Ayten Gökçer kimdir? Türk tiyatrosunun usta sanatçısının hayatı ve mirası

Ayten Gökçer’in baleden Devlet Tiyatroları’na uzanan hayatı, Yedi Kocalı Hürmüz, My Fair Lady, sinema ve televizyon rolleri ile sanat mirası.

14 Eyl 2026 - 20:18
0
Ayten Gökçer kimdir? Türk tiyatrosunun usta sanatçısının hayatı ve mirası

Ahmet Taş | Bizi Unutma

İSTANBUL, TÜRKİYE — Türk tiyatrosunun güçlü kadın oyuncularından Ayten Gökçer, baleyle başlayan ve Devlet Tiyatroları’nda onlarca başrole uzanan sanat yaşamının ardından 14 Mayıs 2024’te 84 yaşında hayatını kaybetti.

Tam adı Ayten Gökçer Kaçmaz olan sanatçı; “My Fair Lady”de Eliza Doolittle, “Yedi Kocalı Hürmüz”de Hürmüz, “Don Kişot”ta Aldonza ve “Master Class”ta Maria Callas gibi birbirinden farklı karakterlerle sahne tarihinde iz bıraktı. Sinemada “Taçsız Kral”, televizyonda ise “Yılan Hikayesi” gibi geniş kitlelere ulaşan yapımlarda rol aldı. Anadolu Ajansı’nın biyografik çalışmasına göre Gökçer, yarım yüzyılı aşan kariyerinde tiyatroyu sanat yaşamının merkezinde tuttu.

Bale eğitimiyle başlayan sanat yolculuğu

Ayten Gökçer, 26 Ocak 1940’ta Ankara’da dünyaya geldi. Çocukluğu Ankara’da geçti. Henüz iki yaşındayken anne ve babasının ayrılmasının ardından babası ve kardeşleriyle büyüdü.

Sanata ilgisinin şekillenmesinde annesinin önemli rolü oldu. Annesi kızındaki sahne yeteneğini fark ederek onu sanat eğitimine yönlendirdi. Gökçer, 1952’de Ankara Devlet Konservatuvarı’nın Bale Bölümünde eğitim almaya başladı.

Başlangıçta kariyerini dans üzerinden kurması beklenirken tiyatro giderek hayatının merkezine yerleşti. Annesinin isteği ve Türk tiyatrosunun kurucu isimlerinden Muhsin Ertuğrul’un yönlendirmesiyle 1957’de Ankara Devlet Tiyatroları Çocuk Tiyatrosu Bölümüne katıldı.

İlk kez Mümtaz Zeki Taşkın’ın “Oyuncakçı Dede” adlı eserinde sahneye çıktı. Ardından Eleanor H. Porter’ın “Pollyanna” uyarlamasında hemşire rolünü oynadı.

1958’de Devlet Tiyatroları’nın sınavını kazanarak kurumun sanatçı kadrosuna geçti. Profesyonel oyunculuk hayatındaki ilk önemli Devlet Tiyatroları çalışmalarından biri Reşat Nuri Güntekin’in “Bu Gece Başka Gece” adlı oyunu oldu.

Devlet Tiyatroları’nın öne çıkan kadın oyuncularından biri oldu

Gökçer’in sahne kariyeri kısa sürede klasiklerden müzikallere uzanan geniş bir repertuvara yayıldı.

Devlet Tiyatroları’nda “Su Kızı”, “Hafta Başı”, “Aşk Acısı”, “Hortlaklar”, “Bernarda Alba’nın Evi”, “Woyzeck”, “Don Juan”, “Öp Beni Kate”, “On İkinci Gece”, “Vanya Dayı”, “Kaktüs Çiçeği”, “IV. Henri”, “Cadı Kazanı”, “Lysistrata”, “Mançalı Don Kişot” ve “Kim Korkar Hain Kurttan?” dahil 30’dan fazla oyunda rol aldı.

Onu sahne tarihine taşıyan rollerden biri, “My Fair Lady” müzikalindeki Eliza Doolittle oldu.

Gökçer’in tiyatro oyunculuğunda dikkati çeken yön, yalnız dramatik karakterlerle değil, müzik ve dans gerektiren yapımlarla da seyirci karşısına çıkabilmesiydi. Bale eğitimi, özellikle müzikallerde beden kullanımına ve sahne hâkimiyetine katkı sağladı.

“Don Kişot”ta Aldonza, Çehov’un “Vanya Dayı”sında Yelena Andrayevna ve daha sonraki yıllarda “Master Class”ta opera sanatçısı Maria Callas karakterleri kariyerinin öne çıkan rolleri arasında yer aldı.

Yedi Kocalı Hürmüz onun adıyla özdeşleşti

Ayten Gökçer’in en çok hatırlanan sahne karakterlerinden biri Hürmüz oldu.

Sadık Şendil’in kaleme aldığı “Yedi Kocalı Hürmüz” müzikalinin başrolünde yer alan Gökçer, oyundaki oyunculuğu, şarkıları ve sahne enerjisiyle geniş bir seyirci kitlesine ulaştı.

Bu rol, yıllar içinde Ayten Gökçer adıyla en fazla özdeşleşen tiyatro karakterlerinden biri haline geldi.

Gökçer yalnız oyunculukla da sınırlı kalmadı. 1998’de Ankara Devlet Tiyatrosu’nda Arne Skouen’in “Balerin” adlı eserini yönetti. Böylece sahne üzerindeki birikimini yönetmenlik alanına da taşıdı.

Kariyeri boyunca çok sayıda ödül aldı. “Kaktüs Çiçeği” ve “My Fair Lady”deki performansları Sanatseverler Derneği tarafından ödüllendirildi. Gazeteciler Derneği, Türk Basın Birliği ve farklı kültür-sanat kurumlarından da oyunculuk ödülleri aldı. Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü’ne layık görüldü ve Devlet Sanatçısı unvanı verilen tiyatro sanatçıları arasında yer aldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın resmî Devlet Sanatçıları kayıtlarında da Ayten Gökçer’in adı bulunuyor.

Cüneyt Gökçer ile hayatı ve sahneyi paylaştı

Ayten Gökçer’in yaşamının önemli bölümü, Türk tiyatrosunun bir başka büyük ismi Cüneyt Gökçer ile birlikte geçti.

İkili 1964’te evlendi. Cüneyt Gökçer yalnız oyuncu ve yönetmen değil, uzun yıllar Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü yapan ve Türkiye’de tiyatro eğitiminin kurumsallaşmasında önemli rol üstlenen isimlerden biriydi.

Çiftin Aslı adını verdikleri bir kızları dünyaya geldi.

Ayten ve Cüneyt Gökçer, özel hayatlarının yanında meslek yaşamlarında da aynı tiyatro dünyasını paylaştı. “501 Numaralı Hücre” gibi bazı sinema çalışmalarında birlikte kamera karşısına çıktılar.

Cüneyt Gökçer’in 23 Aralık 2009’da hayatını kaybetmesinin ardından Ayten Gökçer Ankara’dan İstanbul’a taşındı.

Eşinin ölümünden yaklaşık 15 yıl sonra Ayten Gökçer de aynı mezarlıkta onun yanında toprağa verilecekti.

Taçsız Kral ile sinemaya adım attı, tercihini tiyatrodan yana yaptı

Ayten Gökçer’in sinema kariyeri 1965 yapımı “Taçsız Kral” filmiyle başladı.

Atıf Yılmaz’ın yönettiği filmde Türk futbolunun efsane isimlerinden Metin Oktay’ın yanı sıra Ajda Pekkan, Erol Taş ve Gönül Yazar gibi dönemin tanınmış isimleriyle kamera karşısına çıktı.

1967’de “İçli Kız Funda” ve “501 Numaralı Hücre” filmlerinde rol aldı. Daha sonraki yıllarda “Damdaki Kemancı” ve farklı sinema-televizyon projelerinde yer aldı.

Ancak Gökçer, sinemada görünür bir kariyer oluşturabilecek olmasına rağmen ağırlığını tiyatrodan yana kullandı.

Televizyon ekranlarında da seçici davrandı. 1988 yapımı “Önce Canan” dizisinde Çetin Tekindor ve Altan Günbay’la birlikte rol aldı; ardından uzun süre televizyona mesafeli kaldı.

1999’da fenomen haline gelen “Yılan Hikayesi” dizisiyle yeni kuşak televizyon izleyicilerinin karşısına çıktı. Daha sonraki yıllarda “Patron Kim?”, “Çat Kapı”, “Kayıp” ve “Hoşçakal Güzin” gibi yapımlarda rol aldı.

2016’da Ferzan Özpetek’in yönettiği “İstanbul Kırmızısı” filminde Tuba Büyüküstün, Halit Ergenç ve Mehmet Günsür ile kamera karşısına çıkarak sinemaya yeniden döndü.

14 Mayıs 2024’te hayatını kaybetti

Ayten Gökçer, 14 Mayıs 2024’te İstanbul’da 84 yaşında hayatını kaybetti.

Vefatının ardından Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Gökçer’i Türk sineması ve tiyatrosunun duayenlerinden biri olarak anarak sanat yaşamında derin izler bıraktığını belirtti.

Sanatçı için 15 Mayıs’ta İstanbul’da cenaze töreni düzenlendi.

Kızı Aslı Gökçer Oba, cenaze töreninde annesinin yaşamını anlatırken onun kendisine “Hep çok sevdim, çok sevildim” dediğini aktardı ve sevenlerinden yalnız kaybına değil, bıraktığı güzel günlere ve başarılara odaklanmalarını istedi.

Tiyatro sanatçısı Işıl Yücesoy, Gökçer’in hayatını tiyatroya adadığını söylerken; Ayşen İnci ise onun sahne ışığını, zekâsını ve sıcak kişiliğini vurguladı.

Ayten Gökçer’in naaşı, cenaze töreninin ardından Zincirlikuyu Mezarlığı’nda eşi Cüneyt Gökçer’in yanına defnedildi.

26 Ocak 1940’ta başlayan yaşamı, 14 Mayıs 2024’te sona erdi.

Geride yalnız filmler ve televizyon dizileri değil; Devlet Tiyatroları sahnesinde onlarca yıla yayılan bir repertuvar kaldı.

Ayten Gökçer’in sanat yaşamını farklı kılan noktalardan biri, bale eğitimiyle başladığı yolculuğu klasik tiyatro, müzikal, sinema, televizyon ve yönetmenlik arasında sürdürebilmesiydi.

Bir kuşak onu Eliza Doolittle, bir başka kuşak Hürmüz, televizyon izleyicileri ise “Yılan Hikayesi”nin deneyimli oyuncusu olarak tanıdı.

Ancak meslek yaşamının merkezinde hep tiyatro vardı.

Bu nedenle Ayten Gökçer, Türk sahne sanatlarının ikinci yarım yüzyılında kadın oyuncuların taşıdığı güçlü geleneğin önemli temsilcilerinden biri olarak Türkiye’nin kültürel hafızasındaki yerini koruyor.

BiziUnutma.com

Tepkiniz Nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenme Beğenme 0
Aşk Aşk 0
Komik Komik 0
Vay Vay 0
Üzgün Üzgün 0
Kızgın Kızgın 0

Yorumlar (0)

User