Hz. Ömer kimdir? İslam devletini şekillendiren ikinci halifenin hayatı
Hz. Ömer’in Mekke’den Medine’ye uzanan hayatı, İslam’a girişi, on yıllık hilafeti, Kudüs’ün teslimi, devlet reformları ve 644’teki şehadeti.
Ahmet Taş | Bizi Unutma
MEDİNE / SUUDİ ARABİSTAN — İslam’ın ilk yıllarında Hz. Muhammed’e karşı çıkan, daha sonra Müslüman olarak onun en yakın sahabelerinden biri haline gelen Hz. Ömer, 634-644 yıllarındaki hilafetiyle İslam devletinin idarî yapısını büyük ölçüde şekillendirdi.
Yaklaşık on yıllık yönetiminde Suriye, Filistin, Irak, İran ve Mısır’ın önemli bölümleri İslam devletinin hâkimiyetine girdi; Kudüs barış yoluyla teslim alındı, Kûfe ve Basra gibi yeni şehirler kuruldu, divan sistemi oluşturuldu ve Hicrî takvimin kullanılmasına karar verildi. İslam tarihinde “Emîrü’l-mü’minîn” unvanını kullanan ilk devlet başkanı olarak kayıtlara geçen Hz. Ömer, 644 yılında Medine’de sabah namazı sırasında uğradığı saldırının ardından hayatını kaybetti.
Mekke’de başlayan hayatı ve İslam’a girişi
Tam adı Ömer b. el-Hattâb b. Nüfeyl el-Kureşî el-Adevî olan Hz. Ömer, Mekke’de Kureyş kabilesinin Adî koluna mensup bir ailede doğdu. Kesin doğum tarihi bilinmemekle birlikte TDV İslâm Ansiklopedisi, Fil Vakası’ndan yaklaşık 13 yıl sonra dünyaya geldiğine ilişkin rivayeti aktarır. Buna göre doğumu yaklaşık 584 yılı civarına tarihlendirilir.
Babası Hattâb b. Nüfeyl, annesi ise Hanteme bint Hâşim’di. Gençliğinde ailesinin develerini güttüğü; ata binme, silah kullanma ve güreşte başarılı olduğu aktarılır. Dönemin Mekke toplumunda okuma yazma bilenlerin az olduğu düşünüldüğünde, Hz. Ömer’in okuma yazma bilmesi de dikkat çekicidir. Ticaret amacıyla Suriye, Irak ve Mısır’a seyahat ettiği ve Kureyş adına bazı diplomatik görevler üstlendiği rivayet edilir.
İslam’ın ilk yıllarında Hz. Muhammed’in davetine karşı çıktı ve Müslüman olan bazı kişilere sert davrandı. Ancak 616 yılı civarında, peygamberliğin altıncı yılında Müslüman oldu.
Onun İslam’a girişinin nasıl gerçekleştiğine ilişkin erken kaynaklarda iki temel rivayet bulunur. En meşhur anlatıda Hz. Muhammed’i öldürmek amacıyla yola çıktığı, kız kardeşi Fâtıma ile eniştesi Saîd b. Zeyd’in Müslüman olduğunu öğrenince onların evine gittiği ve burada okunan Kur’an ayetlerinden etkilenerek Dârülerkam’a gidip Müslüman olduğu aktarılır.
Diğer rivayette ise Kâbe’de Hz. Muhammed’in Hâkka Suresi’ni okumasını dinlediği ve ayetlerden etkilenerek İslam’ı kabul ettiği belirtilir. TDV, ikinci rivayetin tercih edilmeye daha uygun görüldüğünü kaydeder. Dolayısıyla halk arasında yaygınlaşan kız kardeşinin evindeki olay, tek ve tartışmasız tarihî anlatım değildir.
Hz. Ömer’in Müslüman olması Mekke’deki Müslüman toplum açısından önemli bir gelişmeydi. Kaynaklarda onun İslam’a girişinden sonra Müslümanların Kâbe’de toplu biçimde namaz kılmaya başladıkları aktarılır.
Hak ile bâtılı birbirinden ayıran anlamındaki “Fârûk” onun en bilinen lakabı oldu; ancak bu lakabı ilk kimin verdiğine ilişkin rivayetler farklıdır.
Hicret, savaşlar ve Hz. Muhammed’in yanındaki yılları
Müslümanların Medine’ye hicreti başlayınca Hz. Ömer de ailesi ve yakınlarından oluşan yaklaşık 20 kişilik bir kafileyle Mekke’den ayrıldı ve önce Kubâ’ya yerleşti.
Medine döneminde Hz. Muhammed’in yakın çevresindeki isimlerden biri oldu.
Bedir, Uhud, Hendek ve Huneyn dahil Hz. Muhammed’in komuta ettiği savaşların büyük bölümünde yer aldı; Hudeybiye Antlaşması’na, Umretü’l-kazâ’ya ve Veda Haccı’na katıldı. Tebük Seferi öncesinde ordunun ihtiyaçları için malının yarısını bağışladığı aktarılır.
Hz. Ömer’in bazı konularda güçlü itirazlarda bulunabildiği de kaynaklarda görülür. Hudeybiye Antlaşması’nın Müslümanlar açısından ağır görünen hükümlerini başlangıçta kabullenmekte zorlandı ve Hz. Muhammed’e sorular yöneltti. Daha sonra antlaşmanın sonuçlarının Müslümanlar lehine geliştiğini görünce tavrından dolayı pişmanlık duyduğu aktarılır.
Kızı Hafsa bint Ömer’in 625 yılında Hz. Muhammed ile evlenmesi, Ömer ile Peygamber arasındaki aile bağını da güçlendirdi.
Hz. Ömer aynı zamanda vahiy kâtiplerinden biri kabul edilir. İslam geleneğinde bazı görüşlerinin daha sonra inen ayetlerin hükmüyle örtüşmesi “Muvâfakāt-ı Ömer” adıyla anılmıştır. Makam-ı İbrahim’in namazgâh edinilmesi ve Hz. Peygamber’in hanımlarıyla konuşurken perde kullanılması bunların en bilinen örnekleri arasında gösterilir.

Hz. Muhammed’in vefatı ve Hz. Ebû Bekir dönemi
Hz. Muhammed’in 632 yılında vefatı, Hz. Ömer üzerinde büyük bir sarsıntı oluşturdu.
Kaynaklara göre ilk anda Peygamber’in öldüğünü kabul etmekte zorlandı. Hz. Ebû Bekir’in Kur’an’dan ayetler okuyarak Hz. Muhammed’in de bir insan ve peygamber olduğunu hatırlatmasının ardından gerçeği kabullendi.
Ensarın Benî Sâide gölgeliğinde yeni lideri belirlemek üzere toplandığını öğrenince Hz. Ebû Bekir ve Ebû Ubeyde b. Cerrâh ile birlikte toplantıya gitti. Görüşmeler sonucunda Hz. Ebû Bekir’e ilk biat eden önde gelen isimlerden biri oldu ve ertesi gün Medine halkını da ona biat etmeye çağırdı.
Hz. Ebû Bekir’in yaklaşık iki yıllık hilafeti boyunca onun en önemli danışmanlarından biri ve Medine’deki yargı işlerinin sorumlularından biri olarak görev yaptı.
Bu dönemde İslam tarihi açısından son derece önemli bir girişimde bulundu. Yemâme/Akrabâ Savaşı’nda çok sayıda Kur’an hâfızının hayatını kaybetmesinin ardından Kur’an’ın yazılı malzemelerinin tek bir koleksiyonda toplanmasını Hz. Ebû Bekir’e önerdi. Başlangıçta tereddüt eden Ebû Bekir’i ikna etti; Zeyd b. Sâbit başkanlığında gerçekleştirilen çalışma sonucunda Kur’an metinleri bir araya getirildi.
Hz. Ebû Bekir hastalandığında ileri gelen sahabelerle istişare ederek Hz. Ömer’i kendisinden sonraki halife olarak belirledi.
Ebû Bekir’in 23 Ağustos 634’te vefatının ardından Hz. Ömer Mescid-i Nebevî’de biat alarak İslam devletinin ikinci halifesi oldu.
634–644: Suriye, İran, Mısır ve Kudüs’e uzanan fetihler
Hz. Ömer’in yaklaşık on yıllık hilafeti, İslam devletinin coğrafi açıdan en hızlı genişlediği dönemlerden biri oldu.
Irak cephesinde Sâsânî İmparatorluğu’na karşı mücadele sürdürüldü. Hz. Ömer, Sa‘d b. Ebû Vakkās’ı ordunun başına getirdi. 636’daki Kādisiye Savaşı Müslümanların zaferiyle sonuçlandı. Sâsânî başkenti Medâin 637’de ele geçirildi; ardından Celûlâ ve diğer bölgeler alındı. 642’deki Nihâvend zaferi, Sâsânî askerî gücünün kırılmasında belirleyici dönüm noktalarından biri oldu.
Aynı dönemde Bizans’a karşı Suriye cephesindeki ilerleme devam etti.
Dımaşk 635’te Müslümanların kontrolüne geçti. 20 Ağustos 636’daki Yermük Muharebesi’nde Bizans ordusu ağır yenilgiye uğradı; ardından Suriye ve Filistin’deki birçok şehir Müslümanların hâkimiyetine girdi.
En dikkat çekici gelişmelerden biri Kudüs’ün teslimi oldu.
Kudüs Patriği Sophronios şehrin anahtarlarını bizzat halifeye vermek istedi. Hz. Ömer bunun üzerine Suriye’ye gitti ve 638 yılında Kudüs’ü teslim aldı. Şehir halkına can, mal ve ibadet yerlerinin güvenliğini içeren bir eman verildi. TDV, Hz. Ömer’in barış yoluyla alınan Kudüs’te eski mabedlere dokunmadığını ve gayrimüslimlerin ibadet yerlerinin korunmasına dikkat ettiğini kaydeder.
Ardından Amr b. Âs komutasındaki birliklerin 640-642 yılları arasında Mısır’ı fethetmesiyle İslam devletinin sınırları Kuzey Afrika’ya doğru genişledi.
Hz. Ömer’in ölümüne gelindiğinde Irak, İran’ın önemli bölümü, Azerbaycan, Suriye, Filistin ve Mısır İslam devletinin hâkimiyet alanına girmişti.
Hicrî takvimden divan teşkilatına: Devlet sistemini yeniden kurdu
Hz. Ömer’in tarihî önemini yalnız fetihlerle açıklamak yeterli değildir. Genişleyen coğrafyanın yönetilebilmesi için yaptığı idarî düzenlemeler sonraki İslam devletlerine de model oluşturdu.
İslam tarihinde devlet başkanı için “Emîrü’l-mü’minîn” unvanının ilk kez onun zamanında kullanıldığı kabul edilir.
637 yılında Hz. Ali’nin önerisi üzerine Hicrî takvimin kullanılması kararlaştırıldı. Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicreti takvimin başlangıcı, Muharrem ise yılın ilk ayı kabul edildi.
Fetihlerden gelen gelirlerin düzenli biçimde kaydedilmesi için divan teşkilatı oluşturuldu. Askerler ve hak sahipleri defterlere kaydedildi; devlet gelirleri ile ödemeler sistemleştirildi. Beytülmâlin işleyişi genişletildi.
Kûfe, Basra ve Fustat gibi yeni ordugâh şehirleri oluşturuldu. Bu merkezler daha sonraki yüzyıllarda büyük siyasi, ilmî ve ekonomik merkezlere dönüştü.
Yargı alanında da önemli bir değişiklik yapıldı. Daha önce valilerin yürüttüğü bazı yargı görevleri ayrıştırıldı ve Kûfe, Basra, Dımaşk, Filistin, Mısır gibi bölgelere bağımsız kadılar tayin edildi. İslam tarihindeki ilk hapishanenin de onun döneminde kurulduğu aktarılır.
Valileri görevlendirmeden önce mal varlıklarını kaydettiriyor, görev süresinde olağan dışı servet artışlarını soruşturuyor ve halktan gelen şikâyetleri inceletiyordu. Her hac mevsiminde valileri Medine’ye çağırıp yönettikleri bölgelerdeki insanların şikâyetlerini dinlediği de kaynaklarda yer alır.
Bu uygulamalar, Hz. Ömer’in adının sonraki yüzyıllarda adalet ve kamu yöneticisinin hesap verebilirliği kavramlarıyla birlikte anılmasının temelini oluşturdu.
639: Kıtlık ve Amvâs vebasıyla geçen ağır yıl
Hz. Ömer döneminin tamamı fetih ve genişlemeden ibaret değildi.
639 yılında Arabistan’da büyük bir kıtlık yaşandı. Kaynaklarda bu dönem “Âmü’r-remâde”, yani Kül Yılı olarak anılır.
TDV’ye göre ihtiyaç sahiplerini Zeyd b. Sâbit başkanlığındaki görevliler belirledi; beytülmâlde bulunan hububat ve yiyecekler dağıtıldı. Hz. Ömer’in her gün çok sayıda hayvan kestirerek halka yemek dağıttığı ve kıtlık nedeniyle zaruret içinde hırsızlık yapanlara normal şartlardaki cezayı uygulamadığı aktarılır.
Aynı dönemde Suriye-Filistin bölgesinde Amvâs vebası patlak verdi. Salgın binlerce insanın ölümüne yol açtı; sahabenin önemli isimlerinden Ebû Ubeyde b. Cerrâh ve Muâz b. Cebel de hayatını kaybetti. TDV, salgında 25 bini aşkın kişinin öldüğünü aktarır.
Bu kriz yılları, Hz. Ömer’in yönetim anlayışının yalnız savaş zamanında değil olağanüstü sosyal şartlarda da sınandığı dönem oldu.
644: Sabah namazındaki saldırı ve şehadeti
Hz. Ömer, 644 yılındaki hac ibadetinin ardından Medine’ye döndü.
Kaynaklara göre Mugīre b. Şu‘be’nin kölesi olan ve demircilik, marangozluk gibi işlerle uğraşan Ebû Lü’lüe Fîrûz, kendisinden alınan ücretin azaltılması için Hz. Ömer’e başvurdu. Hz. Ömer şartları değerlendirdikten sonra alınan miktarın yaptığı işler dikkate alındığında fazla olmadığına karar verdi.
Ertesi sabah Ebû Lü’lüe, Mescid-i Nebevî’de sabah namazı sırasında Hz. Ömer’e hançerle saldırdı.
Ağır yaralanan halifeye kendisinden sonra kimin yönetici olacağı soruldu.
Hz. Ömer oğlunu halife yapmak yerine Hz. Osman, Hz. Ali, Abdurrahman b. Avf, Sa‘d b. Ebû Vakkās, Talha b. Ubeydullah ve Zübeyr b. Avvâm’dan oluşan altı kişilik bir şûranın üç gün içerisinde yeni halifeyi seçmesini istedi. Oğlu Abdullah’ın toplantılara katılmasına izin verdi ancak halife seçilemeyeceğini özellikle belirtti.
Defnedilmesi konusunda da Hz. Âişe’den izin istedi.
Hz. Âişe, Mescid-i Nebevî’ye bitişik odada kendisi için düşündüğü yeri Hz. Ömer’e verdi. Böylece Hz. Ömer’in naaşı, Hz. Muhammed ile Hz. Ebû Bekir’in yanına defnedilecekti.
Hz. Ömer saldırıdan üç gün sonra, 26 Zilhicce 23 tarihinde — 3 Kasım 644’te — hayatını kaybetti. Cenaze namazını Suheyb b. Sinân kıldırdı.
Şûra daha sonra toplanarak Hz. Osman’ı üçüncü halife seçti.
Hz. Ömer’in İslam tarihindeki yeri mezhebî geleneklere göre farklı değerlendirmelere konu olmuştur. Sünnî gelenekte, aşere-i mübeşşereden biri ve dört Râşid Halife’nin ikincisi olarak Hz. Ebû Bekir’den sonra sahabenin en üstün isimlerinden kabul edilir. Şiî gelenekte ise Hz. Muhammed’den sonraki liderliğin Hz. Ali’ye ait olduğu inancı nedeniyle ilk halifelerin siyasi meşruiyetine ilişkin farklı bir değerlendirme bulunmaktadır.
Bununla birlikte Hz. Ömer’in yaklaşık on yıllık yönetiminin İslam tarihinin siyasi ve idarî yapılanmasındaki etkisi tartışılmaz ölçüde büyüktür.
Halifeliğe başladığında ağırlıklı olarak Arap Yarımadası ve çevresinde bulunan İslam devleti, ölümünde Mısır’dan İran’a, Kudüs’ten Irak’a uzanan geniş bir coğrafyaya ulaşmıştı.
Fakat onun kalıcı etkisi yalnız toprak genişlemesinde değildi.
Hicrî takvim, divan sistemi, düzenli devlet kayıtları, beytülmâl teşkilatı, kadıların ayrı görevlendirilmesi, valilerin denetlenmesi, Kûfe ve Basra gibi şehirlerin kurulması, eğitim faaliyetlerinin desteklenmesi ve kriz zamanlarında kamu kaynaklarının halka yönlendirilmesi onun döneminde şekillenen uygulamalar arasındaydı.
Mekke’de İslam’a karşı çıkan genç Ömer’in hayatı, yıllar sonra aynı dinin en geniş coğrafyaya hükmeden devletinin başında sona erdi.
Bu nedenle Hz. Ömer’i anlamak yalnızca “adaletiyle tanınan halife” şeklindeki kısa bir tanımla değil; İslam’ın Mekke’deki zorlu ilk yıllarına tanıklık eden sahabeyi, Hz. Muhammed’in yakın danışmanını, Kur’an’ın toplanması fikrini ortaya atan devlet adamını ve on yıl boyunca büyüyen bir devletin kurumlarını oluşturan yöneticiyi birlikte değerlendirmeyi gerektiriyor.
BiziUnutma.com
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenme
0
Aşk
0
Komik
0
Vay
0
Üzgün
0
Kızgın
0
Yorumlar (0)