Hz. Hamza kimdir? Hayatı, Müslüman oluşu ve Uhud’daki şehadeti
Hz. Hamza’nın Mekke’de başlayan hayatı, İslam’ı kabul edişi, hicreti, Bedir’deki mücadelesi, Uhud’daki şehadeti ve İslam tarihindeki yeri.
Ahmet Taş | Bizi Unutma
MEKKE / HİCAZ — Hz. Muhammed’in (s.a.v.) amcası, sütkardeşi ve en güçlü destekçilerinden Hz. Hamza b. Abdülmuttalib (r.a.), İslam’ın Mekke döneminden Uhud Gazvesi’ne uzanan hayatıyla cesaret, sadakat ve fedakârlığın simge isimlerinden biri oldu.
İslam tarihinde “Esedullah” (Allah’ın aslanı) ve “Seyyidüşşüheda” (şehitlerin efendisi) unvanlarıyla anılan Hz. Hamza, özellikle Müslüman oluşunun ardından Mekke’deki baskılar karşısında Hz. Peygamber’e açık destek vermesi, Medine dönemindeki askerî görevleri, Bedir’deki mücadelesi ve 625 yılındaki Uhud Gazvesi’nde şehit edilmesiyle hafızalarda yer aldı. TDV İslâm Ansiklopedisi, Hz. Hamza’yı Hz. Peygamber’in amcası ve Uhud şehitlerinin en önde gelen isimlerinden biri olarak tanımlıyor.
Mekke’de doğdu, Hz. Muhammed’in amcası ve sütkardeşiydi
Tam adı Hamza b. Abdülmuttalib b. Hâşim b. Abdimenâf el-Kureşî el-Hâşimî olan Hz. Hamza’nın 569 veya 570 yılında Mekke’de dünyaya geldiği kabul ediliyor. Babası, Kureyş’in önde gelen isimlerinden ve Hz. Muhammed’in dedesi olan Abdülmuttalib’di. Annesi ise Hâle bint Vüheyb’di.
Hâle bint Vüheyb aynı zamanda Hz. Peygamber’in annesi Âmine bint Vehb’in yakın akrabasıydı. Böylece Hz. Hamza ile Hz. Muhammed arasında yalnız baba tarafından amca-yeğen ilişkisi bulunmuyordu.
İki isim arasında ayrıca sütkardeşliği vardı.
Hz. Hamza ile Hz. Muhammed, Ebû Leheb’in câriyesi Süveybe’den süt emdikleri için sütkardeşi oldular. Kaynaklar onların yaşlarının birbirine yakın olduğunu, çocukluk ve gençlik yıllarında da birbirlerini yakından tanıdıklarını aktarıyor.
Hz. Hamza, İslam öncesi Mekke toplumunda güçlü, cesur ve iyi bir savaşçı olarak tanınıyordu. Avcılıkla ilgilendiği, yay kullanmakta ve savaşmakta maharetli olduğu siyer rivayetlerinde aktarılıyor. Kureyş içinde saygın bir konuma sahip olması, ilerleyen yıllarda İslam’ı kabul etmesinin yalnız bireysel değil, toplumsal ve siyasi bakımdan da önemli sonuçlar doğurmasına yol açacaktı.
Kaynaklarda Hz. Hamza’nın Ebû Umâre ve Ebû Ya‘lâ künyeleriyle de anıldığı görülüyor. TDV’ye göre Havle bint Kays’tan Umâre, başka bir eşinden Ya‘lâ ve Âmir adlı oğulları, Selmâ bint Umeys’ten ise Ümâme adlı bir kızı vardı. Hz. Peygamber daha sonraki yıllarda Hz. Hamza’nın kızı Ümâme’yi özellikle himaye etmiş ve onun aile hayatıyla yakından ilgilenmişti.
Ebû Cehil’in hakareti Hz. Hamza’nın hayatında dönüm noktası oldu
Hz. Hamza’nın Müslüman oluş tarihi hakkında kaynaklarda farklı rivayetler bulunuyor. TDV İslâm Ansiklopedisi bunun bi‘setin ikinci veya altıncı yılına denk geldiğini belirtiyor; yaygın siyer anlatılarında 616 yılı öne çıkıyor.
İslam tarihinin en meşhur rivayetlerinden biri, onun Müslüman oluşunu Ebû Cehil’in Hz. Muhammed’e yönelik hakaretiyle ilişkilendiriyor.
Rivayete göre Ebû Cehil ve yanındaki bazı kişiler Hz. Peygamber’e ağır sözler söyledi. Olaya şahit olan bir kadın, avdan dönen Hz. Hamza’ya yaşananları anlattı.
Yeğenine yapılan muameleye öfkelenen Hamza, Kâbe civarında Ebû Cehil’in karşısına çıktı. Elindeki yayla ona vurduktan sonra açıkça Hz. Muhammed’in dinini benimsediğini ilan etti.
Bu olay yalnız Hz. Hamza’nın şahsi hayatında değil, Mekke’deki Müslüman topluluğun konumunda da önemli bir dönüm noktası oldu.
Çünkü artık Hz. Peygamber’in yanında Kureyş’in çekindiği, savaş kabiliyeti ve cesaretiyle tanınan güçlü bir Hâşimî bulunuyordu.
TDV, Hz. Hamza’nın Müslüman oluşunun inananların gücünü artırdığını ve müşriklerin Müslümanlara karşı atacakları adımları yeniden değerlendirmek zorunda kaldıklarını belirtiyor. Diyanet yayınlarında da onun Kureyş’in önde gelenlerinden biri olarak İslam safına katılmasının Müslümanlara önemli bir güç kazandırdığı vurgulanıyor.
Hz. Peygamber, Mekke döneminde Hz. Hamza ile azatlı sahâbî Zeyd b. Hârise arasında kardeşlik bağı kurdu. Kaynaklara göre Hamza sefere çıkarken mal varlığını Zeyd’e vasiyet edecek kadar bu kardeşlik ilişkisine önem veriyordu.
Hicret etti, İslam’ın ilk askerî birliklerinden birine komuta etti
Müslümanların Mekke’den Medine’ye hicret etmesinin ardından Hz. Hamza da Medine’ye geçti. İlk dönemde Kubâ’da konakladığı ve daha sonra Hz. Peygamber’in muhacirlerle ensar arasında kurduğu kardeşlik sistemi içinde Medineli Müslümanlarla yakın bağ kurduğu aktarılıyor.
Medine dönemi, Hz. Hamza’nın hayatında yeni bir safha başlattı.
Mekke’de Müslümanların korunmasında güçlü bir şahsiyet olarak öne çıkan Hamza, Medine’de doğrudan askerî sorumluluk üstlenen isimlerden biri oldu.
Hz. Peygamber, hicretin birinci yılında düzenlenen ilk seriyyelerden kabul edilen Sîfülbahr seferinin kumandanlığına Hz. Hamza’yı tayin etti.
Mart 623 civarında gerçekleştirilen bu seferde Hz. Hamza’nın emrinde yaklaşık 30 muhacir bulunuyordu. Karşılarında Ebû Cehil’in de yer aldığı ve yaklaşık 300 kişi tarafından korunduğu bildirilen Kureyş kervanı vardı. Taraflar Kızıldeniz kıyılarına yakın bölgede karşı karşıya geldi ancak Cüheyne kabilesinden Mecd b. Amr’ın araya girmesiyle savaş gerçekleşmeden ayrıldılar.
Hz. Hamza daha sonra Ebvâ ve Zül‘uşeyre seferleri ile Benî Kaynukā‘ olaylarında da yer aldı. Bu seferlerden bazılarında Hz. Peygamber’in sancağını taşıması, ona duyulan güveni gösteren önemli ayrıntılardan biri olarak kayıtlara geçti.
Bedir’de Kureyş’in önde gelen isimlerine karşı savaştı
624 yılında gerçekleşen Bedir Gazvesi, Hz. Hamza’nın İslam tarihindeki askerî şahsiyetinin en açık biçimde ortaya çıktığı mücadelelerden biri oldu.
Savaşın başında geleneksel Arap savaş usulüne göre iki taraftan seçilmiş savaşçılar teke tek mücadele için öne çıktı.
Hz. Hamza da Müslümanların safından meydana çıkan isimlerden biriydi. TDV kaynaklarına göre Şeybe b. Rebîa ile mücadele etti ve onu öldürdü. Ayrıca Utbe b. Rebîa’nın öldürülmesinde de rol aldı. Savaşın devamında Kureyş’in başka önemli isimleriyle de karşı karşıya geldi.
Bedir, Müslümanların zaferiyle sonuçlandı ancak Mekke’de büyük bir intikam duygusunun oluşmasına neden oldu.
Hz. Hamza’nın savaşta Kureyş ileri gelenlerinden bazılarını öldürmesi özellikle onun hedef haline gelmesine yol açtı.
Cübeyr b. Mut‘im’in amcası Tuayme b. Adî de Bedir’de öldürülmüştü. TDV’nin Vahşî b. Harb maddesine göre Cübeyr, Habeş asıllı kölesi Vahşî’ye Uhud’da Hz. Hamza’yı öldürmesi halinde kendisini özgür bırakacağını vaat etti.
Bedir’de babasını, kardeşini ve yakınlarını kaybeden Hind bint Utbe’nin de Hz. Hamza’dan intikam alınmasını istediğine dair klasik siyer kaynaklarında rivayetler bulunuyor.
Böylece Uhud’a gidilirken Hz. Hamza yalnız savaş meydanındaki güçlü bir rakip değil, özellikle öldürülmesi hedeflenen isimlerden biri haline gelmişti.
Uhud’da son ana kadar savaştı ve şehit edildi
Mekkeliler Bedir’in ardından büyük bir ordu hazırlayarak 625 yılında Medine üzerine yürüdüler.
Hz. Peygamber, düşmanı Medine içinde karşılamakla şehir dışında savaşmak arasında sahâbîleriyle istişare etti. Hz. Hamza, kaynaklara göre düşmanla Medine dışında karşılaşılmasını isteyenler arasındaydı.
Müslüman ordusu Uhud Dağı eteklerinde mevzilendi.
Savaşın ilk safhalarında Müslümanlar üstünlük sağladı. Ancak Hz. Peygamber’in stratejik bir noktaya yerleştirdiği okçuların önemli bölümünün verilen emre rağmen mevzilerini terk etmesi, savaşın seyrini değiştirdi.
Mekkeli süvariler açılan bölgeden saldırıya geçti.
Diyanet kaynaklarında Uhud’da yaklaşık 70 Müslümanın şehit olduğu, bunların başında Hz. Hamza’nın geldiği belirtiliyor.
Hz. Hamza savaşmaya devam ederken Vahşî onu uzaktan takip ediyordu.
TDV’de aktarılan rivayete göre Hamza, Sibâ‘ b. Abdüluzzâ ile yaptığı mücadeleden sonra Vahşî’nin bulunduğu bölgeye yaklaştı. Mızrak kullanmadaki ustalığıyla bilinen Vahşî, saklandığı yerden attığı mızrakla Hz. Hamza’yı Uhud’da şehit etti.
Savaş sonrasında Hz. Hamza’nın ve bazı Uhud şehitlerinin bedenlerine müsle yapıldığı, yani naaşlarının tahrip edildiği klasik kaynaklarda aktarılıyor. Hind bint Utbe’ye ilişkin daha ayrıntılı ve oldukça ağır rivayetler de siyer kitaplarında bulunmakla birlikte bunların aktarım biçimleri arasında farklılıklar mevcut. Tarihî açıdan kesin olan temel nokta, Hz. Hamza’nın naaşının ağır biçimde tahrip edilmiş olarak bulunduğu ve Hz. Peygamber’in bundan büyük üzüntü duyduğudur.
Hz. Peygamber amcasının şehadetine büyük üzüntü duydu
Hz. Muhammed’in, amcası ve sütkardeşi Hz. Hamza’nın naaşını gördüğünde derinden sarsıldığı kaynaklarda açık biçimde anlatılıyor.
TDV’ye göre Resûlullah, Hamza’nın yalnız yakın akrabalık bağlarını gözeten biri olmadığını, aynı zamanda daima hayırlı işler yapan bir insan olduğunu ifade etti. Onu Allah’ın ve Resulü’nün aslanı olarak andı.
Hz. Hamza’nın kız kardeşi Safiyye de kardeşinin naaşını görmek istedi. Yaşanan ağır manzara karşısında büyük üzüntü yaşamasına rağmen onun Allah yolunda şehit edildiğine inanarak sabrettiği naklediliyor.
Uhud şehitleriyle ilişkilendirilen Kur’an ayetleri ise İslam geleneğinde bu kaybın anlaşılmasının temel çerçevesini oluşturdu:
“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma.”
Âl-i İmrân Suresi’nin 169-171. ayetlerinde Allah yolunda öldürülenlerin Rableri katında diri oldukları ve kendilerine verilen nimetlerden dolayı sevindikleri bildiriliyor. Diyanet’in Kur’an Yolu tefsirinde de bu ayetler şehitlik makamının özel niteliği üzerinden açıklanıyor.
Hz. Hamza, Uhud’daki diğer şehitlerle birlikte savaş alanının yakınında defnedildi. TDV’ye göre kabrinin kazılmasında Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Ali ve Zübeyr b. Avvâm gibi sahâbîler yer aldı; Hz. Hamza, kız kardeşinin oğlu Abdullah b. Cahş ile aynı kabre konuldu.
Bugün Uhud Şehitliği, Medine’de Mescid-i Nebevî’nin yaklaşık 5 kilometre kuzeyindeki Uhud Dağı eteklerinde bulunuyor ve Hz. Hamza’nın hatırasıyla özdeşleşen en önemli ziyaret noktalarından biri kabul ediliyor. Diyanet yayınlarında da burası Hz. Hamza’nın ve Uhud’da şehit edilen Müslümanların medfun bulunduğu tarihî alan olarak tanıtılıyor.
‘Allah’ın aslanı’ ve ‘şehitlerin efendisi’ olarak hatırlandı
Hz. Hamza’nın hayatı yaklaşık 55 yıllık bir ömre sığdı; fakat İslam tarihindeki etkisi bundan çok daha uzun sürdü.
TDV İslâm Ansiklopedisi onun akrabalık hukukuna bağlı, mert, titiz ve cesur bir insan olarak tanındığını; özellikle Uhud’daki mücadelesinin sonraki nesiller için kahramanlık örneğine dönüştüğünü belirtiyor. İslam tarihinde bu nedenle “Esedullah” ve “Seyyidüşşüheda” unvanlarıyla anılageldi.
Hz. Hamza’nın hayatında dikkat çeken nokta yalnız fiziksel cesareti değildi.
Mekke’de güçlü ve itibarlı bir Kureyşli iken Müslümanların baskı altında bulunduğu bir dönemde Hz. Peygamber’in yanında durdu.
Hicret etti.
Medine’de kendisine verilen askerî sorumlulukları üstlendi.
Bedir’de mücadele etti.
Uhud’da ise hayatını kaybetti.
Onun şehadetinin ardından Vahşî’nin hayatında da dikkat çekici bir gelişme yaşandı. Vahşî yıllar sonra İslam’ı kabul ederek Hz. Peygamber’in huzuruna geldi. TDV’nin aktardığına göre Resûlullah, amcasını öldüren kişiyi cezalandırmadı; fakat Hamza’nın şehadetini hatırlattığı için onu görmenin kendisine büyük acı verdiğini ifade etti.
Bu olay da Hz. Peygamber’in Hz. Hamza’ya duyduğu sevginin ne derece güçlü olduğunu gösteren örneklerden biri olarak İslam tarihi kaynaklarında yer aldı.
Hz. Hamza’nın hatırası sonraki yüzyıllarda yalnız tarih ve siyer kitaplarında kalmadı. Türk, Arap, Fars ve diğer Müslüman toplumların kültüründe kahramanlığın sembollerinden biri haline geldi. Onun etrafında oluşan Hamzanâme geleneği, tarihî şahsiyetinin zamanla destan ve halk anlatılarına da taşındığını gösteriyor.
Fakat tarihî Hz. Hamza’yı menkıbevî anlatılardan ayırdığımızda geriye çok güçlü bir hayat çizgisi kalıyor:
Hz. Muhammed’in amcası ve sütkardeşi, Mekke’nin güçlü isimlerinden biri, İslam’ı kabul ettikten sonra Hz. Peygamber’in açık destekçisi, ilk Müslüman askerî birliklerinden birinin kumandanı, Bedir gazisi ve Uhud şehidi.
İslam dünyasının onu asırlar boyunca “Allah’ın aslanı” ve “şehitlerin efendisi” olarak hatırlamasının temelinde de bu hayat ve fedakârlık bulunuyor.
BiziUnutma.com
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenme
0
Aşk
0
Komik
0
Vay
0
Üzgün
0
Kızgın
0
Yorumlar (0)