı tahrip ettiklerini ve toplumun ileri gelenlerini etkisiz hale getirdiklerini söylediği aktarılır. Bunun üzerine doğrudan savaşa girmek yerine Hz. Süleyman’a hediye göndermeyi tercih eder.
Bu davranış farklı şekillerde yorumlanmıştır.
Klasik tefsirlerde hediyenin Hz. Süleyman’ın niyetini anlamaya yönelik diplomatik bir sınama olduğu değerlendirmesi öne çıkar: Eğer mesele yalnız siyasî hâkimiyet ve servetse hediyeler etkili olabilir; ancak gerçekten peygamberlik çağrısı söz konusuysa maddî hediyelerin sonucu değiştirmemesi beklenir.
Nitekim Hz. Süleyman hediyeleri kabul etmeyerek Allah’ın kendisine verdiklerinin gönderilen servetten daha değerli olduğunu bildirir.
Bunun üzerine Sebe Melikesi bizzat Hz. Süleyman’la görüşmek üzere yola çıkar.

Belkıs’ın tahtı kendisinden önce Hz. Süleyman’ın huzuruna getirildi
Melikenin gelişi yaklaşırken Hz. Süleyman çevresindekilere onun tahtını Sebe heyeti ulaşmadan önce kimin getirebileceğini sorar.
Kur’an’da cinlerden güçlü bir ifritin, Hz. Süleyman makamından kalkmadan önce tahtı getirebileceğini söylediği aktarılır.
Ardından “kitaptan bilgisi olan” bir kişi, onu Hz. Süleyman gözünü açıp kapamadan önce getireceğini söyler. Bir anda tahtı karşısında gören Süleyman bunun Rabbinden bir lütuf ve imtihan olduğunu ifade eder.
Kur’an bu kişinin adını vermez. Daha sonraki tefsirlerde çeşitli isimler ileri sürülmüş olsa da bunlar ayetlerde bulunmaz.
Hz. Süleyman daha sonra taht üzerinde bazı değişiklikler yapılmasını ister. Amaç, melikenin onu tanıyıp tanımayacağını görmektir.
Sebe Melikesi geldiğinde kendisine taht gösterilir ve “Senin tahtın da böyle mi?” diye sorulur.
Onun cevabı kesin bir “evet” veya “hayır” değildir:
“Sanki o.”
Bu ihtiyatlı cevap klasik tefsirlerde melikenin zekâ ve dikkatiyle ilişkilendirilmiştir.
Kur’an böylece hükümdarı yalnız zengin ve güçlü değil, gözlem yapan, danışan ve karar vermeden önce durumu değerlendiren bir şahsiyet olarak da resmeder.
Billur saray ve Belkıs’ın tevhidi kabul etmesi
Kıssanın son bölümü Hz. Süleyman’ın sarayında geçer.
Sebe Melikesi’ne köşke girmesi söylenir. Melike zemini gördüğünde onu derin bir su zanneder ve elbisesinin ıslanmaması için eteğini yukarı çeker.
Hz. Süleyman bunun su olmadığını, billurdan yapılmış şeffaf bir zemin olduğunu açıklar.
Bu olayın ardından melike kendi önceki inancını sorgular ve Kur’an’daki kıssa onun açık bir iman ifadesiyle sona erer:
“Süleyman’la beraber âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.”
Kur’an’ın Belkıs hakkında verdiği biyografik anlatının ulaştığı nihai nokta budur.
Bundan sonra ne olduğuna ilişkin Kur’an’da bilgi yoktur.
Hz. Süleyman ile evlendiği, Yemen’e geri gönderildiği, başka biriyle evlendirildiği veya ülkesini yönetmeye devam ettiği yönündeki anlatılar daha sonraki rivayetlere aittir.
Özellikle internette sıkça anlatılan, Belkıs’ın annesinin peri veya cin olduğu, bacaklarında olağan dışı tüyler bulunduğu ve Hz. Süleyman’ın cam zemini bunu görmek amacıyla yaptırdığı şeklindeki ayrıntılar Kur’an’da yer almaz. TDV, bunların sonraki dönemlerde kıssaya eklenen rivayetler olduğunu açıkça belirtiyor.
Bu nedenle Kur’an merkezli bir Belkıs biyografisinde bu ayrıntılar ancak “sonraki rivayetler” şeklinde aktarılabilir.
Tarih gerçekten Belkıs adında bir kraliçeyi doğruluyor mu?
Sebe Krallığı tarihî bir devletti; ancak Sebe Melikesi Belkıs’ın kimliği henüz arkeolojik olarak belirlenmiş değildir.
TDV İslâm Ansiklopedisi, Hz. Süleyman’ın yaşadığı kabul edilen döneme veya aynı dönemin komşu devletlerine ait yazılı belgelerde Belkıs’la kesin biçimde özdeşleştirilebilecek bir hükümdarın bulunmadığını belirtiyor.
Buna karşılık kadın hükümdarların eski Arabistan için bütünüyle olağan dışı olmadığını gösteren kayıtlar var.
Asur yıllıklarında Zabibi, Samsi ve Taalhum adlı Arap kraliçelerinden söz ediliyor. Bu hükümdarlar Belkıs değildir; tarihleri de farklıdır. Ancak eski Arabistan’da kadınların siyasî iktidar kullanabildiğini gösteren önemli kanıtlardır.
Yahudi kutsal kitabındaki anlatıda da hükümdarın kişisel adı verilmez. “Sebe Kraliçesi” olarak anılan kadın, Hz. Süleyman’ın bilgeliğini sınamak amacıyla onu ziyaret eder; beraberinde baharat, altın ve değerli taşlardan oluşan büyük hediyeler getirir.
Kur’an anlatısında ise Hüdhüd, güneşe tapınma, Hz. Süleyman’ın mektubu, melikenin danışma toplantısı, hediyenin reddedilmesi, tahtın önceden getirilmesi ve billur saray gibi çok daha ayrıntılı unsurlar yer alır. TDV de Kur’an kıssasındaki bu ayrıntıların bir bölümünün Ahd-i Atîk anlatısında bulunmadığını kaydediyor.
Etiyopya geleneğindeki Kebra Nagast ise Sebe Melikesi’ni Mâkedâ adıyla tanıtır ve Hz. Süleyman’la bir oğulları olduğu anlatısını geliştirir. Bu da tarihî kanıttan ziyade ayrı bir dinî-kültürel gelenektir.
Belkıs’tan geriye kalan: Güçten teslimiyete uzanan bir hükümdar
Sebe Melikesi’nin kesin doğum tarihi, gerçek adı, ailesi ve mezarının bulunduğu yer bugün bilinmiyor.
Buna karşılık Kur’an onun kişiliğinin bazı belirgin yönlerini ortaya koyuyor.
Güçlüdür: Büyük bir krallığı ve görkemli bir tahtı vardır.
İstişare eder: Önemli bir kararı tek başına almadan önce devletinin ileri gelenlerini toplar.
Savaşa hemen yönelmez: Askerî gücü olmasına rağmen önce diplomatik yolu dener.
Gözlemcidir: Hz. Süleyman’ın karşısına çıktığında gördüklerini dikkatle değerlendirir.
Ve kıssanın sonunda gerçeği kabul etmekten kaçınmaz.
Bu nedenle Belkıs’ın Kur’an’daki hikâyesi yalnız bir kral ile kraliçenin karşılaşması değildir.
Bir hükümdarın sahip olduğu servet ve siyasî kudretten daha büyük bir hakikatle karşılaştığında nasıl hareket edeceğini anlatan bir kıssadır.
Bugün Yemen’in Ma‘rib bölgesindeki Sebe Krallığı kalıntıları UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunuyor. Antik kentler, tapınaklar, surlar ve gelişmiş sulama yapıları, Kur’an’ın sözünü ettiği Sebe toplumunun ait olduğu tarihî medeniyet dünyasının büyüklüğünü gözler önüne seriyor. UNESCO, devam eden Yemen çatışmasının yarattığı tehlikeler nedeniyle bu alanları 2023’te aynı zamanda Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi’ne aldı.
Binlerce yıl sonra Belkıs’ın sarayı veya tahtının hangisi olduğu kesin olarak gösterilemiyor; fakat onun adı Kur’an, tefsir, tarih, edebiyat ve farklı medeniyetlerin anlatıları aracılığıyla yaşamaya devam ediyor.
Kur’an’daki hikâyenin son sözü ise hükümdarlığına, tahtına veya servetine değil, onun verdiği karara odaklanıyor:
“Süleyman’la beraber âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.”
BiziUnutma.com
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenme
0
Aşk
0
Komik
0
Vay
0
Üzgün
0
Kızgın
0
Yorumlar (0)