Alparslan Türkeş kimdir? Askerlikten MHP liderliğine uzanan hayatı
Alparslan Türkeş’in Kıbrıs’tan Harbiye’ye, 27 Mayıs’tan MHP liderliğine uzanan hayatı, Dokuz Işık düşüncesi, siyasi mücadelesi ve mirası.
Ahmet Taş | Bizi Unutma
ANKARA, TÜRKİYE — Askerlikten darbeyle kurulan Millî Birlik Komitesine, oradan parti liderliği ve başbakan yardımcılığına uzanan Alparslan Türkeş, yaklaşık yarım yüzyıl boyunca Türk milliyetçi siyasetinin en etkili isimlerinden biri oldu.
1917’de Kıbrıs’ta doğan Türkeş, 1944 Türkçülük-Turancılık Davası’nda yargılandı, 27 Mayıs 1960 askerî darbesinin bildirisini radyodan okudu, daha sonra Millî Birlik Komitesinden tasfiye edildi. 1965’te Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisinin başına geçerek milliyetçi hareketi parti çatısı altında yeniden yapılandırdı; 1969’da partinin adının Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirilmesine öncülük etti. Türk milliyetçileri arasında “Başbuğ” olarak anılan Türkeş, 4 Nisan 1997’de Ankara’da hayatını kaybetti.
1917–1938: Lefkoşa’dan Harp Okuluna uzanan çocukluk ve gençlik
Alparslan Türkeş, 25 Kasım 1917’de Lefkoşa’da Ahmet Hamdi Bey ile Fatma Zehra Hanım’ın çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailesinin kökleri Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesine uzanıyordu. TBMM kayıtlarında doğum yeri Lefkoşa, doğum yılı ise 1917 olarak yer alıyor. Çocukluk yıllarında kullandığı Ali Arslan adının daha sonra öğretmenlerinden Osman Zeki Bey’in yönlendirmesiyle Alparslan olarak değiştirildiği aktarılıyor.
Kıbrıs o dönemde İngiliz yönetimindeydi. Türkeş ailesi 1933 yılında İstanbul’a göç etti. Genç Alparslan aynı yıl Kuleli Askerî Lisesine kaydoldu ve askerlik mesleğine yöneldi.
Kuleli Askerî Lisesinden 1936’da mezun olduktan sonra Harp Okuluna devam etti. 1938’de Harp Okulunu bitirerek teğmen rütbesiyle Türk Silahlı Kuvvetlerine katıldı. Bundan sonraki yaklaşık yirmi yıl boyunca hayatının merkezinde askerlik bulunacaktı.
Türkeş, 1944’te Muzaffer Şükriye Hanım ile evlendi. Bu evlilikten Ayzit, Umay, Selcen, Sevenbige ve Yıldırım Tuğrul dünyaya geldi. İlk eşini 1974’te kaybetmesinin ardından Seval Hanım ile evlendi; bu evlilikten Ayyüce ve Ahmet Kutalmış doğdu. Türkeş toplam yedi çocuk babasıydı.

1944–1959: Türkçülük-Turancılık Davası, ABD ve NATO yılları
Türkeş’in askerî kariyerindeki ilk büyük kırılma 1944 Türkçülük-Turancılık Davası oldu.
Üsteğmen rütbesindeyken Nihal Atsız ve Nejdet Sançar’ın da aralarında bulunduğu isimlerle birlikte yargılandı. Anadolu Ajansının arşiv kayıtlarına göre Türkeş, yaklaşık 9 ay 10 gün Tophane Askerî Hapishanesinde kaldı. 1945’te tahliye edildi; davadaki kararın Askerî Yargıtay tarafından bozulmasının ardından 1947’de beraat etti.
Beraatının ardından askerî kariyerine devam etti.
1947’de 15 Türk subayıyla ABD’ye gönderildi ve Kara Harp Akademisi ile Piyade Okulunda eğitim gördü. 1951’de kurmaylık sınavını kazandı; 1955’te Harp Akademisinden kurmay binbaşı olarak mezun oldu.
Aynı yıl Washington’a gönderilen Türkeş, Pentagon’daki NATO Türk Temsil Heyetinde görev aldı. TBMM biyografisine göre bu dönemde uluslararası ekonomi ve İngilizce kompozisyon alanlarında da eğitim gördü. 1957’de Türkiye’ye döndü, 1959’da ise Almanya’daki Atom ve Nükleer Okulunda eğitim aldı.
Askerlik hayatında Piyade Okulunda taktik öğretmenliği yaptı, Genelkurmay Yayın Şubesinde çalıştı ve “Ordu” dergisinde askerî konularda yazılar kaleme aldı. 1959’da Millî Savunma Bakanlığında NATO Koordinasyon Şubesi Müdürlüğü görevini üstlendi.

1960: 27 Mayıs darbesinin bildirisini radyodan okudu
Türkeş’in hayatında ve Türkiye siyasi tarihinde belirleyici dönüm noktası 27 Mayıs 1960 askerî darbesi oldu.
Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bir grup subayın Demokrat Parti hükümetini devirmesiyle gerçekleşen müdahalede Türkeş aktif görev aldı. 27 Mayıs sabahı radyodan okunan ve ordunun yönetime el koyduğunu duyuran bildiriyi Alparslan Türkeş seslendirdi. Ardından oluşturulan Millî Birlik Komitesine üye oldu ve Başbakanlık Müsteşarlığı görevini üstlendi.
Ancak darbeci subayların gelecekte nasıl bir yönetim kurulacağı konusunda ortak bir görüşü yoktu.
Atatürk Ansiklopedisi’nin Millî Birlik Komitesi çalışmasına göre komite içerisinde bir grup yönetimin mümkün olduğunca kısa sürede sivillere devredilmesini savunurken, Türkeş’in öne çıktığı grup daha kapsamlı reformlar gerçekleştirilinceye kadar askerî yönetimin devamından yanaydı.
Bu görüş ayrılığı birkaç ay içerisinde açık bir çatışmaya dönüştü.
13 Kasım 1960’ta Türkeş ve daha sonra “14’ler” olarak anılan diğer komite üyeleri Millî Birlik Komitesinden çıkarıldı. Türkeş askerlikten emekliye sevk edildi ve Türkiye’nin Yeni Delhi Büyükelçiliğinde müşavir olarak görevlendirilerek Hindistan’a gönderildi.
Türkeş 1963’te Türkiye’ye döndü. Aynı yıl Talat Aydemir’in ikinci darbe girişimine karıştığı iddiasıyla tutuklandı. Yaklaşık dört ay tutuklu kaldıktan sonra yapılan yargılamada beraat etti.

1965–1969: CKMP’den Milliyetçi Hareket Partisine
Askerî kariyerinin sona ermesinden sonra Türkeş artık doğrudan siyasete yöneldi.
Arkadaşlarıyla birlikte Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisine katıldı ve 1965 yılında yapılan kongrede CKMP Genel Başkanı seçildi. Aynı yıl Ankara Milletvekili olarak TBMM’ye girdi. Daha sonra Adana’dan milletvekili seçilerek parlamentodaki görevini sürdürdü. TBMM kayıtları Türkeş’in Ankara ve Adana’dan dört dönem, daha sonra da Yozgat’tan milletvekilliği yaptığını gösteriyor.
Türkeş aynı dönemde siyasi görüşlerini “Dokuz Işık” adı altında sistemleştirdi.
Doktrinin temel başlıkları milliyetçilik, ülkücülük, ahlâkçılık, toplumculuk, ilimcilik, hürriyetçilik ve şahsiyetçilik, köycülük, gelişmecilik ve halkçılık, endüstricilik ve teknikçilik olarak sıralandı. Bu görüşler sonraki yıllarda MHP ve ülkücü hareketin ideolojik çerçevesinin temelini oluşturdu.
8-9 Şubat 1969’da Adana’da yapılan kongrede CKMP’nin adı Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirildi. Üç hilal parti amblemi haline gelirken Türkeş MHP Genel Başkanlığını sürdürdü.
Türkeş bu tarihten sonra Türk milliyetçi siyasetinin kurumsal anlamdaki en önemli liderlerinden biri haline geldi.

1970’ler: Başbakan yardımcılığı ve siyasi çatışmaların gölgesindeki dönem
1970’li yıllar Türkiye’de siyasi kutuplaşmanın, sokak çatışmalarının ve sağ-sol şiddetinin hızla arttığı bir dönemdi.
MHP ve Türkeş de bu ortamın başlıca siyasi aktörleri arasında yer aldı. Ülkücü gençlik yapılanmaları özellikle üniversitelerde ve çeşitli şehirlerde örgütlenirken Türkeş, hareketini güçlü biçimde anti-komünist ve Türk milliyetçisi bir çizgide konumlandırdı.
Türkeş’in bu dönemdeki rolü Türkiye’de farklı siyasi çevreler tarafından farklı biçimlerde değerlendirildi. Destekçileri onu milliyetçi ve anti-komünist hareketin lideri olarak görürken, muhalif çevreler ülkücü hareketin 1970’lerdeki siyasi şiddet ortamındaki rolünü sert biçimde eleştirdi. TDV İslâm Ansiklopedisi de Türkeş’i sağ-sol çatışmalarının yoğunlaştığı dönemin önemli siyasi aktörlerinden biri olarak tanımlıyor.
Türkeş aynı zamanda hükümette görev aldı.
Süleyman Demirel başkanlığında 31 Mart 1975’te kurulan Birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti’nde Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı oldu. AP, MSP, CGP ve MHP’nin oluşturduğu koalisyondaki bu görevini 21 Haziran 1977’ye kadar sürdürdü. Daha sonra kurulan İkinci Milliyetçi Cephe Hükümeti’nde de aynı görevi üstlendi.
Böylece 27 Mayıs’ta askerî yönetimin içinde yer alan Türkeş, yaklaşık 15 yıl sonra bu kez seçimle oluşmuş bir hükümetin başbakan yardımcısı konumuna gelmişti.

1980–1995: Cezaevi, beraat ve yeniden siyasete dönüş
12 Eylül 1980’de Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetime el koyması, Türkeş’in siyasi hayatını bir kez daha kesintiye uğrattı.
Darbe sonrasında siyasi partiler kapatıldı. Türkeş, askerî yönetimin teslim olması yönündeki çağrısının ardından 15 Eylül 1980’de teslim oldu. Sonraki süreçte MHP ve ülkücü kuruluşlara yönelik geniş kapsamlı dava açıldı.
Savcılık Türkeş ve çok sayıda sanık için ağır cezalar, aralarında Türkeş’in de bulunduğu bazı kişiler hakkında idam cezası talep etti.
Türkeş yaklaşık dört buçuk yıl tutuklu kaldı ve 9 Nisan 1985’te tahliye edildi. Yargılama sonucunda kendisi hakkında beraat kararı verildi.
1987’de referandumla siyasi yasakların kaldırılmasının ardından yeniden aktif siyasete döndü ve Milliyetçi Çalışma Partisinin Genel Başkanı seçildi.
1991 genel seçimlerinde MÇP, Refah Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi seçim ittifakı yaptı. Türkeş bu ittifak sayesinde Yozgat Milletvekili seçilerek uzun bir aradan sonra yeniden TBMM’ye girdi. TBMM kayıtları da 19. Dönem Yozgat Milletvekili olduğunu doğruluyor.
12 Eylül sonrasında kapatılan partilerin isim ve amblemlerinin yeniden kullanılabilmesinin önünün açılması üzerine milliyetçi hareket eski adına döndü. 1993’te MÇP’nin adı yeniden Milliyetçi Hareket Partisi oldu ve üç hilal amblemi kullanılmaya başlandı.
1995 genel seçimlerinde ise MHP ülke barajını aşamadı. Türkeş bu seçimde Meclis dışında kaldı.

4 Nisan 1997: Ölümü ve Türk siyasetinde bıraktığı miras
Alparslan Türkeş, 4 Nisan 1997’de Ankara’da geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. TBMM kayıtlarına göre cenazesi 8 Nisan’da Ankara’da düzenlenen geniş katılımlı törenin ardından toprağa verildi. Mezarı bugün Ankara Beştepe’deki Alparslan Türkeş Anıt Mezarı’nda bulunuyor.
Türkeş’in yaklaşık 80 yıllık hayatının birbirinden oldukça farklı dönemleri vardı.
Kıbrıs’ta doğan bir çocuk olarak başlayan hayatı; Kuleli Askerî Lisesi, Harp Okulu, Türkçülük-Turancılık Davası, ABD’de askerî eğitim, NATO görevleri, 27 Mayıs darbesi, Millî Birlik Komitesi, Hindistan yılları, parti genel başkanlığı, milletvekilliği, başbakan yardımcılığı, 12 Eylül cezaevi ve yeniden parti liderliğinden geçti.
Siyasi mirasının merkezinde ise Türk milliyetçiliğinin modern parti siyaseti içerisinde kurumsallaştırılması bulunuyor.
Türkeş öncesinde de Türkiye’de güçlü bir Türkçü ve milliyetçi düşünce geleneği bulunuyordu. Ancak onun CKMP ve daha sonra MHP bünyesinde geliştirdiği örgütlenme, bu düşüncenin kalıcı bir siyasi parti ve geniş gençlik hareketi etrafında şekillenmesinde etkili oldu.
“Dokuz Işık” bu hareketin ideolojik çerçevesi haline gelirken, taraftarları Türkeş’i “Başbuğ” olarak adlandırdı. Bu unvan resmî bir devlet görevi değil, milliyetçi-ülkücü hareket içerisinde kullanılan siyasi ve sembolik bir tanımlamaydı.
Türkeş’in tarihî mirası bugün de siyasi değerlendirmelere göre farklı okunuyor. Destekçileri onu Türk milliyetçiliğini örgütleyen, Sovyet komünizmine karşı mücadele eden ve Türk dünyası fikrini gündemde tutan bir devlet adamı olarak görüyor. Eleştirel değerlendirmeler ise 27 Mayıs darbesindeki rolünü, askerî yönetimin devamından yana tutumunu ve 1970’lerde ülkücü hareketin siyasi çatışmalar içerisindeki konumunu öne çıkarıyor.
Bu iki farklı bakışın kesiştiği nokta ise Alparslan Türkeş’in 20. yüzyıl Türk siyasetinde kalıcı iz bırakan aktörlerden biri olduğu gerçeğidir.
Asker olarak başladığı kamu hayatı yaklaşık altmış yıl sonra siyasi parti lideri olarak sona erdi.
Ardında ise hâlâ faaliyet gösteren bir siyasi parti, “Dokuz Işık” adıyla sistemleştirdiği düşünceler ve Türkiye’nin milliyetçi siyasetini onlarca yıl etkileyen bir teşkilat geleneği bıraktı.
BiziUnutma.com
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenme
0
Aşk
0
Komik
0
Vay
0
Üzgün
0
Kızgın
0
Yorumlar (0)