Şükran Soner kimdir? 60 yıllık gazetecilik, emek ve mücadele hayatı
Şükran Soner’in Priştine’den Cumhuriyet gazetesine uzanan hayatı, emek haberciliği, sendikal mücadelesi, kitapları ve 60 yıllık gazetecilik mirası.
Ahmet Taş | Bizi Unutma
İSTANBUL / TÜRKİYE — Cumhuriyet gazetesinin deneyimli yazarı, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın ilk kadın genel başkanı Şükran Soner, yaklaşık 60 yıllık meslek hayatında işçilerin, sendikaların, insan hakları mücadelelerinin ve Türkiye’nin yakın siyasi tarihinin önemli tanıklarından biri oldu.
1946’da Priştine’de başlayan hayatı, çocuk yaşta Türkiye’ye göçle İstanbul’a taşındı; 1966’da Cumhuriyet’te muhabirliğe başlayan Soner, ölümünden haftalar öncesine kadar aynı gazetenin okurlarıyla buluşmayı sürdürdü. Cumhuriyet’in kendi arşivinde Soner’in ilk imzalı haberinin 11 Eylül 1966’da “Darülacezede Bayram” başlığıyla yayımlandığı belirtiliyor.
Şükran Soner, bir süredir tedavi gördüğü hastanede 1 Eylül 2026’da, 80 yaşında hayatını kaybetti. Hastalığının türüne ilişkin kamuoyuna açıklanmış ayrıntılı resmî bilgi bulunmuyor.
Priştine’de başladı, 10 yaşında Türkiye’ye göç etti
Şükran Soner, 1946 yılında dönemin Yugoslavya’sına bağlı Priştine’de, bugün Kosova sınırları içerisinde bulunan çok kültürlü bir çevrede dünyaya geldi.
Soner daha sonraki yıllarda çocukluğunu anlatırken kendisini “Tito Yugoslavyası’nın çocuğu” olarak tanımladı. Üç kardeşli bir aile içinde; farklı dil, din ve kültürlerden çocuklarla bir arada büyüdüğünü, spor ve sanatla iç içe bir çocukluk yaşadığını anlattı. Cumhuriyet’e verdiği bir söyleşide, ailesinin Türkiye’ye göçünün 30 Ağustos 1956’da başladığını ve Priştine’den ayrılırken henüz 10 yaşında olduğunu aktardı.
Ailesiyle Türkiye’ye geldikten sonra İstanbul’da yaşamaya başladı.
BirGün’ün biyografi çalışmasına göre Soner, 1964-1966 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nde eğitim gördü. Aynı dönemde Akşam gazetesinde yarı zamanlı çalışarak mesleğin ilk deneyimlerini edindi.
Tiyatro sanatçısı Müjdat Gezen de Soner’in cenazesinde yaptığı açıklamada onun gençlik yıllarında Gazetecilik Fakültesi’ne devam ettiğini ve Yenikapı’daki sanat-edebiyat çevresinde kendileriyle birlikte bulunduğunu anlattı.
1966’da Cumhuriyet’in kapısından muhabir olarak girdi
Şükran Soner’in hayatıyla Cumhuriyet gazetesinin tarihi neredeyse iç içe geçti.
1966 yılında muhabir olarak Cumhuriyet’e katıldı. Daha ilk yıllardan itibaren genel haber muhabirliğinin ötesinde belirli alanlarda uzmanlaşmaya başladı.
Özellikle:
işçi hakları,
sendikalar,
eğitim,
üniversiteler,
sağlık
ve toplumsal hareketler, gazeteciliğinin temel başlıklarına dönüştü.
Cumhuriyet’in arşiv çalışmasına göre ilk imzalı haberi 11 Eylül 1966 tarihli “Darülacezede Bayram” oldu. Ardından 1969’da “Padişah Buyruğundan Halk İradesine” gibi yazı dizileri hazırladı; üniversitelerden işçi hareketlerine kadar dönemin toplumsal gündemini sahadan izledi.
Gazetecilik kariyerinde yalnız muhabir olarak kalmadı. Cumhuriyet Vakfı Başkanı Alev Coşkun’un ölümünün ardından kaleme aldığı yazıya göre Soner, Cumhuriyet’te muhabirlik, yazı işleri yöneticiliği ve köşe yazarlığı görevlerini üstlendi.
Bu uzun meslek hayatı Türkiye’nin darbelerini, siyasi krizlerini, işçi hareketlerini, ekonomik dönüşümlerini ve basın tarihindeki kırılmaları da kapsadı.
12 Mart döneminde gazeteden çıkarıldı, yeniden Cumhuriyet’e döndü
Şükran Soner’in Cumhuriyet’le ilişkisi kesintisiz ve sorunsuz bir çizgide ilerlemedi.
12 Mart 1971 askerî müdahalesi sonrasında Cumhuriyet’in yayın politikası ve yönetiminde yaşanan değişiklikler sırasında bazı yazarlarla birlikte gazeteden çıkarıldı.
Biyografi kaynaklarına göre yaklaşık bir yıl sonra, gazetenin yönetiminin yeniden Nadir Nadi çizgisine dönmesiyle Cumhuriyet’e tekrar geldi.
Benzer bir kırılma 1990’da Nadir Nadi’nin ölümünün ardından yaşandı. Soner yine gazeteden ayrılan isimler arasında yer aldı; daha sonra yeniden Cumhuriyet’e döndü.
Bu nedenle “60 yıl boyunca Cumhuriyet’te” ifadesini, hiç ara vermeden aynı masada çalıştığı şeklinde değil, 1966’dan 2026’ya uzanan yaklaşık 60 yıllık Cumhuriyet gazeteciliği bağı olarak anlamak daha doğru.
Soner, ölümüne kadar Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu’nda da görev yaptı.
‘İşçinin Evreninden’ onun gazetecilik kimliğiyle özdeşleşti
Şükran Soner denildiğinde en fazla hatırlanan alan emek gazeteciliği oldu.
Cumhuriyet’te uzun yıllar “İşçinin Evreninden” başlıklı köşeyi yazdı.
Bu başlığın ortaya çıkışını Soner kendisi de yıllar sonra anlatmıştı. 12 Eylül döneminde Cumhuriyet’in çalışma hayatına ilişkin habercilik geleneğini sürdürdükleri sırada dönemin yazı işleri müdürlerinden Turhan Ilgaz’ın haftada bir yayımlanacak köşesine “İşçinin Evreninden” adını verdiğini aktardı.
Soner için emek haberciliği yalnız masa başında mevzuat yorumlamak değildi.
Fabrikalara gidiyor,
grevleri takip ediyor,
sendika genel kurullarını izliyor,
işçilerle konuşuyor,
toplu sözleşme süreçlerini takip ediyor,
işten çıkarmaları ve çalışma koşullarını haberleştiriyordu.
Petrol-İş Sendikası, Soner’in ölümünün ardından yayımladığı mesajda onun sendikanın etkinliklerini sağlık koşulları elverdiği sürece yakından takip ettiğini, genel kurulları sonuna kadar izlediğini ve gördüklerini gazete sayfalarına aktardığını belirtti. Sendika, onu “gerçek bir emekçi dostu gazeteci” olarak tanımladı.
Cumhuriyet’te yayımlanan bir değerlendirmede de Soner’in 1960’ların sonlarından itibaren fabrikalardaki sendikalaşma mücadelelerini, grevleri, toplu sözleşmeleri ve işveren baskılarını doğrudan sahadan izlediği vurgulanıyor.
Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın ilk kadın genel başkanı oldu
Şükran Soner gazetecilerin çalışma koşullarını yalnız haber yapan biri değildi; meslek örgütlenmesinin de doğrudan içinde yer aldı.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Sendikası üyesiydi.
1970’li yıllarda iki dönem TGS Genel Eğitim Sekreterliği yaptı.
1999’daki genel kurulda yeniden TGS yönetimine girdi ve Genel Başkanvekili oldu.
2001 yılında gerçekleştirilen genel kurulda ise Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı seçildi. Cumhuriyet ve dönemin Bianet kayıtları Soner’i TGS’nin ilk kadın genel başkanı olarak tanımlıyor.
Bu görev, onun gazetecilik ile sendikal mücadele arasındaki ilişkisini daha görünür hale getirdi.
Basının ekonomik yapısı, gazetecilerin iş güvencesi, medya sahipliği, sendikasızlaştırma ve meslek etiği konularında açık eleştirilerde bulundu.
2001’de TGS başkanlığına seçildikten sonra Bianet’e verdiği söyleşide medyanın kuralsızlaşmasını ve çalışanların iş güvencesinin zayıflamasını eleştirdi.
İnsan hakları ve sivil toplum çalışmalarında da yer aldı
Soner’in toplumsal faaliyetleri gazetecilik ve TGS ile sınırlı kalmadı.
İnsan Hakları Derneği, Ada Dostları Derneği ve Ekonomik Toplumsal Tarih Vakfı gibi yapıların kuruluş veya yönetim süreçlerinde görev aldı.
Meslek hayatı boyunca sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin, siyasi partilerin ve çeşitli toplumsal platformların panel, seminer ve toplantılarına katıldı.
Onu tanıyan meslektaşlarının ölümünün ardından yaptığı değerlendirmelerde de özellikle üç kavram tekrarlandı:
emek, mücadele ve gazetecilik.
Aylin Nazlıaka cenaze töreninde Soner’i “mücadele, emek, direniş ve umut” sözcükleriyle tanımlarken, onun yalnız yazılarıyla değil, yaşam biçimiyle de işçi ve kadın haklarının yanında durduğunu söyledi.
Gazete sayfalarının yanında kitaplar da bıraktı
Şükran Soner’in gazetecilik tanıklığı çeşitli kitaplarla da kalıcı hale geldi.
Eserleri arasında:
Bizim 68’liler,
Tito’nun Çocuklarından Atatürk’ün Gençliğine Göçün Göbeğinde,
İşçiyim Haksızım
ve çocukluk/anı çalışmalarının bulunduğu ortak kitaplar yer aldı.
Özellikle Tito’nun Çocuklarından Atatürk’ün Gençliğine Göçün Göbeğinde, kendi ailesinin Priştine’den Türkiye’ye göçünü çocukluk hafızası üzerinden anlattığı kişisel ve tarihsel bir çalışma oldu.
İşçiyim Haksızım ise Önder Aker ile birlikte hazırladığı, Türkiye’de sendikal hakların gelişimi ve gerilemesini birinci elden tanıklıklarla anlatan araştırmalardan biriydi. Kitabın ilk çalışması 1989’a uzanıyor; daha sonra Cumhuriyet Kitapları tarafından yeniden yayımlandı.
Bu eserler, Soner’in gazete sayfalarında yıllarca takip ettiği iki temel alanı kitaplaştırdı:
göç ve emek.
Son günlerine kadar yazmayı bırakmadı
Şükran Soner’in meslek hayatındaki en dikkat çekici ayrıntılardan biri, ileri yaşına rağmen yazmayı sürdürmesiydi.
Cumhuriyet’in yazar arşivi, onun 2026 Ağustos ayında dahi düzenli köşe yazıları yayımladığını gösteriyor. 11 Ağustos tarihli yazısı dahil olmak üzere ölümünden yalnız birkaç hafta öncesine kadar Türkiye siyaseti, toplumsal gelişmeler ve dünya gündemine ilişkin değerlendirmelerini okurlarıyla paylaşmaya devam etti.
Cumhuriyet’te kayıtlı yazılarının sayısı binin üzerindeydi; gazetenin yazar arşivinde Soner adına 1.100’ün üzerinde köşe yazısı listeleniyor.
Bu rakam yalnız dijital arşive aktarılmış köşe yazılarını ifade ediyor. Muhabirlik yaptığı ilk dönemlerdeki haberleri, sayfaları ve yazı dizileri dahil edildiğinde geride bıraktığı gazetecilik arşivi çok daha geniş.
1 Eylül 2026’da hayatını kaybetti
Şükran Soner bir süredir tedavi gördüğü hastanede 1 Eylül 2026 sabahı yaşamını yitirdi.
80 yaşındaydı.
Vefatının ardından Cumhuriyet gazetesi, basın meslek örgütleri, sendikalar, siyasetçiler ve çalışma hayatından çok sayıda kurum taziye mesajı yayımladı.
2 Eylül’de önce Cumhuriyet gazetesinin İstanbul Şişli’deki merkez binasında bir veda töreni düzenlendi.
Ardından Şişli Camisi’nde öğle namazı sonrasında cenaze namazı kılındı. Oğlu Devrim Soner, gelini ve torunları burada taziyeleri kabul etti.
Naaşı daha sonra Eyüpsultan Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Cenaze günü aile için ikinci bir acı daha yaşandı. Soner’in cenaze namazının beklendiği sırada, tedavi görmekte olan kız kardeşi Türkan Berişe’nin de hayatını kaybettiği haberi geldi.
60 yıllık bir gazetecilik hafızası
Şükran Soner’in hayatı, yalnız bir köşe yazarının biyografisi olarak değerlendirildiğinde eksik kalıyor.
Priştine’den Türkiye’ye göç eden 10 yaşında bir çocuktu.
Gazetecilik öğrencisiydi.
Genç Cumhuriyet muhabiriydi.
Fabrika kapılarında işçileri izleyen emek muhabiriydi.
12 Mart’ı gördü.
12 Eylül’ü yaşadı.
Sendikal hakların genişlediği ve daraldığı dönemleri sahadan takip etti.
Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın ilk kadın genel başkanı oldu.
İnsan hakları örgütlerinde çalıştı.
Kitaplar yazdı.
Cumhuriyet’in yönetiminde sorumluluk aldı.
Ve 80 yaşına ulaştığında hâlâ köşesini bırakmamıştı.
Onun gazeteciliğinde emek dünyası yalnız istatistiklerden veya sendika yöneticilerinin açıklamalarından ibaret değildi. Fabrikada çalışan işçi, işten çıkarılan emekçi, greve çıkan çalışan ve mesleğinin güvencesini kaybeden gazeteci haberin gerçek öznesiydi.
Bu nedenle ölümünün ardından işçi örgütlerinden gazetecilere kadar çok farklı çevrelerin aynı noktaya vurgu yapması tesadüf değildi.
Şükran Soner, Türkiye’nin yaklaşık 60 yıllık emek ve basın tarihini yalnız yazan değil, büyük bölümüne bizzat tanıklık eden gazetecilerden biriydi.
1946’da Priştine’de başlayan hayatı, 1 Eylül 2026’da İstanbul’da sona erdi.
Ancak geride Cumhuriyet arşivinde binlerce haber ve yazı, sendikal mücadelede bir kadın öncünün izi ve Türkiye’nin çalışma hayatına ilişkin altmış yıla yayılan büyük bir gazetecilik hafızası kaldı.
BiziUnutma.com
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenme
0
Aşk
0
Komik
0
Vay
0
Üzgün
0
Kızgın
0
Yorumlar (0)