Prenses Diana kimdir? Kraliyetten insani yardım sembolüne uzanan hayat
Prenses Diana’nın aristokrat bir ailede başlayan yaşamı, Charles ile evliliği, William ve Harry, insani yardım çalışmaları ve 1997’deki ölümü.
Ahmet Taş | Bizi Unutma
LONDRA, BİRLEŞİK KRALLIK — Kamuoyunda “Prenses Diana” adıyla tanınan Diana Frances Spencer, İngiliz Kraliyet Ailesi’ndeki yaşamının ötesinde HIV/AIDS hastalarına, evsizlere ve savaş mağdurlarına yönelik çalışmalarıyla 20. yüzyılın en tanınan insani yardım figürlerinden biri oldu.
Yalnızca 36 yıl süren hayatı dünya kamuoyunun gözleri önünde geçti. Aristokrat Spencer ailesinde doğdu, 20 yaşında dönemin Galler Prensi Charles ile evlenerek dünyanın en fazla takip edilen kadınlarından biri haline geldi, William ve Harry’nin annesi oldu. Evliliğinin bozulması ve 1996’daki boşanmanın ardından kamusal çalışmalarını sürdürdü. Ölümünden aylar önce Angola’daki bir mayın tarlasında yürüyerek kara mayınlarının siviller üzerindeki etkisini dünya gündemine taşıdı. 31 Ağustos 1997’de Paris’te meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybetmesi, dünya çapında olağanüstü bir yas dalgasına yol açtı. İngiliz Kraliyet Ailesinin resmî kayıtları da Diana’nın ölümünden sonra yardım çalışmalarının farklı vakıf ve projeler aracılığıyla devam ettiğini belirtiyor.
Sandringham yakınlarında başlayan çocukluk
Diana Frances Spencer, 1 Temmuz 1961’de İngiltere’nin Norfolk bölgesinde, Sandringham yakınlarındaki Park House’da dünyaya geldi. Babası John Spencer, dönemin Viscount Althorp’u ve daha sonra 8. Earl Spencer; annesi ise Frances Ruth Roche idi. Diana, Sarah ve Jane adlı iki ablası ile Charles adlı erkek kardeşi bulunan dört çocuklu ailenin üçüncü kızıydı.
Spencer ailesinin İngiliz aristokrasisi ve kraliyet çevresiyle uzun süredir devam eden ilişkileri vardı. Diana’nın babası geçmişte Kral VI. George ve Kraliçe II. Elizabeth’in hizmetinde bulunmuştu. Diana’nın çocukluk yılları ise dışarıdan görülen aristokrat yaşamın aksine aile içindeki önemli değişikliklerle geçti. Anne ve babası 1967’de ayrıldı, evlilikleri 1969’da resmen sona erdi. Diana ve kardeşleri ağırlıklı olarak babalarıyla yaşamayı sürdürdü.
Büyükbabası 7. Earl Spencer’ın ölümünden sonra babasının kontluk unvanını devralmasıyla aile 1975’te Northamptonshire’daki Althorp malikânesine taşındı. Diana da bu tarihten itibaren “Lady Diana Spencer” olarak anılmaya başladı.
Riddlesworth Hall’da eğitim gören Diana daha sonra Kent’teki West Heath yatılı okuluna devam etti. Kraliyet Ailesinin biyografisine göre özellikle müzik, piyano ve dansla ilgileniyordu. 1977’de West Heath’ten ayrıldı ve İsviçre’nin Rougemont kentindeki Institut Alpin Videmanette’e gitti. Ancak burada uzun süre kalmadı.
1979’da Londra’ya yerleşti. Bir süre çocuk bakıcılığı yaptı ve Pimlico’daki Young England School’da anaokulu öğretmen yardımcısı olarak çalıştı. Henüz dünya basınının sürekli takip ettiği bir isim değildi; ancak çok geçmeden hayatı bütünüyle değişecekti.
Charles ile evlilik dünya çapında izlendi
Diana ile dönemin Galler Prensi Charles’ın aileleri birbirini uzun yıllardır tanıyordu. İkilinin yolları 1977’de Althorp’ta yeniden kesişti. İlişkilerinin ilerlemesinin ardından 24 Şubat 1981’de nişanları resmen açıklandı.
Diana henüz 19 yaşındaydı.
29 Temmuz 1981’de Londra’daki St. Paul Katedrali’nde yapılan düğün, televizyon çağının en büyük küresel medya olaylarından birine dönüştü. Kraliyet Ailesinin resmî kayıtlarına göre töreni televizyon ve radyodan dünya çapında yaklaşık 1 milyar kişi takip etti; yüz binlerce kişi de Buckingham Sarayı ile katedral arasındaki güzergâhta toplandı.
Evlilikle birlikte Diana, “Her Royal Highness The Princess of Wales” — Galler Prensesi unvanını aldı. Teknik olarak doğuştan “Prenses Diana” unvanına sahip değildi; ancak dünya kamuoyunda en yaygın kullanılan isim zamanla “Princess Diana” oldu.
Kraliyet görevlerine kısa sürede başladı. İlk resmî Galler ziyaretini 1981’de gerçekleştirdi. Charles ile Avustralya’dan Japonya’ya, Kanada’dan Nijerya’ya kadar çok sayıda ülkeyi ziyaret etti. İlk tek başına yurt dışı resmî görevinde ise 1982’de Kraliçe II. Elizabeth’i temsilen Monako Prensesi Grace Kelly’nin cenazesine katıldı.
Diana’nın kıyafetleri, saç stili ve tavırları da uluslararası basının sürekli gündemindeydi. İngiliz tasarımcıların tanıtımına katkıda bulundu ve 1980’lerde dünyanın en çok fotoğraflanan kadınlarından biri haline geldi.
Ancak kamuoyundaki bu yoğun ilginin ilerleyen yıllarda özel hayat üzerinde ağır bir baskı oluşturduğu da ortaya çıkacaktı.
William ve Harry’nin annesi olarak farklı bir kraliyet görüntüsü çizdi
Diana ve Charles’ın ilk çocukları Prens William Arthur Philip Louis, 21 Haziran 1982’de, ikinci oğulları Prens Henry Charles Albert David — Harry ise 15 Eylül 1984’te Londra’daki St Mary’s Hospital’da dünyaya geldi.
Diana’nın anneliği kamuoyundaki imajının önemli parçalarından biri oldu. Çocuklarıyla mümkün olduğunca doğrudan ilgilenmesi, onları bazı resmî seyahatlere götürmesi ve geleneksel saray hayatının dışında deneyimler yaşamalarına önem vermesi basında geniş yer buldu.
1983’te Charles’ın Avustralya ve Yeni Zelanda gezisine bebek William’ın da götürülmesi, dönemin kraliyet uygulamaları açısından dikkat çekici bir tercihti. Daha sonraki yıllarda William ve Harry, anne ve babalarının bazı seyahatlerinde birlikte yer aldı.
Diana’nın çocuklarıyla ilişkisi, ölümünden sonra da mirasının önemli bir parçası olarak kaldı. William annesini kaybettiğinde 15, Harry ise yalnızca 12 yaşındaydı.
Diana’nın yaşamı aynı zamanda basınla karmaşık bir ilişki içinde geçti. Kamuoyunun yoğun ilgisi onu küresel bir figüre dönüştürürken, paparazzi takibi ve özel hayatına ilişkin haberler giderek daha yoğun hale geldi. Bu medya baskısı özellikle evliliğinin son dönemlerinde daha görünür biçimde tartışılmaya başladı.
Bir el sıkışması HIV/AIDS’e ilişkin önyargıları sarstı
Diana’nın kalıcı etkisinin en önemli nedenlerinden biri, kraliyet görünürlüğünü o dönemde toplumda çekinilen konulara yöneltmesiydi.
Kraliyet Ailesinin kayıtlarına göre evliliği boyunca 100’den fazla yardım kuruluşunda başkan veya hami olarak görev yaptı. Evsizler, engelliler, çocuklar ve HIV/AIDS ile yaşayan kişiler çalışmalarının başlıca alanları arasındaydı.
En sembolik anlardan biri Nisan 1987’de Londra’daki Middlesex Hospital’da yaşandı. Diana, burada HIV/AIDS hastaları için oluşturulan özel bölümü açarken HIV ile yaşayan bir erkeğin elini eldiven kullanmadan tuttu.
Bugün sıradan görülebilecek bu davranış, AIDS’in gündelik temasla bulaşabileceğine ilişkin yanlış inanışların yaygın olduğu 1980’lerin sonunda önemli bir kamu mesajı taşıyordu. İngiltere’deki National AIDS Trust, bu görüntünün HIV’in bulaşma yollarına ilişkin yanlış bilgilerin kırılmasına yardımcı olduğunu ve Diana’nın konuya ilgisinin yalnızca bir medya etkinliğiyle sınırlı kalmadığını belirtiyor.
Diana sonraki yıllarda HIV/AIDS ile yaşayan yetişkin ve çocuklarla temasını sürdürdü. Ayrımcılık ve dışlanmaya karşı verdiği mesajlar, hastalığın tıbbi boyutunun yanında sosyal damgalamaya da dikkat çekti.
Evsizlik konusunda Centrepoint, çocuk sağlığında Great Ormond Street Hospital, kanser alanında Royal Marsden Hospital ve cüzzamla mücadelede Leprosy Mission gibi kuruluşlarla çalıştı. Boşanmasının ardından yüzlerce himaye görevinden çekilmesine rağmen bu alanlardan bazılarını özellikle korudu.
Angola’daki mayın tarlası fotoğrafı dünyanın gündemine girdi
Diana’nın son yılındaki en önemli insani yardım faaliyeti kara mayınlarına karşı yürüttüğü kampanya oldu.
Ocak 1997’de British Red Cross’un desteğiyle Angola’ya gitti. Ülke, uzun yıllar devam eden iç savaş nedeniyle milyonlarca kara mayınının bulunduğu bölgelerden biriydi. Diana burada mayın nedeniyle uzuvlarını kaybeden çocuk ve yetişkinlerle görüştü.
Ancak ziyaretin dünya çapında sembolleşen bölümü Huambo’daki mayınlı alanda yaptığı yürüyüş oldu.
Koruyucu yelek ve yüz siperi takan Diana, HALO Trust tarafından temizlenmekte olan bir mayın tarlasındaki işaretlenmiş güzergâhta yürüdü. Fotoğraflar dünya medyasına yayıldı ve askerî bir mesele olarak görülen kara mayınlarının siviller üzerindeki uzun vadeli etkisinin küresel ölçekte tartışılmasına katkı sağladı.
HALO Trust yıllar sonra Diana’nın ziyaretinin kara mayınlarına yönelik kamuoyu algısını değiştirdiğini ve meseleyi küresel bir insani kriz olarak görünür hale getirdiğini belirtti.
Diana kampanyasını Angola ile sınırlamadı. Haziran 1997’de Londra’da kara mayınları üzerine düzenlenen konferansta konuştu, ardından ABD’de mayın karşıtı faaliyetleri destekledi. 7-10 Ağustos 1997’de Bosna-Hersek’e yaptığı ziyaret, hayatının son kamu faaliyetlerinden biri oldu. Burada da mayınlardan etkilenen bölgeleri ve mağdurları ziyaret etti.
Diana’nın ölümünden birkaç ay sonra, Aralık 1997’de Ottawa Antlaşması imzaya açıldı ve 122 ülke anti-personel mayınlarını yasaklamaya yönelik anlaşmayı imzaladı. Antlaşma Diana’nın tek başına oluşturduğu bir süreç değildi; yıllardır faaliyet gösteren uluslararası kuruluşlar ve mayın karşıtı kampanyaların sonucuydu. Bununla birlikte British Red Cross ve HALO Trust, Diana’nın küresel görünürlüğünün konuya olağanüstü kamuoyu ilgisi kazandırdığını vurguluyor.
Ayrılık, Panorama röportajı ve 1996’daki boşanma
Diana ile Charles’ın evliliğindeki sorunlar 1980’lerin sonları ve 1990’ların başlarında kamuoyuna giderek daha fazla yansıdı.
9 Aralık 1992’de dönemin İngiltere Başbakanı John Major, çiftin ayrılma kararı aldığını Avam Kamarasında açıkladı. Diana çocuklarıyla ilgili sorumluluğu Charles ile paylaşmaya devam ederken Kensington Palace’daki yaşamını ve ofisini korudu.
Kasım 1995’te BBC’nin Panorama programına verdiği televizyon röportajında evliliğinin güçlüklerini, özel hayatını ve kraliyet görevlerinin oluşturduğu baskıyı kamuoyu önünde anlattı. Kraliyet Ailesinin resmî biyografisi de röportajda Diana’nın kişisel yaşamındaki mutsuzluğundan ve kamusal rolünün baskılarından söz ettiğini kaydediyor.
Evlilik 28 Ağustos 1996’da resmen sona erdi.
Boşanmanın ardından Diana, “Her Royal Highness” hitabını kullanmayı bıraktı fakat “Diana, Princess of Wales” unvanını korudu. Kraliyet Ailesinin resmî kayıtlarına göre aile mensubu olarak görülmeye ve William ile Harry’nin yetiştirilmesinde Charles ile eşit sorumluluk taşımaya devam etti.
Çok sayıdaki resmî himayesinden çekilerek faaliyetlerini belirli yardım kuruluşlarında yoğunlaştırdı. Haziran 1997’de resmî etkinliklerde giydiği kıyafetlerin bir bölümünü açık artırmaya çıkararak gelirini yardım kuruluşlarına yönlendirdi.
1 Temmuz 1997’de 36. ve son doğum gününü Tate Gallery’nin 100. yıl etkinliğinde geçirdi. İngiltere’deki son resmî görevi ise 21 Temmuz’da Northwick Park Hospital’ın çocuk acil servisini ziyaret etmek oldu.

Paris’teki kaza ve milyonların katıldığı yas
Diana, 30 Ağustos’u 31 Ağustos 1997’ye bağlayan gece Paris’te Dodi Fayed ile birlikte Ritz Oteli’nden ayrıldı.
İçinde bulundukları Mercedes, Place de l’Alma alt geçidinde yüksek hızla ilerlerken bir sütuna çarptı. Dodi Fayed ve aracın sürücüsü Henri Paul olay yerinde yaşamını yitirdi. Koruma görevlisi Trevor Rees-Jones ağır yaralı olarak kurtuldu. Diana ise Pitié-Salpêtrière Hastanesine götürüldü; acil müdahalelere rağmen 31 Ağustos 1997 sabahı hayatını kaybetti. 36 yaşındaydı.
Ölümün ardından kazaya ilişkin çok sayıda komplo iddiası ortaya atıldı. İngiliz Metropolitan Polisi tarafından yürütülen kapsamlı Operation Paget soruşturması ise 2006’da cinayet komplosuna ilişkin kanıt bulunmadığı ve eldeki delillerin ölümcül olayın trafik kazası olduğu sonucunu açıkladı.
İngiltere’de daha sonra gerçekleştirilen uzun adli incelemede jüri, 7 Nisan 2008’de Diana ve Dodi Fayed’in hukuka aykırı şekilde öldürüldükleri sonucuna ulaştı. Kararda sürücü Henri Paul’ün ve aracı takip eden paparazzi araçlarının ağır ihmalli sürüşü etkili faktörler olarak gösterildi. Diana ve Fayed’in emniyet kemeri takmamalarının da ölüm sonucuna katkıda bulunduğu kaydedildi.
Diana’nın cenazesi İngiltere’ye getirildi. 6 Eylül 1997’de Westminster Abbey’de düzenlenen cenaze töreni dünya çapında takip edildi. Tabutun arkasında 15 yaşındaki William, 12 yaşındaki Harry, Charles, Prens Philip ve Diana’nın kardeşi Charles Spencer yürüdü.
Törenin ardından Diana’nın naaşı Spencer ailesinin Althorp arazisine götürüldü ve malikânedeki gölün ortasında bulunan adaya defnedildi.
Prenses Diana’nın ölümünden onlarca yıl sonra adının hâlâ güçlü biçimde hatırlanmasının nedeni yalnızca kraliyet ailesinin bir üyesi olması değildi. HIV/AIDS salgınının yoğun korku ve önyargıyla karşılandığı dönemde hastalara dokunması, evsizleri ve ağır hastaları ziyaret etmesi, mayın mağdurlarının hikâyelerini dünya kamuoyuna taşıması ve geleneksel kraliyet mesafesinden daha doğrudan bir iletişim biçimi kurması onun kamusal mirasını şekillendirdi.
Kensington Sarayı’nın ve basının sürekli takip ettiği genç bir aristokrattan küresel insani yardım sembolüne dönüşen Diana Frances Spencer’ın hayatı yalnızca 36 yıl sürdü. Buna karşılık çocukları William ve Harry’nin çalışmaları, adına kurulan yardım girişimleri ve özellikle HIV/AIDS ile kara mayınları konusunda bıraktığı kamusal etki, ölümünden sonra da yaşamaya devam etti. Kraliyet Ailesinin resmî biyografisinde bu miras, Diana’nın çalışmalarını sürdüren yardım kuruluşları ve anma projeleriyle devam eden bir hizmet çizgisi olarak tanımlanıyor.
BiziUnutma.com
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenme
0
Aşk
0
Komik
0
Vay
0
Üzgün
0
Kızgın
0
Yorumlar (0)