Mehmet Akif Ersoy kimdir? Hayatı, İstiklal Marşı ve Safahat mirası

Mehmet Akif Ersoy’un Fatih’te başlayan hayatı, veterinerlik yılları, Millî Mücadele’deki rolü, İstiklal Marşı, Safahat ve Mısır yılları.

03 Eyl 2026 - 07:40
0
Mehmet Akif Ersoy kimdir? Hayatı, İstiklal Marşı ve Safahat mirası

Ahmet Taş | Bizi Unutma

İSTANBUL, TÜRKİYE — İstiklal Marşı’nın şairi Mehmet Akif Ersoy, veterinerlikten öğretmenliğe, milletvekilliğinden vaizliğe uzanan hayatını edebiyat ve Millî Mücadele ile birleştirerek Türkiye’nin en etkili fikir ve şiir insanlarından biri oldu.

1873’te İstanbul’un Fatih ilçesinde dünyaya gelen Akif, Osmanlı Devleti’nin son dönemindeki savaşlara, toplumsal çözülmelere ve büyük siyasi dönüşümlere tanıklık etti; 1920’de Millî Mücadele’ye katıldı, 1921’de İstiklal Marşı’nı kaleme aldı ve şiirlerini yedi kitaptan oluşan Safahat çatısı altında topladı. 27 Aralık 1936’da İstanbul’da hayatını kaybeden şair, bugün yalnız edebiyatçı kimliğiyle değil, bağımsızlık mücadelesinde üstlendiği rol ve fikir hayatıyla da hatırlanıyor.

Fatih’te başlayan hayat ve güçlü aile eğitimi

Mehmet Akif, Aralık 1873’te İstanbul Fatih’in Sarıgüzel semtinde doğdu. Babası, küçük yaşta Arnavutluk’un İpek bölgesinden İstanbul’a gelerek eğitim gören ve Fatih Medresesi’nde müderrisliğe kadar yükselen Mehmet Tahir Efendi; annesi ise aslen Buharalı bir aileden gelen Emine Şerife Hanım’dı.

İlk eğitimini Emir Buhari mahalle mektebinde aldı. Ardından Fatih Merkez Rüştiyesi’ne ve Mülkiye Mektebi’nin idadi kısmına devam etti. Babasından küçük yaşta Arapça öğrenmeye başlayan Akif, ilerleyen yıllarda Farsça ve Fransızcasını da geliştirdi.

Hayatının yönünü değiştiren olaylardan biri 1888’de babasının ölümü oldu. Aynı dönemde Fatih’te çıkan büyük yangında aile evi de yandı. Daha kısa sürede meslek sahibi olmak isteyen Akif, yeni açılan Mülkiye Baytar Mektebi’ne geçti ve 1893’te okulunu birincilikle tamamladı.

Mezuniyetinin ardından Ziraat Nezareti bünyesinde veteriner olarak göreve başladı. Edirne’den Anadolu ve Rumeli’nin çeşitli bölgelerine kadar dolaştı; bulaşıcı hayvan hastalıklarıyla mücadele etti ve köylerde yaşayan insanların şartlarını yakından gözlemledi.

Bu meslek yolculukları, daha sonraki şiirlerinde görülen yoksulluk, mahalle hayatı, işçi, köylü ve sıradan insanların gerçekçi tasvirlerinin önemli kaynaklarından biri oldu.

Şairliğinin yanında öğretmenlik ve yayıncılık yaptı

Akif’in şiire ilgisi öğrencilik döneminde belirginleşti.

1906’da Halkalı Ziraat Mektebi’nde, daha sonra Çiftlik Makinist Mektebi’nde ders verdi. II. Meşrutiyet sonrasında İstanbul Darülfünunu’nda da edebiyat dersleri verdi.

1908’den itibaren Sırat-ı Müstakim, daha sonraki adıyla Sebilürreşad çevresindeki fikrî ve edebî faaliyetleri onun kamuoyundaki etkisini artırdı.

Akif için şiir yalnız estetik bir uğraş değildi.

Yoksulluk, ahlak, eğitim, adalet, İslam dünyasının durumu, Batı karşısındaki geri kalmışlık, çalışmanın önemi, toplumsal dayanışma ve milletin geleceği şiirlerinin temel meseleleri arasında yer aldı.

TDV İslâm Ansiklopedisi, onun Osmanlı’nın son dönemindeki fikir akımları içinde İslamcılık çizgisinde bulunduğunu; bununla birlikte ırkçılığa karşı çıktığını ve farklı fikir sahipleriyle ortak değerler temelinde çalışabilen bir tutum benimsediğini belirtiyor.

Millî Mücadele için İstanbul’dan Anadolu’ya geçti

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Anadolu’nun işgal edilmeye başlaması Mehmet Akif’in hayatında yeni bir dönem açtı.

Şubat 1920’de Balıkesir’e giderek Zağanos Paşa Camii’nde halka hitap etti; Millî Mücadele’ye destek verilmesi, ayrılıkların bırakılması ve işgale karşı birlikte hareket edilmesi çağrısında bulundu.

Ardından Ankara’ya geçti.

Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Burdur milletvekili olarak görev aldı. Fakat Millî Mücadele yıllarındaki etkisi yalnız Meclis çalışmalarıyla sınırlı kalmadı.

Anadolu’nun farklı bölgelerini dolaşarak vaazlar ve konuşmalar yaptı. Kastamonu’daki Nasrullah Camii konuşması, Millî Mücadele’nin halka anlatılmasında en bilinen faaliyetlerinden biri oldu. Bu konuşmanın metni daha sonra basılarak cephelere ve çeşitli vilayetlere gönderildi. MEB kronolojisi, Elcezire Cephesi Komutanı Nihat Paşa’nın 1921’de Akif’e mektup göndererek bu konuşmanın Diyarbakır’da kitapçık halinde bastırıldığını bildirdiğini kaydediyor.

Bu yıllarda Akif için şiir, yazı ve vaaz aynı hedefte birleşti: bağımsızlığını kaybetme tehlikesi yaşayan bir toplumun direncini güçlendirmek.

İstiklal Marşı’nı para ödülü nedeniyle önce yazmak istemedi

Millî Mücadele sürerken ordunun ve milletin bağımsızlık mücadelesini ifade edecek bir marşa ihtiyaç duyuldu.

Maarif Vekâleti 1920’de 500 lira ödüllü bir millî marş yarışması açtı. Yarışmaya 700’ün üzerinde şiir gönderildi. Mehmet Akif ise ödül bulunduğu için yarışmaya katılmadı.

Dönemin Maarif Vekili Hamdullah Suphi Tanrıöver ve Akif’in yakın arkadaşı Hasan Basri Çantay’ın girişimleri sonucunda para meselesinin çözüleceğine dair güvence verildi ve Akif şiiri yazmayı kabul etti.

Ankara’da kaldığı Taceddin Dergâhı’nda kaleme aldığı şiiri “Kahraman Ordumuza” ithaf etti. Metin 17 Şubat 1921’de Sebilürreşad ve Hâkimiyet-i Milliye’de yayımlandı.

Şiir 1 Mart’ta Meclis’te okundu.

12 Mart 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından İstiklal Marşı olarak kabul edildi.

Akif kendisine verilen 500 liralık ödülü almadı; para Hilal-i Ahmer bünyesinde kadın ve çocuklara meslek öğreten ve cephe için giysi hazırlayan Darülmesai’ye bağışlandı.

İstiklal Marşı’nı daha sonra Safahat’a da almadı. Çünkü onu kişisel şiirlerinden biri olarak değil, milletin bağımsızlık mücadelesine ait bir metin olarak görüyordu.

Safahat yedi kitapta bir dönemin toplumsal hafızasına dönüştü

Mehmet Akif’in edebî mirasının merkezinde Safahat bulunuyor.

Safahat tek bir dönemde yazılmış bir kitap değil, yıllara yayılan yedi ayrı eserin ortak adı.

Kültür ve Turizm Bakanlığının kayıtlarına göre serinin kitapları sırasıyla Safahat (1911), Süleymaniye Kürsüsünde (1912), Hakkın Sesleri (1913), Fatih Kürsüsünde (1914), Hatıralar (1917), Asım (1924) ve Gölgeler (1933) olarak yayımlandı.

Akif’in şiirlerinde İstanbul’un yoksul mahallelerinden cami kürsülerine, savaş cephelerinden İslam coğrafyasının sorunlarına kadar geniş bir dünya yer aldı.

Çanakkale Şehitlerine şiiri, Birinci Dünya Savaşı’nın en ağır mücadelelerinden birini edebî hafızaya taşıdı.

Asım ise onun ideal gençlik anlayışının en fazla ilişkilendirildiği eserlerden biri oldu.

Akif’in şiirindeki belirgin özelliklerden biri konuşma dilini aruz ölçüsü içinde son derece doğal kullanabilmesiydi. TDV, günlük insan konuşmalarından dinî ve metafizik meselelere kadar geniş bir anlatım alanının onun şiirlerinde güçlü bir Türkçeyle karşılık bulduğuna dikkat çekiyor.

Mısır yıllarında Kur’an meali ve üniversite dersleri

Cumhuriyet’in ilk yıllarından sonra Mehmet Akif hayatının önemli bir bölümünü Mısır’da geçirdi.

1925 sonrasında Kahire’ye yerleşti. 1929-1936 yılları arasında Kahire’deki el-Câmiatü’l-Mısriyye’de Türk dili ve edebiyatı dersleri verdi.

Bu dönemin en önemli çalışmalarından biri Kur’an mealiydi.

1925’te Diyanet İşleri Reisliği, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’a tefsir, Mehmet Akif’e ise Kur’an’ın Türkçe mealini hazırlama teklifinde bulundu. Akif uzun bir tereddütten sonra çalışmayı kabul etti ve 1926-1929 arasında tercümenin önemli bölümünü tamamladı.

Ancak daha sonra hazırladığı metnin ibadetlerde Türkçe Kur’an olarak kullanılabileceğinden endişe etti ve sözleşmeden çekilerek çalışmasını Diyanet’e teslim etmedi. TDV kayıtlarına göre meal daha sonra Mısır’da kaldı ve Akif’in isteğine uygun olarak ölümünden yıllar sonra imha edildi.

Mısır yılları aynı zamanda vatan hasreti ve sağlık sorunlarının giderek ağırlaştığı bir dönemdi.

11 yıl sonra İstanbul’a döndü ve Mısır Apartmanı’nda vefat etti

Mehmet Akif 1935’ten itibaren ciddi biçimde rahatsızlandı.

Tedavi ve hava değişimi amacıyla Lübnan ve Antakya’ya gitti. Sağlığının düzelmemesi üzerine 17 Haziran 1936’da İstanbul’a döndü.

Nişantaşı’ndaki sağlık kuruluşunda ve Alemdağ’daki çiftlikte tedavi gördü; son günlerini Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’nda geçirdi.

27 Aralık 1936’da burada hayatını kaybetti.

63 yaşındaydı.

Cenazesi Beyazıt Camii’nden kaldırıldı. TDV kayıtlarına göre resmî makamların sınırlı ilgisine karşılık üniversite öğrencileri ve halkın yoğun katılımıyla Edirnekapı Mezarlığı’nda dostu Babanzade Ahmed Naim’in yanına defnedildi.

1960’taki yol çalışmaları sırasında mezarı, Ahmed Naim ve Süleyman Nazif’in mezarlarıyla birlikte Edirnekapı Şehitliği’ne nakledildi.

İstiklal Marşı’nın ötesine uzanan bir miras

Mehmet Akif Ersoy denildiğinde ilk hatırlanan eser doğal olarak İstiklal Marşı.

Ancak onun hayatı yalnız on kıtalık millî marştan ibaret değildi.

Veterinerdi.

Öğretmendi.

Hafızdı.

Şairdi.

Mütercimdi.

Yayıncıydı.

Birinci Meclis’te milletvekiliydi.

İşgal altındaki Anadolu’da şehir şehir dolaşarak insanları Millî Mücadele’ye katılmaya çağıran bir hatipti.

Köylünün yoksulluğunu, işçinin sıkıntısını, savaşın acısını ve İslam dünyasının sorunlarını şiirlerine taşıyan bir gözlemciydi.

Ve yazdığı İstiklal Marşı karşılığında kendisine verilen para ödülünü kişisel kazanca dönüştürmeyi reddeden bir şairdi.

Onun hayatıyla ilgili anlatılan en güçlü hatıralardan biri de Safahat ile İstiklal Marşı arasındaki ayrımda saklıdır. Akif, kendi şiirlerini Safahat’a koydu; fakat İstiklal Marşı’nı bu külliyata almadı.

Çünkü o şiirin artık kendisine ait olmadığına inanıyordu.

İstiklal Marşı 12 Mart 1921’den bu yana Türkiye’nin bağımsızlık sembollerinden biri olarak yaşamaya devam ederken, Safahat da Osmanlı’nın son yıllarından Cumhuriyet’in ilk dönemine uzanan büyük toplumsal dönüşümün edebî tanıklıklarından biri olmayı sürdürüyor.

1873’te İstanbul Fatih’te başlayan ve 27 Aralık 1936’da yine İstanbul’da sona eren Mehmet Akif Ersoy’un hayatından geriye şiirler, kitaplar, mücadele yıllarının hatıraları ve bir milletin her gün yeniden söylediği İstiklal Marşı kaldı.

BiziUnutma.com

Tepkiniz Nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenme Beğenme 0
Aşk Aşk 0
Komik Komik 0
Vay Vay 0
Üzgün Üzgün 0
Kızgın Kızgın 0

Yorumlar (0)

User