Sezai Karakoç kimdir? Diriliş şairinin hayatı, eserleri ve düşüncesi
Sezai Karakoç’un Ergani’den Mülkiye’ye, Mona Roza’dan Diriliş düşüncesine, şiirden siyasete uzanan 88 yıllık hayatı ve bıraktığı kültürel miras.
Ahmet Taş | Bizi Unutma
İSTANBUL, TÜRKİYE — Modern Türk şiirinin önemli isimlerinden Sezai Karakoç, “Mona Roza”dan Hızırla Kırk Saate uzanan şiirleri, “Diriliş” adını verdiği medeniyet düşüncesi ve yarım yüzyılı aşan fikir mücadelesiyle Türk edebiyatında kalıcı iz bıraktı.
22 Ocak 1933’te Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde dünyaya gelen Karakoç, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun olduktan sonra bir süre Maliye Bakanlığında çalıştı; şiir, hikâye, deneme, inceleme ve düşünce alanlarında onlarca eser verdi. 1960’ta çıkarmaya başladığı Diriliş dergisini düşünce hareketinin merkezine dönüştürdü, 1990’da Diriliş Partisini, 2007’de ise Yüce Diriliş Partisini kurdu. Karakoç, 16 Kasım 2021’de İstanbul’daki evinde 88 yaşında hayatını kaybetti.
Ergani’den Maraş ve Gaziantep’e uzanan çocukluk
Tam adı Ahmet Sezai Karakoç olan şair, Birinci Dünya Savaşı sırasında Kafkas Cephesi’nde savaşırken Ruslara esir düşen tüccar Yasin Bey ile Emine Hanım’ın oğlu olarak dünyaya geldi. Çocukluğu Ergani’nin yanı sıra Maden ve o dönem Piran adıyla bilinen Dicle çevresinde geçti.
İlkokulu 1944’te Ergani’de bitirdi. Aynı yıl parasız yatılı olarak Maraş Ortaokuluna başladı ve 1947’de mezun oldu. Lise öğrenimini de yatılı olarak Gaziantep’te sürdürerek 1950’de tamamladı. Karakoç’un sonraki edebî ve düşünsel dünyasının izleri bu çocukluk ve gençlik dönemlerinde belirginleşmeye başladı.
İlkokul çağında Battal Gazi, Ahmediyye ve Muhammediyye gibi geleneksel eserlerle tanıştı. Ortaokul yıllarında Namık Kemal, Ziya Paşa, Tevfik Fikret ve Ziya Gökalp’i okudu; lisede ise Batı klasiklerine yöneldi. Necip Fazıl Kısakürek’in yayımladığı Büyük Doğu dergisi genç Karakoç üzerinde güçlü bir etki oluşturdu. Daha sonra Necip Fazıl’la bizzat tanıştı ve 1950’lerde derginin sanat-edebiyat çalışmalarına katkıda bulundu.
Bu çift yönlü okuma biçimi ilerleyen yıllarda Karakoç’un ayırt edici özelliklerinden biri oldu: Bir tarafta İslam düşüncesi, klasik şiir ve tasavvuf; diğer tarafta modern Avrupa edebiyatı, felsefesi ve çağdaş şiir.
Mülkiye yıllarında Mona Roza ortaya çıktı
Karakoç, lise sonrasında aslında felsefe okumak üzere İstanbul’a gitmek istiyordu. Ancak maddi imkânları nedeniyle burslu öğrenim sağlayan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinin sınavına girdi ve okulu kazanarak Maliye Bölümüne kaydoldu. 1955 yılında Mülkiye’den mezun oldu.
Üniversite yılları onun şiir hayatının da başlangıç dönemi oldu.
1951’de “Rüzgâr” adlı şiiri Hisar dergisinde yayımlandı. Asıl büyük ününü getirecek “Mona Roza” ise Mülkiye öğrencisiyken, yaklaşık 19 yaşındayken kaleme alındı ve 1952’de okulun Mülkiye dergisinde üç bölüm halinde yayımlandı. Şiirin orijinal dergi nüshaları bugün Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde korunuyor.
Mona Roza’nın etrafında yıllarca çeşitli aşk hikâyeleri ve şehir efsaneleri anlatıldı. Ancak şiirin hitap ettiği Muazzez Akkaya, 2024’te Anadolu Ajansına verdiği röportajla konunun önemli bölümünü bizzat doğruladı. Karakoç ve Cemal Süreya ile aynı dönemde Mülkiye’de öğrenci olan Akkaya, Karakoç’un kendisine şiirler verdiğini anlattı. Mona Roza’nın kıta başlangıçlarındaki harfler de “Muazzez Akkayam” ifadesini oluşturuyordu.
Karakoç şiiri uzun yıllar kitaplaştırmadı; eser yaklaşık 45 yıl boyunca çoğunlukla fotokopi nüshalar halinde okurlar arasında dolaştı. Bu durum Mona Roza’nın Türk edebiyatındaki neredeyse efsanevi konumunu daha da güçlendirdi.
Maliye memurluğundan tamamen edebiyata yöneldi
Mülkiye’den mezun olan Karakoç, 1955’te Maliye Bakanlığının Hazine Genel Müdürlüğünde çalışmaya başladı. 11 Ocak 1956’da sınavı kazanarak maliye müfettiş yardımcısı, 1959’da ise gelirler kontrolörü oldu ve İstanbul’a atandı. Görevi nedeniyle Türkiye’nin farklı şehirlerini dolaşması, Anadolu’yu yakından gözlemlemesine imkân verdi.
1960-1961 yıllarında Ankara ve Ağrı’da askerlik yaptı. Bir süre resmî görevine devam etse de edebiyat ve düşünce çalışmalarına daha fazla zaman ayırmak amacıyla kamu hizmetinden ayrıldı.
Bu dönemde Yeni İstanbul, Yeni İstiklal, Babıalide Sabah ve Milli Gazete gibi gazetelerde yazılar kaleme aldı. Şiir ve denemeleri ise Büyük Doğu, Hisar, Mülkiye, Pazar Postası, Türk Yurdu, Soyut, Hilâl ve daha birçok dergide yayımlandı.
Karakoç biçimsel özellikleri ve yoğun imge dünyası nedeniyle sık sık İkinci Yeni çevresinde değerlendirildi. Ancak onun şiiri metafizik ve İslamî referansları, peygamber kıssaları, ölüm, yeniden doğuş ve medeniyet düşüncesiyle bu hareket içinde ayrı bir yerde durdu. Edebiyat değerlendirmelerinde modern Fransız şiirinden yararlanmasıyla dinî ve geleneksel kaynakları aynı şiir bünyesinde bir araya getirmesi özellikle vurgulandı.
Diriliş bir dergiden kapsamlı medeniyet düşüncesine dönüştü
Sezai Karakoç denildiğinde şiir kadar önemli ikinci kavram “Diriliş” oldu.
Karakoç’un düşüncesini sistemleştiren “diriliş” kavramını 1954’ten itibaren kullanmaya başladığı kaydediliyor. Onun diriliş anlayışı yalnız bireyin manevî hayatını değil; Müslüman toplumların düşünce, sanat, ekonomi, siyaset ve medeniyet alanlarında yeniden ayağa kalkmasını kapsıyordu.
1960 yılında Diriliş dergisinin ilk sayısını yayımladı. Dergi farklı dönemlerde aylık, haftalık ve gazete formatlarında çıktı; çeşitli kesintilerle 1990’ların başına kadar sürdü. Derginin sayfalarında yalnız Karakoç’un yazıları değil, klasik İslam düşüncesi ve çağdaş dünya edebiyatından çeviriler de yer aldı.
Seyyid Kutub, Malik bin Nebi, Muhammed Hamidullah, Muhammed İkbal ve Seyyid Hüseyin Nasr gibi İslam dünyasının düşünürlerinin yanı sıra Mevlânâ, Kuşeyrî, Muhyiddin İbnü’l-Arabî ve Niyazi Mısrî gibi klasik isimler de dergide ele alındı.
Aynı zamanda Kierkegaard, Heidegger, Goethe, Rimbaud, Rilke, Ezra Pound, Virginia Woolf ve Faulkner gibi Batılı düşünür ve edebiyatçılara yer verilmesi, Karakoç’un Batı’yı bütünüyle dışlayan kapalı bir düşünce dünyası kurmadığını gösteriyordu.
Karakoç için mesele Batı’yı taklit etmek veya bütünüyle reddetmek değil, İslam medeniyetinin kendi kaynaklarından hareket ederek çağdaş dünyada yeniden söz sahibi olabileceği özgün bir düşünce zemini kurmaktı.
Hızırla Kırk Saat’ten Yitik Cennet’e geniş bir külliyat bıraktı
Sezai Karakoç’un edebî mirası yalnız Mona Roza’dan oluşmadı.
Şiir kitapları arasında Körfez, Şahdamar, Hızırla Kırk Saat, Sesler, Taha’nın Kitabı, Kıyamet Aşısı, Gül Muştusu, Zamana Adanmış Sözler, Ayinler, Leylâ ile Mecnun, Ateş Dansı ve Alınyazısı Saati bulunuyor. Şiirlerinin toplu baskısı daha sonra Gün Doğmadan adıyla yayımlandı.
Özellikle Hızırla Kırk Saat, geleneksel İslam anlatılarını modern şiir teknikleriyle buluşturması bakımından Karakoç şiirinin merkez eserlerinden biri kabul edildi.
Düşünce alanında ise İslâm’ın Dirilişi, Ruhun Dirilişi, İnsanlığın Dirilişi, Diriliş Neslinin Âmentüsü, Yitik Cennet, İslâm Toplumunun Ekonomik Strüktürü, Çağ ve İlham gibi eserlerinde medeniyet, toplum, ekonomi ve insan anlayışını geliştirdi.
Ayrıca Yunus Emre, Mehmet Âkif ve Mevlânâ üzerine incelemeler kaleme aldı. Hikâye, tiyatro, günlük yazı ve çeviri alanlarında da eser verdi.
Bu geniş külliyat Karakoç’un yalnız “şair” olarak tanımlanmasını yetersiz bırakıyor. O aynı zamanda şiiri, düşünceyi ve siyaseti tek bir medeniyet tasavvurunun farklı alanları olarak ele alan bir fikir adamıydı.
Diriliş düşüncesini siyasete taşımaya çalıştı
Karakoç, düşüncelerinin yalnız kitap ve dergi sayfalarında kalmasını istemedi.
26 Mart 1990’da Diriliş Partisini kurdu. Amblem olarak “güller açan gül ağacı” kullanıldı. Karakoç yedi yıl boyunca partinin genel başkanlığını yürüttü. Parti, iki genel seçime üst üste katılmadığı gerekçesiyle 19 Mart 1997’de kapatıldı.
Yaklaşık on yıl sonra, 2007’de Yüce Diriliş Partisini kurdu ve ölümüne kadar partinin genel başkanlığını sürdürdü. Cumartesi günleri İstanbul’daki parti merkezinde yaptığı uzun değerlendirme konuşmaları da Diriliş düşüncesinin sözlü aktarım kanallarından birine dönüştü.
Siyasi çizgisinde İslam dünyasının birliği, medeniyet bilinci, bağımsızlık, kültürel yabancılaşmaya karşı çıkış ve güçlü bir toplum fikri belirleyiciydi.
Karakoç buna rağmen günlük parti siyasetinin en görünür isimlerinden biri olmadı. Televizyonlara sık çıkmaması, özel hayatını kamuoyundan uzak tutması ve eserleri üzerinden konuşmayı tercih etmesi, onun çevresinde kendine özgü bir mesafe oluşturdu.
Ödüllere mesafeli kaldı, Şehzadebaşı’na defnedildi
Karakoç yaşamı boyunca çok sayıda ödüle değer görüldü.
1968’de MTTB Millî Hizmet Armağanı, 1970’te Gümüş Hürriyet Madalyası, 1982’de Türkiye Yazarlar Birliği Hikâye Ödülü, 1988’de Üstün Hizmet Ödülü ve 1991’de Dünya Şairleri Kongresi kapsamında World Academy of Arts and Culture Ödülü aldı. 2006 yılı için Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne, 2011’de ise Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne layık görüldü.
Ancak resmî ödül törenlerine karşı mesafeli davrandı. 2011 Cumhurbaşkanlığı ödülünün törenine de katılmadı.
Sezai Karakoç, 16 Kasım 2021’de İstanbul’daki evinde 88 yaşında hayatını kaybetti. Bir gün sonra Şehzadebaşı Camisi’nde düzenlenen cenaze töreninin ardından caminin haziresine defnedildi. Cenazesine siyaset, edebiyat ve kültür dünyasından çok sayıda isim ile genç okurlar katıldı.
Şehzadebaşı’nın onun hayatındaki yeri ayrıca dikkat çekiciydi. Karakoç daha önce şiirlerinde bu semtten ve camiden söz etmişti; yıllar sonra mezarı da burada oldu.
Arkasında yalnız şiirler değil, “Diriliş” adı altında geliştirdiği kapsamlı bir insan ve medeniyet düşüncesi bıraktı. Yunus Emre ve Mevlânâ’dan modern Batı şiirine uzanan geniş kaynak dünyasını kendi çağının meseleleriyle buluşturması, onu Cumhuriyet dönemi Türk düşünce ve edebiyatının farklı bir noktasına yerleştirdi.
Mülkiye sıralarında kaleme alınan Mona Roza ile başlayan edebî yolculuk, Hızırla Kırk Saat, Yitik Cennet, Diriliş Neslinin Âmentüsü ve onlarca başka eserle yaklaşık yetmiş yıl sürdü.
Sezai Karakoç’un ölümünden sonra da şiirlerinin yeni kuşaklarca okunmaya devam etmesi, adına sempozyumlar düzenlenmesi ve “Diriliş” kavramının Türkiye’deki düşünce tartışmalarındaki yerini koruması, bıraktığı mirasın yalnız kendi dönemine ait olmadığını gösteriyor.
BiziUnutma.com
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenme
0
Aşk
0
Komik
0
Vay
0
Üzgün
0
Kızgın
0
Yorumlar (0)