Enver Paşa kimdir? İttihat ve Terakki’den Türkistan’a uzanan hayatı

Enver Paşa’nın çocukluğundan İttihat ve Terakki’ye, Sarıkamış’tan Türkistan’daki son mücadelesine uzanan hayatı kronolojik olarak ele alındı.

03 Eyl 2026 - 19:51
0
Enver Paşa kimdir? İttihat ve Terakki’den Türkistan’a uzanan hayatı

Ahmet Taş | Bizi Unutma

İSTANBUL, TÜRKİYE — İsmail Enver Paşa, Osmanlı Devleti’nin son döneminde askerî ve siyasî kararların merkezine yükselen; II. Meşrutiyet, Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı ve Türkistan mücadelesinde belirleyici roller üstlenen tartışmalı bir tarihî şahsiyettir.

Hayatı, imparatorluğun çözülme yıllarıyla neredeyse birebir örtüştü. Genç bir kurmay subayken “Hürriyet Kahramanı” olarak tanındı; otuzlu yaşlarının başında Harbiye Nazırı oldu, Osmanlı’nın savaşa girişinde etkili rol oynadı ve 1918’den sonra Avrupa ile Sovyet Rusya arasında yeni siyasi arayışlara yöneldi. Son yıllarını ise Orta Asya’da Sovyet hâkimiyetine karşı savaşan kuvvetleri bir araya getirmeye çalışarak geçirdi.

1881–1903: İstanbul’dan Manastır’a, askerî eğitime uzanan çocukluk

Asıl adı İsmail Enver’di. İstanbul’un Divanyolu semtinde dünyaya geldi. Doğum tarihi konusunda kaynaklarda farklı kayıtlar vardır. TDV İslâm Ansiklopedisi, Enver Paşa’nın Türkçe ve Almanca otobiyografilerinde 23 Kasım 1881 ile 6 Aralık 1882 tarihlerinin geçtiğini belirtir. Bu nedenle bazı biyografiler 1881, bazıları ise 1882 yılını esas alır. Babası Ahmed Bey, Nafia Nezareti’nde görev yapmış ve daha sonra sivil paşalık rütbesine kadar yükselmişti; annesi Ayşe Hanım’dı. Ailenin kökleri Manastır’a uzanıyordu.

Babası Manastır’a tayin edilince Enver’in çocukluk ve öğrenim hayatının önemli bölümü Rumeli’de geçti. Askerî rüştiye ve idadinin ardından İstanbul’daki Mekteb-i Harbiye-i Şahane’ye girdi. Harbiye’yi başarılı bir dereceyle tamamladı ve kurmay sınıfına ayrıldı. Erkân-ı Harp eğitiminden sonra Ocak 1903’te kurmay yüzbaşı rütbesiyle Manastır’daki 13. Seyyar Topçu Alayı’na tayin edildi. Bu dönem onun yalnız askerî kariyerinin değil, siyasi düşüncelerinin de şekillenmeye başladığı yıllardı.

1903–1909: Makedonya, İttihat ve Terakki ve “Hürriyet Kahramanı”

Enver Bey, Makedonya’da Bulgar, Rum ve Arnavut silahlı gruplarına karşı yürütülen operasyonlarda görev aldı. 1905’te kolağası, 1906’da binbaşı oldu. Aynı dönemde Selanik’te kurulan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’ne katıldı ve cemiyetin Manastır teşkilatlanmasında rol oynadı. Bu yapı daha sonra Paris merkezli Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti ile birleşerek İttihat ve Terakki hareketinin temelini oluşturdu.

24 Haziran 1908’de İstanbul’a çağrılmasının ardından teslim olmak yerine dağa çıktı. Enver Bey ile Resneli Niyazi Bey’in öncülük ettiği hareket, II. Abdülhamid yönetiminin 1876 Anayasası’nı yeniden yürürlüğe koyması yönündeki baskıyı artırdı. 23 Temmuz 1908’de Meclis-i Mebusan’ın yeniden toplantıya çağrılmasıyla II. Meşrutiyet dönemi başladı. Enver Bey kamuoyunda “Hürriyet Kahramanı” olarak tanındı ve İttihat ve Terakki’nin askerî kanadındaki en görünür isimlerden biri haline geldi.

1909’daki 31 Mart Vakası sırasında İstanbul’a gelerek Hareket Ordusu’na katıldı. Ardından 5 Mart 1909’da Berlin askerî ataşeliğine getirildi. Almanya’daki askerî teşkilatlanma, disiplin ve teknoloji Enver üzerinde güçlü bir etki bıraktı.

1909–1912: Berlin yılları ve Trablusgarp Savaşı

Enver Bey çeşitli aralıklarla iki yılı aşkın süre Berlin’de görev yaptı. Almanya’nın kara ordusunun gücüne duyduğu güven, sonraki yıllardaki stratejik tercihlerinde etkili oldu. Bununla birlikte Enver Paşa’nın bütün politikalarını yalnızca “Alman hayranlığı” ile açıklamak, dönemin ittifak arayışlarını ve Osmanlı Devleti’nin uluslararası yalnızlığını göz ardı eden eksik bir değerlendirme olur.

İtalya’nın 1911’de Trablusgarp’a saldırması üzerine Enver Bey gizlice Kuzey Afrika’ya geçti. Mısır üzerinden Bingazi ve Tobruk bölgesine ulaştı; 1 Aralık 1911’de Aynülmansur’da karargâhını kurdu. Osmanlı Devleti’nin deniz yoluyla düzenli biçimde büyük kuvvet gönderemediği bölgede yerel aşiretler ve Senusi çevreleriyle ilişki kurarak direnişi örgütledi. 24 Ocak 1912’de Umum Bingazi Mıntıkası Kumandanlığına, Mart ayında ise Bingazi mutasarrıflığına getirildi.

Mustafa Kemal, Fethi Okyar ve başka genç Osmanlı subaylarının da görev aldığı Trablusgarp direnişi, Enver’in askerî şöhretini artırdı. Balkan Savaşı’nın başlaması üzerine Kasım 1912’de Kuzey Afrika’dan ayrılarak Avrupa üzerinden İstanbul’a döndü.

1913–1914: Bâbıâli Baskını, Edirne ve Harbiye Nazırlığı

23 Ocak 1913’te İttihat ve Terakki’nin gerçekleştirdiği Bâbıâli Baskını’nın öncü isimlerinden biri Enver Bey’di. Baskın sırasında Kâmil Paşa hükümeti istifaya zorlandı ve Mahmud Şevket Paşa sadrazam oldu. Bu olay, İttihat ve Terakki’nin devlet yönetimindeki nüfuzunu büyük ölçüde artırdı.

II. Balkan Savaşı sırasında Osmanlı kuvvetleri 22 Temmuz 1913’te Edirne’ye yeniden girdi. Enver Bey’in şehre giren kuvvetlerin önünde yer alması kamuoyundaki itibarını daha da yükseltti ve ona “Edirne Fatihi” imajı kazandırdı. 15 Aralık 1913’te miralay, 3 Ocak 1914’te mirliva oldu ve aynı gün Ahmed İzzet Paşa’nın yerine Harbiye Nazırlığına getirildi.

Harbiye Nazırı olarak Balkan yenilgisinden çıkan Osmanlı ordusunda kapsamlı bir kadro değişimine gitti. Çok sayıda yaşlı subay emekliye ayrılırken genç kurmayların önemli görevlere gelmesinin önü açıldı. “Enveriye” adı verilen askerî başlık ve yazıyı kolaylaştırmayı amaçlayan alfabe uygulaması da onun döneminde ortaya çıktı.

5 Mart 1914’te Naciye Sultan ile evlenerek Osmanlı hanedanına damat oldu. Çiftin Mahpeyker, Türkan ve Ali adlarında üç çocuğu dünyaya geldi.

1914–1918: Dünya Savaşı, Sarıkamış ve tartışmalı kararlar

2 Ağustos 1914’te Osmanlı Devleti ile Almanya arasında gizli ittifak anlaşması imzalandı. Enver Paşa Almanya’nın savaşı kazanacağına inanıyor ve savaşın Osmanlı açısından kaybedilen nüfuz ve toprakların bir bölümünü geri almak için fırsat yaratabileceğini düşünüyordu.

Goeben ve Breslau adlı Alman savaş gemilerinin Ağustos 1914’te Çanakkale Boğazı’ndan geçirilmesi ve 29 Ekim 1914’te Osmanlı donanmasının Karadeniz’deki Rus hedeflerini vurması, Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na fiilen girişini hızlandırdı. Enver Paşa savaşa Almanya’nın yanında girilmesini savunan en etkili devlet adamlarından biriydi.

Savaşın ilk aylarında Kafkas Cephesi’ne giderek III. Ordu’nun harekâtını doğrudan yönetti. Aralık 1914’te başlayan Sarıkamış Harekâtı, sert kış koşulları, ikmal güçlükleri ve askerî planlamadaki sorunlarla büyük bir yenilgiye dönüştü. III. Ordu çok ağır kayıplar verdi. Enver Paşa Ocak 1915’te İstanbul’a döndü ve savaşın kalan bölümünde doğrudan bir cephe ordusuna komuta etmedi.

1915’te Osmanlı Ermenilerine yönelik tehcir, kitlesel şiddet ve ölümler de Enver Paşa’nın Harbiye Nazırı olduğu dönemde gerçekleşti. Uluslararası tarih yazımının büyük bölümü yaşananları Ermeni Soykırımı olarak tanımlarken Türkiye Cumhuriyeti bu hukuki nitelemeyi kabul etmemektedir. Akademik kaynaklar, Enver Paşa’nın savaş bölgelerindeki Ermeni nüfusun sevkine ilişkin askerî karar ve taleplerde bulunduğunu ve İttihat ve Terakki yönetiminin en üst isimlerinden biri olması nedeniyle dönemin politikalarında önemli sorumluluk taşıdığını belirtmektedir. Bu konu, Enver Paşa’nın tarihî mirasının en ağır ve en fazla tartışılan başlıklarından biri olmaya devam etmektedir.

1917’de Rus Devrimi’nin ardından Kafkasya’daki dengeler yeniden değişti. Brest-Litovsk Antlaşması Osmanlı Devleti’ne doğuda yeni hareket alanı açarken, Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu Eylül 1918’de Bakü’ye girdi. Bu gelişmeler Enver Paşa’nın Kafkasya ve Orta Asya’daki Türk ve Müslüman topluluklarla ilgili siyasi hedeflerini güçlendirdi. Ancak aynı aylarda Filistin, Suriye ve diğer cephelerde Osmanlı askerî durumu hızla kötüleşiyordu.

1918–1921: Yenilgi, sürgün ve Millî Mücadele yılları

Talat Paşa hükümetinin 14 Ekim 1918’de istifasıyla Enver Paşa’nın Harbiye Nazırlığı sona erdi. Mondros Mütarekesi’nin ardından 1–2 Kasım 1918 gecesi, Talat ve Cemal Paşa dahil bazı İttihatçı liderlerle birlikte bir Alman denizaltısına binerek Osmanlı topraklarından ayrıldı. 1 Ocak 1919’da ordudan çıkarıldı. Savaş sonrasındaki İstanbul yargılamalarında ise gıyabında ölüm cezasına mahkûm edildi.

Önce Almanya’da, ardından Sovyet Rusya çevresinde faaliyet yürüttü. Moskova’da Bolşevik yöneticilerle temas kurdu ve Eylül 1920’de Bakü’de düzenlenen Doğu Halkları Kurultayı’na katıldı. Bir taraftan Batılı sömürgeci güçlere karşı Müslüman toplulukların ortak hareketini savunurken, diğer taraftan Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa liderliğinde devam eden Millî Mücadele’yi yakından takip etti.

16 Temmuz 1921’de Mustafa Kemal Paşa’ya uzun bir mektup göndererek faaliyetlerini anlattı ve Ankara hareketinin liderliğini ele geçirmeyi amaçladığı yönündeki iddialara karşı çıktı. Aynı yıl Yunan ordusunun Anadolu’daki ilerleyişi sırasında Batum’a geçti. Ancak Sakarya Meydan Muharebesi’nin Ankara hükümetinin lehine sonuçlanması, Anadolu’ya geçerek siyasi rol üstlenme ihtimalini büyük ölçüde ortadan kaldırdı.

1921–1922: Türkistan’daki son mücadele ve ölümü

Enver Paşa Ekim 1921’de Buhara’ya geçti. Başlangıçta Sovyet yönetimiyle bölgedeki Müslüman gruplar arasında temas kurmayı amaçlasa da kısa süre içerisinde Sovyetlere karşı mücadele eden ve genel olarak Basmacı Hareketi adıyla anılan kuvvetlerin tarafına geçti.

Dağınık yerel birlikleri ortak bir komuta altında toplamaya çalıştı. 1922’nin ilk aylarında hareket güç kazandı; akademik araştırmalara göre Enver Paşa’nın liderliği sırasında Basmacı kuvvetleri Doğu Buhara’da önemli bir askerî güç oluşturdu ve Sovyet yönetimini ciddi biçimde zorladı. Ancak farklı yerel liderlerin hedefleri ve otoriteleri arasındaki anlaşmazlıklar, ortak hareket kabiliyetini sınırlıyordu.

1922 yazında Kızıl Ordu büyük bir karşı saldırı başlattı. Enver Paşa’nın kuvvetleri geri çekilmek zorunda kaldı. Önce Satılmış kışlağına, ardından Belcuvan bölgesindeki Abıderya köyüne geçti ve son karargâhını burada kurdu.

4 Ağustos 1922’de, Kurban Bayramı sırasında Sovyet kuvvetlerinin gerçekleştirdiği ani saldırının ardından yanındaki yaklaşık 30 atlıyla Çegan Tepesi yönüne hareket etti. Burada meydana gelen çatışmada ön safta savaşırken öldürüldü. Cenazesi Abıderya’da toprağa verildi.

Enver Paşa’nın naaşı 1996 yılında Tacikistan’dan Türkiye’ye getirildi ve 4 Ağustos’ta İstanbul’daki Abide-i Hürriyet Tepesi’ne yeniden defnedildi.

Enver Paşa geride tek bir tanıma sığmayan bir miras bıraktı: 1908’de anayasal düzenin yeniden kurulması için mücadele eden genç subay, Trablusgarp direnişinin komutanlarından biri, 1913 Bâbıâli Baskını’nın baş aktörlerinden biri, Osmanlı Harbiye Nazırı, Sarıkamış Harekâtı’nın karar vericisi ve hayatının sonunda Türkistan’da Sovyet kuvvetlerine karşı savaşan bir lider.

Bu nedenle Enver Paşa’nın hayatı, yalnızca bir kişinin biyografisi değil; Osmanlı Devleti’nin II. Meşrutiyet’ten I. Dünya Savaşı’nın sonuna ve imparatorluğun dağılmasına kadar geçen en çalkantılı döneminin de kronolojisidir. Onu değerlendirmek, kamuoyunda kazandığı büyük prestiji, askerî ve teşkilatçı yönünü, siyasi hedeflerini ve ağır sonuçlar doğuran kararlarını aynı tarihsel çerçevede ele almayı gerektirir.

BiziUnutma.com

Tepkiniz Nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenme Beğenme 0
Aşk Aşk 0
Komik Komik 0
Vay Vay 0
Üzgün Üzgün 0
Kızgın Kızgın 0

Yorumlar (0)

User