Hiram Abas kimdir? MİT kariyeri, tartışmalar ve 1990 suikastı

Hiram Abas’ın MİT’e girişinden müsteşar yardımcılığına uzanan kariyeri, 12 Mart tartışmaları, MİT Raporu ve 26 Eylül 1990 suikastının analizi.

13 Eyl 2026 - 13:35
0
Hiram Abas kimdir? MİT kariyeri, tartışmalar ve 1990 suikastı

Ahmet Taş | Bizi Unutma

İSTANBUL, TÜRKİYE — Türkiye’nin yakın tarihindeki en tartışmalı istihbaratçılardan Hiram Abas, MİT’te operasyonel görevlerden müsteşar yardımcılığına yükseldi; 12 Mart dönemi, teşkilatın sivilleştirilmesi ve 1987 MİT Raporu tartışmalarının merkezinde yer aldıktan sonra 26 Eylül 1990’da İstanbul’da suikast sonucu öldürüldü.

Abas’ın yaşamı, yalnızca bir istihbarat görevlisinin biyografisi olarak okunamaz. 1960’lardan 1990’a uzanan kariyeri; Soğuk Savaş, Türkiye’de asker-siyaset ilişkileri, 12 Mart dönemi, terörle mücadele, MİT içindeki güç mücadeleleri ve devlet-mafya ilişkilerinin yıllar sonra Susurluk sürecinde tartışılacağı bir dönemin izlerini taşıyor. Abas hakkında bugün de birbirine tamamen zıt anlatılar bulunuyor: Bir kesim onu operasyonel yeteneği yüksek, MİT’in sivilleşmesini savunan profesyonel bir istihbaratçı olarak görürken; eleştirenler özellikle 12 Mart dönemindeki sorgulamalar ve devletin hukuk dışına çıktığı iddiaları üzerinden değerlendiriyor.

Saint Joseph’tan MİT’e uzanan yol

Mustafa Hiram Abas, 1932’de İstanbul’da doğdu. Saint Joseph Fransız Lisesi’ni tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde öğrenim gördü ve 1957’de mezun oldu.

Cumhuriyet gazetesinin, ölümünün ertesi günü yayımladığı ayrıntılı portreye göre Abas aynı yıl istihbarat teşkilatında göreve başladı. İlk yıllarında İstanbul’da müfettiş yardımcılığı ve sorgu müfettişliği yaptı; daha sonra Ankara’da da görev aldı.

Dönemin kayıtlarına göre 1965’te eğitim amacıyla ABD’ye gönderildi. Cumhuriyet’in 1990 tarihli biyografisinde, burada dört yıl boyunca istihbarat ve sorgulama alanlarında eğitim aldığı, ardından Batum, Atina ve Beyrut gibi dış görevlerde bulunduğu aktarılıyor.

Bu yurt dışı eğitim ve görevler, Abas hakkında daha sonraki yıllarda ortaya atılan CIA ve MOSSAD bağlantısı iddialarının da temel dayanaklarından biri haline geldi. Ancak bu noktada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: ABD’de eğitim görmesi tarihsel kayıtlarda yer alırken, sonraki yıllarda ileri sürülen bütün CIA veya MOSSAD ilişkisi iddialarını doğrulayan kamuya açık resmî belgeler bulunmuyor. Bu nedenle söz konusu iddiaları kesin biyografik gerçekler gibi aktarmak doğru değil.

12 Mart dönemi kariyerinin en tartışmalı bölümünü oluşturdu

12 Mart 1971 askerî muhtırası sonrasındaki dönem, Hiram Abas’ın biyografisinin en tartışmalı başlıklarından biri.

Cumhuriyet’in 27 Eylül 1990 tarihli portresinde Abas’ın İstanbul’da sıkıyönetim dönemindeki operasyonlarda etkin görev aldığı, Orgeneral Faik Türün dönemindeki çalışmalara katıldığı ve Ziverbey Köşkü sorgulamalarıyla ilişkilendirildiği aktarılıyor. Gazete, dönemin çeşitli davalarında bazı sanıkların Abas’ı teşhis ettiğini de yazdı.

Bu bölüm özellikle dikkatli değerlendirilmesi gereken bir tarihsel alan.

12 Mart dönemine ilişkin işkence, gayriresmî sorgu ve kontrgerilla iddiaları sonraki on yıllarda çok sayıda gazeteci, siyasetçi ve araştırmacı tarafından gündeme getirildi. Abas’ın adı da bu tartışmaların içinde sık sık geçti. Ancak farklı yayınlarda yer alan her suçlama yargı kararıyla doğrulanmış bir gerçek değildir.

Bu nedenle Hiram Abas’ı bütünüyle “kahraman istihbaratçı” veya bütünüyle hakkında ileri sürülen bütün iddiaların faili şeklinde sunmak, yakın tarihin karmaşık yapısını basitleştirmek olur.

Aynı dönemde silahlı sol örgütlere yönelik operasyonlarda görev yaptığı ve sahadaki istihbarat çalışmalarında öne çıktığı da dönemin basın kayıtlarında yer alıyor.

Emeklilikten dönüş ve MİT’in sivilleşmesi tartışması

Abas’ın MİT’ten ilk ayrılış tarihi konusunda farklı kaynaklarda 1978 ile 1980 arasında değişen tarihler bulunuyor. Dönemin Cumhuriyet portresi, 1980’de kendi isteğiyle emekliye ayrıldığını ve özel sektörde çalıştıktan sonra 1983’te yeniden MİT’e döndüğünü yazıyor.

1980’lerin ortasında Turgut Özal hükümetinin MİT’in yapısını daha sivil hale getirme arayışı, Abas’ın kariyerindeki ikinci yükseliş dönemini oluşturdu.

1986’da MİT Müsteşar Yardımcılığı görevine getirildi. Böylece teşkilat içindeki en güçlü isimlerden biri oldu. Aynı dönemde adı MİT Müsteşarlığı için de gündeme geldi ancak atama gerçekleşmedi. Cumhuriyet, Abas’ın Özal’ın müsteşarlık için düşündüğü isimlerden biri olduğunu aktarıyor.

Akademik çalışmalarda da Abas’ın bu dönemde teşkilatın operasyonel yapılanmasında etkili olduğu, bazı yeni güvenlik birimlerinin kurulmasında rol oynadığı ve MİT’in sivilleştirilmesi projesinin öne çıkan isimlerinden biri haline geldiği belirtiliyor.

Burada “sivilleşme” kelimesi dikkat çekici. Çünkü tartışma yalnızca bir generalin yerine sivil bir müsteşarın atanması değildi. Asıl mesele, MİT’in Genelkurmay etkisinden ne ölçüde uzaklaşıp doğrudan siyasi otoriteye bağlı profesyonel bir istihbarat servisine dönüşeceğiydi.

Abas’ın kariyeri bu nedenle MİT içindeki asker-sivil dengesi tartışmasının da sembollerinden biri haline geldi.

1987 MİT Raporu kurumdaki dengeleri sarstı

Hiram Abas’ın ikinci MİT döneminin sonunu hazırlayan olay ise kamuoyunda “MİT Raporu” adıyla bilinen çalışma oldu.

Mehmet Eymür tarafından hazırlanan, yeraltı dünyası ile bazı polis, siyasetçi ve kamu görevlileri arasındaki ilişkileri inceleyen etüt 10 Kasım 1987’de Hiram Abas’a sunuldu. Daha sonra basına sızan rapor 1988 başında büyük siyasi tartışma yarattı.

Dönemin haberlerinde Hiram Abas’ın raporun perde arkasındaki etkili isimlerinden biri olduğu iddia edildi. Bununla birlikte raporu doğrudan kaleme alan kişinin Mehmet Eymür olduğu biliniyor; dolayısıyla “MİT Raporu’nu Hiram Abas yazdı” ifadesi doğru değil.

Rapor, yalnız yeraltı dünyasını değil MİT ile Emniyet arasındaki rekabeti de gözler önüne seriyordu.

Susurluk Araştırma Komisyonu kayıtlarına yansıyan anlatımlarda istihbarat ve emniyet birimlerinin suç dünyasından bilgi almak amacıyla bazı kişilerle ilişki kurmasının zamanla kurumsal rekabete ve farklı grupların farklı suç çevreleriyle temasına yol açtığı yönünde değerlendirmeler bulunuyor.

1988’de rapor krizi büyürken Abas, Mehmet Eymür ve beraber çalıştıkları bazı isimlerin MİT’teki konumları sona erdi. Abas ikinci kez teşkilattan ayrıldı.

Hakkındaki efsanelerle doğrulanmış gerçekleri ayırmak gerekiyor

Hiram Abas’ın ölümünden sonra çevresinde geniş bir “efsane istihbaratçı” anlatısı oluştu.

CIA tarafından eğitildiği, MOSSAD’la ortak operasyonlar yürüttüğü, ASALA’ya karşı gizli operasyonları yönettiği, Abdullah Çatlı ve başka yasa dışı aktörlerle çalıştığı veya Türkiye’deki çeşitli siyasi olayların perde arkasındaki isim olduğu yönünde çok sayıda iddia yayımlandı.

Bu iddiaların bir bölümü kitaplara, gazetecilik çalışmalarına ve siyasi raporlara girdi; bazıları ise yıllar içinde birbirinden kopyalanarak kesin bilgi görünümü kazandı.

Sağlıklı bir tarih yazımında bunları birbirinden ayırmak gerekiyor.

Abas’ın ABD’de istihbarat eğitimi aldığı, Ortadoğu’da görev yaptığı, 12 Mart döneminde etkin bir MİT görevlisi olduğu, daha sonra müsteşar yardımcılığına kadar yükseldiği ve 1987-1988 MİT Raporu krizinin merkezindeki isimlerden biri olduğu güçlü tarihsel kayıtlarla destekleniyor.

Buna karşılık ona atfedilen her örtülü operasyonu veya siyasi cinayeti doğrulanmış gerçek gibi sunmak mümkün değil.

Bu ayrım özellikle Hiram Abas gibi mesleğinin doğası gereği faaliyetlerinin önemli bölümü gizli kalan bir istihbarat görevlisinin biyografisini yazarken hayati önem taşıyor.

26 Eylül 1990: Çiftehavuzlar’da suikast

Hiram Abas, MİT’ten ayrıldıktan sonra özel sektörde çalışmaya başladı. Cumhuriyet’in dönemin haberine göre İstanbul’da bir denizcilik şirketinin temsilciliğini yürütüyordu.

26 Eylül 1990 sabahı, İstanbul Kadıköy’deki evinden otomobiliyle ayrıldı.

Cumhuriyet’in olay günü kayıtlarına göre saat 09.50 civarında Çiftehavuzlar bölgesinde otomobili silahlı saldırganların hedefi oldu. Yakın mesafeden ateş açılan Abas, boyun ve baş bölgesinden vurularak olay yerinde hayatını kaybetti. 58 yaşındaydı.

Saldırıyı Devrimci Sol/Silahlı Devrimci Birlikler adıyla yapılan bir açıklamayla örgüt üstlendi. Açıklamada Abas’ın 12 Mart dönemi ve dış istihbarat örgütleriyle ilişkileri hakkında çeşitli suçlamalar yöneltildi. Bunlar örgütün suikastı gerekçelendirmek amacıyla ileri sürdüğü iddialardı ve bağımsız biçimde doğrulanmış olgular olarak değerlendirilmemeli.

İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu saldırıda iki kişinin bulunduğunun düşünüldüğünü, soruşturmanın sürdürüldüğünü açıkladı. Balistik incelemelerde kullanılan silahlarla daha önceki bazı silahlı eylemler arasında bağlantılar araştırıldı.

Dev-Sol saldırıyı üstlenmiş olsa da cinayetin bütün örgütsel ve operasyonel boyutlarının yargı yoluyla eksiksiz biçimde aydınlatıldığı söylenemez. Bu nedenle Abas suikastı, Türkiye’nin 1990’larda peş peşe yaşadığı siyasi cinayetlerin tartışmalı dosyalarından biri olarak kaldı.

Hiram Abas’ın mirası neden hâlâ tartışılıyor?

Hiram Abas hakkında ortak bir tarihsel hüküm vermek kolay değil.

Onu yakından tanıyan ve aynı devlet kurumlarında çalışan bazı isimler, Abas’ı cesur, dürüst ve profesyonel bir istihbaratçı olarak tanımladı. Susurluk sürecindeki ifadelerde de onun MİT’in sivilleşmesi bakımından önemli bir isim olduğu yönünde değerlendirmeler yapıldı.

Buna karşılık 12 Mart dönemindeki faaliyetleri ve Türkiye’nin hukuk dışı güvenlik yapılanmaları üzerine yapılan araştırmalarda adı ağır iddialarla anıldı.

Bu iki anlatının aynı kişide birleşmesi aslında Hiram Abas’tan çok Türkiye’nin Soğuk Savaş dönemi istihbarat tarihini anlatıyor.

Devletin güvenliği ile hukuk arasındaki sınır nerede başlamalı?

İstihbarat teşkilatı terörle mücadele ederken hangi yöntemleri kullanabilir?

Suç dünyasından bilgi almak için kurulan ilişkiler ne zaman devlet-suça dönüşür?

Bir istihbarat kurumu askerî vesayetten kurtulurken siyasi iktidarın kontrolüne ne ölçüde girmelidir?

Hiram Abas’ın yaşamı bu soruların neredeyse tamamıyla kesişti.

1932’de İstanbul’da başlayan hayatı, 26 Eylül 1990’da aynı şehirde bir suikastla sona erdi.

Geride sıradan bir devlet memuru biyografisinden çok daha fazlası kaldı: MİT’in kurumsal dönüşümünün, 12 Mart’ın karanlık tartışmalarının, devlet-mafya ilişkilerinin ve Türkiye’nin çözülemeyen siyasi suikastlar döneminin içine yerleşmiş karmaşık bir istihbaratçı portresi.

Hiram Abas’ı anlamak, onu efsaneleştirmek veya şeytanlaştırmaktan önce, doğrulanmış gerçeklerle iddiaları birbirinden ayırmayı gerektiriyor.

Çünkü istihbarat tarihinin en büyük sorunu da tam burada başlıyor:

Gizli kalanlarla gerçekten yaşananlar arasındaki sınırı bulabilmek.

BiziUnutma.com

Tepkiniz Nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenme Beğenme 0
Aşk Aşk 0
Komik Komik 0
Vay Vay 0
Üzgün Üzgün 0
Kızgın Kızgın 0

Yorumlar (0)

User