Necip Fazıl Kısakürek kimdir? Hayatı, eserleri ve Büyük Doğu mirası
Necip Fazıl Kısakürek’in Kaldırımlar’dan Çile’ye, Büyük Doğu’dan tiyatro eserlerine uzanan edebiyat, düşünce ve mücadele hayatı.
Ahmet Taş | Bizi Unutma
İSTANBUL, TÜRKİYE — “Kaldırımlar Şairi” olarak edebiyat dünyasında ün kazanan Necip Fazıl Kısakürek, şiirden tiyatroya, gazetecilikten yayıncılığa ve siyasi düşünceye uzanan yaklaşık altmış yıllık üretimiyle Cumhuriyet dönemi Türk kültür hayatının en etkili ve en tartışmalı isimlerinden biri oldu.
Örümcek Ağı, Kaldırımlar ve Çile ile Türk şiirinde kendine özgü bir ses kuran Kısakürek, 1934’te Abdülhakim Arvâsî ile tanışmasından sonra eserlerinin merkezine dinî ve tasavvufî düşünceyi yerleştirdi. 1943’te çıkarmaya başladığı Büyük Doğu ise onu yalnız şair olarak değil, sonraki kuşakları etkileyen bir fikir ve hareket insanı olarak da öne çıkardı.
Çemberlitaş’taki konaktan Bahriye Mektebi’ne
Necip Fazıl’ın tam doğum tarihi konusunda kaynaklarda farklı kayıtlar bulunuyor. Kısakürek kendi otobiyografisinde 25 Mayıs 1905 tarihini verirken, bazı biyografiler Rumi takvimin Miladi takvime çevrilmesinden kaynaklanan fark nedeniyle 26 Mayıs veya 9 Haziran 1904 tarihini esas alıyor. Doğum yerinin ise İstanbul’un Çemberlitaş semtinde, büyükbabası Mehmet Hilmi Efendi’nin konağı olduğu konusunda kaynaklar birleşiyor. Asıl adı Ahmed Necipti.
Babası hukuk eğitimi görmüş Abdülbaki Fazıl Bey, annesi Mediha Hanım’dı. Baba tarafından Maraşlı Kısakürekoğulları ailesine mensuptu. Çocukluğunun önemli bölümünü büyükbabası Mehmet Hilmi Efendi’nin konağında geçirdi; okumayı da küçük yaşta ondan öğrendi. Büyükannesi Zafer Hanım’ın romanlara ilgisi ise çocuk Necip’in kitap dünyasıyla yakınlaşmasında etkili oldu.
Öğrenim hayatı oldukça hareketliydi. Fransız ve Amerikan okullarının da aralarında bulunduğu farklı okullara devam ettikten sonra Heybeliada Numune Mektebi’ni bitirdi. Ardından Bahriye Mektebi’ne girdi. Burada Yahya Kemal, Hamdullah Suphi Tanrıöver ve Ahmet Hamdi Akseki gibi dönemin önemli isimlerinden dersler aldı. İbrahim Aşkî Bey aracılığıyla tasavvufa ilişkin ilk okumaları da Bahriye yıllarında başladı. Ancak okuldan diploma almadan ayrıldı.
Daha sonra İstanbul Darülfünunu Felsefe Şubesi’ne kaydoldu. Milli Eğitim Bakanlığının sağladığı bursla 1924’te Paris’e gönderildi. Fransa’daki eğitimini tamamlamadan Türkiye’ye döndü. Kendi hatıralarında Paris dönemini yalnız akademik eğitimle değil, sanat çevreleri ve bohem hayatla iç içe geçen çalkantılı bir dönem olarak anlattı.
Kaldırımlar şiiri genç şaire büyük şöhret getirdi
Necip Fazıl’ın şiirdeki yükselişi Cumhuriyet’in ilk yıllarında başladı.
Bilinen ilk şiirlerinden biri 1923’te yayımlandı. Örümcek Ağı 1925’te, Kaldırımlar 1928’de, Ben ve Ötesi ise 1932’de kitaplaştı. Özellikle Kaldırımlar şiiri onun adıyla özdeşleşti ve genç yaşta “Kaldırımlar Şairi” olarak tanınmasını sağladı.
Onun şiirinde yalnızlık, gece, korku, ölüm, insanın iç dünyası, varoluş sıkıntısı ve metafizik arayış belirgin temalardı. Hece ölçüsünü güçlü bir ses ve ritimle kullandı; dönemin hece şairlerinden farklı olarak psikolojik ve metafizik derinliği öne çıkardı.
Şiirlerini yaşamı boyunca yeniden gözden geçirdi, bazılarını çıkardı, bazılarını değiştirdi. 1955’te Sonsuzluk Kervanı, 1962’de ise şiir dünyasının temel kitabı haline gelecek Çile yayımlandı. Çile daha sonraki yıllarda yeni düzenlemelerle defalarca basıldı.
Bu yönüyle Necip Fazıl yalnız şiir yazan değil, şiir üzerine sistemli biçimde düşünen bir sanatçıydı. “Poetika”sında şairin ve şiirin ne olması gerektiğini açıklamaya çalıştı; şiiri yalnız kelime ustalığı değil, insanın görünmeyene ve “sır”ra ulaşma arayışının bir vasıtası olarak değerlendirdi.
Abdülhakim Arvâsî ile tanışması hayatının dönüm noktası oldu
Necip Fazıl’ın kendi hayat anlatısında en büyük kırılma 1934 yılında Nakşibendî şeyhi Abdülhakim Arvâsî ile tanışmasıdır.
Bu karşılaşmanın ardından daha önce şiirlerinde görülen metafizik arayış belirgin bir dinî ve tasavvufî çerçeveye kavuştu. Daha sonraki yıllarda gençliğini ve önceki hayatını, manevî yönünü henüz bulamamış bir dönem olarak yorumladı.
Arvâsî, Necip Fazıl için yalnız bir din büyüğü değil, hayatının düşünsel yönünü değiştiren mürşit haline geldi.
Bu dönüşüm şiirlerinin yanı sıra tiyatro, hatıra ve düşünce kitaplarına da yansıdı.
Necip Fazıl’ın eserleri bundan sonra insanın Allah karşısındaki konumu, iman, ölüm, kader, nefis, suç, vicdan ve tövbe gibi temalar üzerinde daha yoğun biçimde şekillendi.
1941’de Fatma Neslihan Baban ile evlendi. Çiftin Mehmed, Ömer, Ayşe, Osman ve Zeynep isimlerinde beş çocuğu oldu. Aynı yıllarda Ankara ve İstanbul’daki çeşitli eğitim kurumlarında ders verdi.
Bir Adam Yaratmak ve Reis Bey ile tiyatroda da iz bıraktı
Necip Fazıl’ın edebiyatındaki önemli alanlardan biri tiyatroydu.
Muhsin Ertuğrul’un teşvikiyle yazdığı ilk önemli oyunlarından Tohum, Maraş’ın Fransız işgali dönemini ve madde-ruh çatışmasını ele aldı.
Asıl büyük ilgiyi ise Bir Adam Yaratmak gördü.
1930’ların ikinci yarısında yazılan eser, yarattığı karakterin kaderini yaşayan bir oyun yazarının ölüm, kader, sanat ve yaratma meselesiyle hesaplaşmasını konu aldı. Muhsin Ertuğrul’un sahnelemesiyle büyük yankı uyandırdı.
Kısakürek daha sonra Künye, Sabır Taşı, Para, Ahşap Konak, Siyah Pelerinli Adam, Reis Bey, Ulu Hakan Abdülhamid Han ve İbrahim Edhem gibi çok sayıda tiyatro eseri kaleme aldı.
Özellikle Reis Bey, merhametsizliği ve katı adalet anlayışıyla tanınan bir hâkimin verdiği yanlış karar sonrasında geçirdiği vicdan dönüşümünü merkezine aldı.
Tiyatrolarında da şiirlerindekine benzer biçimde insanın iç çatışması, günah, ölüm, kader, vicdan ve manevî dönüşüm temel meseleler olarak öne çıktı.
1940’ta Sabır Taşı ile CHP’nin açtığı piyes yarışmasında birinciliğe değer görülmesi de sanat hayatındaki dikkat çekici olaylardan biriydi. TDV kayıtları daha sonra bu dönemin, onun tiyatro yazarlığında en yoğun yıllarından biri olduğunu belirtiyor.
Büyük Doğu bir dergiden daha büyük harekete dönüştü
Necip Fazıl’ın Türkiye’nin düşünce hayatındaki etkisini şiirlerinden daha geniş bir alana taşıyan asıl girişim Büyük Doğu oldu.
1936’da çıkardığı Ağaç dergisi yalnız 17 sayı sürdü. Buna karşılık 1943’te yayımlanmaya başlayan Büyük Doğu, çeşitli kesintilerle 1978’e kadar devam etti.
Dergi edebiyat, din, tarih, politika ve toplum meselelerini bir araya getiriyordu. Dönem dönem Peyami Safa, Sezai Karakoç, Nurettin Topçu, Cemil Meriç, Özdemir Asaf, Sait Faik ve Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi çok farklı çizgilerdeki isimler de Büyük Doğu sayfalarında yer aldı.
Büyük Doğu yalnız yayın organı olarak kalmadı.
Necip Fazıl 1949’da Büyük Doğu Cemiyeti’ni kurdu ve çeşitli şehirlerde şubeler açarak konferanslar verdi. Dergi ve cemiyet çevresinde geliştirdiği düşünceler daha sonra İdeolocya Örgüsü adlı eserinde sistemleştirildi.
Burada İslam merkezli bir toplum ve devlet düzeni tasarlayarak “Başyücelik” adını verdiği siyasi modeli ortaya koydu.
Bu siyasi miras günümüzde de farklı biçimlerde değerlendiriliyor. Onu destekleyen çevreler modeli Cumhuriyet döneminde gelişen özgün İslamcı düşünce arayışlarından biri olarak görürken, bazı akademik araştırmalar sistemin güçlü merkezi otorite ve seçkinci yapısını eleştirel biçimde inceliyor. Örneğin 2023 tarihli bir ODTÜ doktora/yüksek lisans çalışması Başyücelik modelini faşist siyasal doktrin bağlamında değerlendiren bir tez ortaya koyuyor. Bu, Necip Fazıl’ın siyasi düşüncesine ilişkin akademik yorumlardan biridir; eserlerinin kendisiyle bu yorumun birbirinden ayrılması gerekir.
Yazıları nedeniyle mahkemeler ve cezaevleriyle karşı karşıya kaldı
Büyük Doğu’nun siyasi dili Necip Fazıl’ın hayatını doğrudan etkiledi.
Dergi çeşitli dönemlerde kapatıldı, toplatıldı veya yayınına ara vermek zorunda kaldı. Necip Fazıl da yazıları ve siyasi faaliyetleri nedeniyle farklı iktidarlar döneminde soruşturmalara, davalara, tutuklamalara ve mahkûmiyet kararlarına maruz kaldı.
1950’de cezaevindeyken Demokrat Parti iktidarının çıkardığı genel af kapsamında serbest kaldı. Büyük Doğu Cemiyeti ise 1951’de faaliyetini sona erdirdi. Buna rağmen Necip Fazıl yayıncılıktan ve konferanslardan vazgeçmedi.
Anadolu’nun çok sayıda şehrinde konuşmalar yaptı. Büyük Doğu yayımlanmadığı dönemlerde farklı gazetelerde köşe yazıları kaleme aldı.
Bu dönem, onun edebiyatçı kimliğiyle siyasi polemikçi kimliğinin giderek iç içe geçtiği dönemdi.
Necip Fazıl’ın tarih ve siyaset üzerine yazdıkları da güçlü taraftarlar kadar sert eleştiriler üretti. TDV İslâm Ansiklopedisi, siyasi ve tarihî eserlerinin akademik tarih metoduyla yazılmadığına, kişilere yönelik bazı değerlendirmelerinde polemik ve ağır suçlamaların öne çıktığına dikkat çekiyor. Bu nedenle onun Ulu Hakan Abdülhamid Han, Vahîdüddin, İdeolocya Örgüsü gibi eserleri yalnız tarih kitabı olarak değil, yazarın dünya görüşünü yansıtan fikir ve polemik metinleri olarak da değerlendirilmelidir.
Çile’den Büyük Doğu’ya geniş bir eser külliyatı bıraktı
Necip Fazıl yalnız birkaç ünlü şiirin yazarı değildi.
Şiirde Örümcek Ağı, Kaldırımlar, Ben ve Ötesi, Sonsuzluk Kervanı, Çile ve Esselâm;
tiyatroda Tohum, Bir Adam Yaratmak, Sabır Taşı, Para, Reis Bey ve Ahşap Konak;
hatıra alanında O ve Ben, Bâbıâli ve Cinnet Mustatili;
düşünce alanında İdeolocya Örgüsü, Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu, İman ve Aksiyon;
dinî-tasavvufî alanda ise Çöle İnen Nur gibi eserler bıraktı.
Onun özellikle O ve Ben adlı eseri, kendi hayatındaki manevî dönüşümü anlatması açısından biyografisinin en önemli kişisel kaynaklarından biri oldu.
1975’te Millî Türk Talebe Birliği tarafından sanat hayatının 50. yılı için jübile düzenlendi.
25 Mayıs 1980’de Kültür Bakanlığı kendisine Büyük Kültür Armağanı verdi. Aynı gün Türk Edebiyatı Vakfı tarafından “Sultanü’ş-Şuara”, yani “Şairler Sultanı” unvanına layık görüldü.
Bu unvan sonraki yıllarda Necip Fazıl’ın adıyla en fazla özdeşleşen nitelemelerden biri haline geldi.
25 Mayıs 1983’te Erenköy’de hayatını kaybetti
Necip Fazıl Kısakürek hayatının son yıllarında da yazmayı ve eserlerini yeniden düzenlemeyi sürdürdü.
25 Mayıs 1983’te İstanbul Erenköy’deki evinde hayatını kaybetti.
Cenaze namazı Fatih Camii’nde kılındı. Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen çok sayıda kişinin katıldığı cenaze töreninin ardından Eyüp Sultan’daki mezarlığa defnedildi.
Ardından yalnız kitapları kalmadı.
Necip Fazıl’ın şiir dili sonraki kuşakların edebiyatını, Büyük Doğu ise Türkiye’deki muhafazakâr ve İslamcı düşünce dünyasını uzun süre etkiledi.
Sezai Karakoç’tan sonraki kuşaklara kadar birçok şair, yazar ve düşünce insanının yetiştiği kültürel ortam üzerinde Büyük Doğu’nun etkisi tartışıldı. TDV de dergiyi özellikle 1950 öncesinde dinî yayınların sınırlı olduğu dönemde genç kuşakların dinî düşünceyle temasında etkili yayın organlarından biri olarak değerlendiriyor.
Necip Fazıl’ın mirasının dikkat çekici tarafı, hakkında tek bir ortak hükme varılmasını zorlaştırmasıdır.
Bir kesim için “Üstad” ve “Sultanü’ş-Şuara”, güçlü bir şair, düşünür ve dava adamıdır.
Eleştirel yaklaşanlar için ise siyasi dili, tarih yorumları ve tasarladığı devlet düzeni tartışılması gereken fikirler içerir.
Edebiyat tarihi açısından ise daha ortak bir noktadan söz etmek mümkün: Necip Fazıl, Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin sesini, ritmini ve metafizik arayışını değiştiren önemli şairlerden biridir.
Kaldırımlar’daki yalnız insandan Çile’deki metafizik hesaplaşmaya, Bir Adam Yaratmak’taki varoluş sorularından Büyük Doğu’daki siyasi mücadeleye kadar hayatının farklı dönemleri birbirinden kopuk görünse de aynı arayışın parçalarıydı:
İnsanın kim olduğu, neden var olduğu ve hakikati nerede araması gerektiği.
İstanbul’da bir konakta başlayan hayatı, Paris’in bohem çevrelerinden banka masalarına, tiyatro sahnelerinden cezaevlerine, konferans salonlarından Büyük Doğu’nun matbaasına kadar uzandı.
Ve 25 Mayıs 1983’te sona eren bu hayatın ardından onlarca kitap, yüzlerce dergi sayısı, şiirler, tiyatrolar ve Türkiye’nin düşünce hayatında hâlâ tartışılmaya devam eden büyük bir miras kaldı.
BiziUnutma.com
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenme
0
Aşk
0
Komik
0
Vay
0
Üzgün
0
Kızgın
0
Yorumlar (0)