Iğdırlı Onbaşı Hasan kimdir? Kudüs'ün son Osmanlı nöbetçisinin hikâyesi

Iğdırlı Onbaşı Hasan’ın I. Dünya Savaşı sonrası Kudüs’te kalışı, Mescid-i Aksa’daki onlarca yıllık nöbeti, Bardakçı tanıklığı ve 1982’deki vefatı.

04 Eyl 2026 - 01:16
0
Iğdırlı Onbaşı Hasan kimdir? Kudüs'ün son Osmanlı nöbetçisinin hikâyesi

Ahmet Taş | Bizi Unutma

KUDÜS — Iğdırlı Onbaşı Hasan, Osmanlı ordusunun 1917'de Kudüs'ten çekilmesinin ardından şehirde kaldığı ve 1982'deki ölümüne kadar Mescid-i Aksa'daki nöbetini sürdürdüğü anlatılan asker olarak hafızalara kazındı.

Onun sıra dışı hikâyesini Türkiye'de geniş kitlelere taşıyan isim gazeteci İlhan Bardakçı oldu. Bardakçı, 1972'de Mescid-i Aksa'da karşılaştığı yaşlı askerin kendisini “Iğdırlı Onbaşı Hasan” diye tanıttığını yazdı. Hikâyenin en önemli bağımsız tanıklarından biri ise Kudüs Yüksek İslami Heyeti Başkanı ve Mescid-i Aksa Hatibi Şeyh İkrime Sabri'ydi. Sabri, yıllar sonra Hasan'ı bizzat gördüğünü, her gün Aksa'ya geldiğini ve 1982'ye kadar bu alışkanlığını sürdürdüğünü Anadolu Ajansı'na anlattı.

1917: Osmanlı ordusu Kudüs'ten çekildi

Iğdırlı Onbaşı Hasan'ın hikâyesinin başlangıç noktası Birinci Dünya Savaşı'nın Filistin cephesiydi. 1917 sonbaharında General Edmund Allenby komutasındaki İngiliz Mısır Sefer Kuvveti'nin Gazze ve Birüssebi hattını aşmasının ardından Osmanlı kuvvetleri kuzeye doğru çekilmeye başladı. Kudüs çevresindeki savaşlar Kasım ve Aralık boyunca sürdü. Akademik 1914-1918 Online ansiklopedisine göre Osmanlı, Alman ve Avusturya unsurları 8 Aralık'ta Kudüs'ü tahliye etti; şehir 9 Aralık 1917'de teslim edildi, Allenby ise 11 Aralık'ta resmî girişini yaptı.

Döneme ait askerî istihbarat belgeleri, Osmanlı 20. Kolordusunun Kudüs bölgesinde bulunduğunu ve komutanı Ali Fuat Paşa'nın başlangıçta şehri savunmak istediğini gösteriyor. Bir Avustralya Savaş Anıtı arşiv belgesinde, Ali Fuat Paşa'nın Kudüs'ü savunma niyetini bildirdiği ancak daha sonra geri çekilme emri aldığı kaydediliyor. Bu tarihsel çerçeve, Bardakçı'nın Hasan'ın kendisini “20. Kolordu” mensubu olarak tanıttığı yönündeki anlatımıyla genel düzeyde örtüşüyor.

Ancak Onbaşı Hasan'ın tam askerî sicili, doğum tarihi ve Bardakçı'nın aktardığı alt birlik bilgilerinin tamamını doğrulayacak açık erişimli bir Osmanlı personel kaydı bugün kamuya açık kaynaklarda bulunmuyor. Bu nedenle “20. Kolordu, 36. Tabur, 8. Bölük, 11. Ağır Makineli Tüfek Takımı” gibi ayrıntıları tarihsel bir arşiv belgesinden kesinleşmiş bilgi olarak değil, Hasan'ın Bardakçı'ya verdiği tekmilin aktarımı olarak değerlendirmek gerekiyor.

1972'de İlhan Bardakçı'nın karşısına çıktı

Bardakçı'nın yayımlanan hatırasına göre 1972 yılında gazeteci Said Terzioğlu ile birlikte Kudüs'ü ziyaret etti. Mescid-i Aksa'nın avlusuna çıkan merdivenlerin yakınında yaşlı, uzun boylu, yıpranmış ve yamalı kıyafetler içindeki bir adam dikkatini çekti. Rehber, bu kişinin her gün aynı noktaya geldiğini ancak neden orada beklediğini bilmediğini söyledi.

Bardakçı yaşlı adama yaklaşıp kim olduğunu sorduğunda aldığı cevap hikâyenin sonraki yarım yüzyılda defalarca aktarılacak merkez cümlesine dönüştü:

“Ben Iğdırlı Onbaşı Hasan'ım.”

Bardakçı'nın anlatısına göre Hasan, Birinci Dünya Savaşı sırasında Kanal Cephesi'nde bulunduğunu, İngiliz ilerleyişi üzerine geri çekildiklerini ve Kudüs'te 53 kişilik bir artçı unsurun bırakıldığını söyledi. Mondros Ateşkesi sonrasında birliğin komutanının İstanbul'a çağrıldığını, askerlerin memleketlerine dönebileceklerinin söylendiğini ancak Kudüs'te kalmak isteyenlerin nöbeti sürdürmesinin istendiğini anlattı.

Yıllar geçtikçe birlikte kalan askerlerin birer birer öldüğünü söyleyen Hasan'ın Bardakçı'ya anlattığı tablo, sonunda tek başına kalan yaşlı bir askerin Mescid-i Aksa'ya her gün gelmesiyle tamamlanıyordu.

Burada süreyle ilgili sık yapılan bir hatayı da düzeltmek gerekiyor. Bardakçı Hasan'la 1972'de karşılaştığında Kudüs'ün Osmanlı idaresinden çıkışının üzerinden yaklaşık 55 yıl geçmişti. Hasan gerçekten 1982'ye kadar aynı şehirde kaldıysa, Kudüs'ün 1917'deki tahliyesinden ölümüne kadar geçen süre yaklaşık 65 yıldır. Bazı sonraki anlatılarda “55 yıllık nöbet” bütün hayatına uygulanmış olsa da bu rakam aslında Bardakçı'nın onunla karşılaştığı tarihe kadarki süreyi ifade ediyor.

İkrime Sabri de Onbaşı Hasan'ı hatırlıyordu

Hikâyeyi yalnızca Bardakçı'nın yazısı üzerine kurulu bir anlatı olmaktan çıkaran en önemli tanıklık, Kudüs'ün tanınmış din adamlarından Şeyh İkrime Sabri tarafından verildi.

Sabri 2019'da Anadolu Ajansı'na yaptığı açıklamada Hasan'ı gençliğinden hatırladığını söyledi. Ona göre yaşlı asker sabah Mescid-i Aksa'ya ilk girenlerden oluyor, yatsı namazından sonra ise en son ayrılanlardan biri olarak gününü Harem-i Şerif'te geçiriyordu. Özellikle Harem-i Şerif'in kuzeyinden Kubbetü's-Sahra'ya çıkan merdivenlerin başında saatlerce beklediğini anlattı.

Sabri, Hasan'ın insanlarla fazla konuşmadığını, bunun nedenlerinden birinin Arapçayı iyi kullanamaması olabileceğini belirtti. Onu mahzun, kendi halinde ve son derece mütevazı biri olarak hatırladığını; üzerinde çoğu zaman yıpranmış, yamalı kıyafetler bulunduğunu söyledi.

Bu tanıklık önemli, çünkü Bardakçı'nın 1972'de tarif ettiği görünümle Sabri'nin yıllar sonra aktardığı hatıra temel noktalarda birbirine benziyor: her gün Aksa'ya gelmesi, belirli bir noktada uzun süre durması, insanlarla fazla konuşmaması ve eski kıyafetleri.

Kumandanına gönderemediği son tekmil

Bardakçı'nın hatırasının en çok hatırlanan bölümü, Hasan'ın kendisine verdiğini söylediği “emanet”ti.

Bardakçı'nın Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından yayımlanan Kudüs çalışmasına alınan metninde Hasan, kendisini Kudüs'te bırakan komutanının Tokat'ta olduğunu söyler ve ona bir haber götürmesini ister. Bu erken metinde komutanın adı Kolağası Musa Efendi olarak geçer. Daha sonraki internet aktarımlarının bir bölümünde isim “Mustafa” biçimine dönüşmüştür; kaynaklar arasındaki bu fark nedeniyle özgün anlatıdaki “Musa Efendi” kullanımını esas almak daha temkinlidir.

Hasan'ın mesajının özü, yıllardır görev yerini terk etmediğini ve kumandanına tekmilinin tam olduğunu bildirmekti.

Bardakçı Türkiye'ye döndükten sonra Tokat'a gittiğini, askerî kayıtlardan komutanın izini bulduğunu ancak Musa Efendi'nin yıllar önce öldüğünü öğrendiğini yazdı. Böylece Hasan'ın onlarca yıl sakladığı tekmil, komutanına ulaştırılamadı.

Aradan yaklaşık on yıl geçti. Bardakçı'nın anlatısına göre 1982'de Kudüs'teki rehberden bir telgraf geldi. Telgrafta yalnızca şu haber vardı:

“Mescid-i Aksa'yı bekleyen son Osmanlı askeri bugün öldü.”

Hasan'ın 1982'de öldüğü bilgisi, onu bizzat tanıyan İkrime Sabri'nin anlatımında da yer alıyor. Ancak Sabri, Hasan'ın Kudüs'te nereye defnedildiğini bilmediğini söyledi. Bugün onun kesin mezar yeri konusunda kamuya açık, doğrulanmış bir kayıt bulunmuyor.

Fotoğrafı yıllar sonra Filistin'deki bir müzede bulundu

Onbaşı Hasan'ın hikâyesinde önemli bir gelişme 2019'da yaşandı. Batı Şeria'nın Tulkerim kentindeki özel El-Mintar Müzesi'nde, Hasan'a ait olduğu belirtilen bir fotoğraf ortaya çıktı.

Yunus Emre Enstitüsü Kudüs Türk Kültür Merkezi Müdürü Reha Ermumcu, fotoğrafın kopyasını Kudüs'te Hasan'ı tanımış kişilere gösterdi. Şeyh İkrime Sabri de fotoğraftaki kişinin Onbaşı Hasan olduğunu doğruladı. Müze sahibi Bessam Bedran, fotoğrafı Filistin'in Osmanlı geçmişine ilişkin topladığı tarihî eserlerle birlikte koruduğunu ve müzeye gelen öğrencilere Hasan'ın hikâyesini anlattığını söyledi.

Sabri, Hasan'ı tanımlarken onun Kudüs için “sadakat, mesuliyet, aidiyet ve adanmışlık” sembolü olduğunu ifade etti. Bu tanım, Hasan'ın sonraki kuşaklarda neden yalnız askerî bir figür olarak değil, bir vazifeye bağlılığın sembolü olarak hatırlandığını da açıklıyor.

Gazze'de adına cami yapıldı, hikâyesi sahneye taşındı

Onbaşı Hasan'ın adı ölümünden onlarca yıl sonra Filistin'de somut bir yapıya da verildi. İHH İnsani Yardım Vakfı, Gazze'de inşa ettiği camiye onun adını verdi. Onbaşı Hasan Camii 26 Mayıs 2017'de ibadete açıldı. İHH'nın daha sonraki faaliyet raporuna göre 500 metrekarelik yapı aynı anda yaklaşık 1.800 kişiyi ağırlayabilecek kapasitedeydi.

Cami, Gazze'ye yönelik 2023 saldırıları sırasında ağır şekilde yıkıldı. Anadolu Ajansı, 30 Kasım 2023'te Tel el-Heva bölgesindeki yapının enkaza dönen görüntülerini yayımladı. Böylece Hasan'ın adını taşıyan yapı da yaklaşık bir asır önce başlayan Kudüs-Filistin hikâyesinin yeni bir döneminin parçası oldu.

Hasan'ın hayatı daha sonra edebiyat ve sahne sanatlarına da taşındı. Tarihî romanlara konu oldu; 2024'te ise “Aşk Derinlerde Onbaşı” adlı tiyatro oyunu onun hikâyesinden hareketle hazırlandı. Oyunun yönetmeni Yaşar Elmas, anlatının temel kaynağının bir gazetecinin aktardığı köşe yazısı olduğunu özellikle belirtti.

Tarih ile hafıza arasındaki Onbaşı Hasan

Iğdırlı Onbaşı Hasan hakkında yazarken iki ayrı alanı birbirinden ayırmak gerekiyor.

Tarihsel olarak kesin olan çerçeve: Osmanlı kuvvetleri Aralık 1917'de Kudüs'ten çekildi; 20. Kolordu Kudüs cephesindeki Osmanlı kuvvetleri arasında yer aldı ve şehir İngilizlerin kontrolüne geçti. Ayrıca İkrime Sabri'nin kişisel tanıklığı, 20. yüzyılın ikinci yarısında Mescid-i Aksa'ya her gün gelen, Osmanlı askeri olarak bilinen yaşlı Hasan'ın gerçekten Kudüs'te yaşadığına güçlü destek sağlıyor.

Buna karşılık Hasan'ın doğum tarihi, askerlik numarası, ailesi, 53 kişilik artçı birliğin tam listesi, Kudüs'te kalmalarına ilişkin resmî emir ve alt birlik sicili gibi ayrıntılar bugün erişilebilen açık arşiv belgeleriyle ortaya konmuş değil. Bu bilgilerin büyük bölümü İlhan Bardakçı'nın 1972'de Hasan'dan dinlediğini söylediği hatıraya dayanıyor.

Bu nedenle Onbaşı Hasan'ın hikâyesini en doğru biçimde anlatmanın yolu, onun kişisel tekmilini ve 53 asker anlatısını “Bardakçı'nın tanıklığına göre” aktarırken; Kudüs'ün 1917'deki askerî tarihini, İkrime Sabri'nin bağımsız hatırasını ve 2019'da ortaya çıkan fotoğrafı ayrı kaynaklarla ortaya koymaktır.

Böyle bakıldığında Iğdırlı Onbaşı Hasan'ın hafızadaki yeri daha da anlamlı hale geliyor. Çünkü “son Osmanlı askeri” ifadesi resmî bir askerî unvandan çok, Kudüs'ün Osmanlı'dan sonraki döneminde yaşayıp her gün Mescid-i Aksa'ya gitmeyi sürdüren bir adam için kullanılan tarihî ve sembolik bir tanımlama.

1917'de imparatorluk ordusunun çekildiği Kudüs'te kalan, 1972'de bir Türk gazetecinin karşısına çıkan ve 1982'de hayatını kaybeden Hasan'ın mezarının yeri bugün bilinmese de adı hem Türkiye'de hem Filistin'de yaşamaya devam ediyor.

Onun Bardakçı'ya verdiği tekmil ise hikâyenin özünü oluşturan cümle olarak kuşaktan kuşağa aktarılıyor: Nöbet yeri terk edilmemişti.

BiziUnutma.com

Tepkiniz Nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenme Beğenme 0
Aşk Aşk 0
Komik Komik 0
Vay Vay 0
Üzgün Üzgün 0
Kızgın Kızgın 0

Yorumlar (0)

User