Gökhan Kayabey kimdir? Akçay’da dostlukla anılan gerçek bir beyefendi

Akçay’da yaşayan Gökhan Kayabey’in komşuluktan dostluğa uzanan hikâyesi; tavla, çay, balık, mandalina ve unutulmayan insanlık hatıraları.

03 Eyl 2026 - 00:37
0
Gökhan Kayabey kimdir? Akçay’da dostlukla anılan gerçek bir beyefendi

Ahmet Taş | Bizi Unutma

AKÇAY, BALIKESİR / TÜRKİYE — Akçay’da sakin bir hayat süren Gökhan Kayabey, kuaförlere malzeme ulaştırdığı kırmızı otomobili, komşularıyla paylaştığı sofraları, tavla ve çay sohbetleri, hak gözeten davranışları ve gösterişten uzak kişiliğiyle yakınlarının hafızasında “gerçek bir beyefendi” olarak kaldı.

Gazeteci-yazar Yusuf İnan’ın 13 Temmuz 2026’da Yerel Gündem’de kaleme aldığı anma yazısı, Kayabey’in hayatını büyük makamlar veya başarı listeleri üzerinden değil; bir dere kenarında yakılan mangaldan balkondaki balık sofralarına, mandalina ağacında komşular için bırakılan meyvelerden son telefon görüşmesine kadar küçük fakat insanı anlatan hatıralar üzerinden kayda geçiriyor.

İnan’ın ifadesiyle Gökhan Kayabey, kendisiyle barışık, ölçülü, nazik ve vakur bir insandı. İnsanlarla ilişkisini menfaatten ziyade güven ve saygı üzerine kuruyor, gösterişten uzak duruyordu.

Bir dostluk Akçay’da mangal başında başladı

Yusuf İnan’ın anlattığına göre iki komşu arasındaki yakın dostluğun başlangıcı oldukça sıradan görünen bir güne dayanıyordu.

İnan, Akçay’daki evinin yakınında bulunan küçük ve yeşilliklerle çevrili derenin kenarına mangal yapmak için gitmişti. Ateşi yaktı, etleri hazırladı; ancak tek başına kurulan sofranın tadının eksik olduğunu düşündü.

Ekmek almak üzere eve döndüğünde kapı komşusu Gökhan Kayabey’in kapısını çaldı.

Kayabey onu her zamanki tebessümüyle karşıladı. İnan kendisini mangala davet etti. Kayabey önce çekinse de ısrar üzerine daveti kabul etti.

Yusuf İnan, yıllarca sürecek gerçek dostluklarının Akçay’daki o dere kenarında, bir mangal sofrasının başında başladığını anlatıyor.

Gökhan Kayabey’in işi de günlük hayatının sadeliğine uygundu. Kuaför malzemeleri satıyor; kırmızı otomobiliyle çevredeki kuaförleri dolaşarak ihtiyaç duydukları ürünleri ulaştırıyordu. İnan’ın tanıklığında Kayabey, işini sakin ve düzenli yapan, kimseyi incitmemeye özen gösteren bir esnaf olarak anlatılıyor.

Tavla, çay, kahve ve balkon sofraları

Dere kenarındaki ilk mangalın ardından komşuluk kısa sürede yakın bir dostluğa dönüştü.

İki arkadaş neredeyse her akşam birinin balkonunda buluşuyordu.

Çay demleniyor, kahve hazırlanıyor ve tavla açılıyordu.

Gökhan Kayabey iyi bir tavla oyuncusuydu. Yusuf İnan’ın gülümseten hatırasına göre kendisini sürekli yeniyor ve yenilmeyi pek sevmiyordu.

Bazen sofranın merkezinde balık vardı.

İnan denize bıraktığı sepetlerle tuttuğu balıkları temizleyip balkonda kızartıyor ve Gökhan ağabeyi çağırıyordu. Biri balıklarla ilgilenirken diğeri salata hazırlıyor, masa kuruluyor ve yemek uzun sohbetlerle devam ediyordu.

Bu sofralarda dikkat çekici olan karşılıklılık duygusuydu.

Bir akşam Yusuf İnan’ın balkonunda yemek yenmişse Gökhan Kayabey ertesi akşam kendi balkonuna davet ediyordu. Yapılan ikramın karşılıksız kalmasını istemiyordu.

İnan bunu yalnız sofra adabı olarak değil, Kayabey’in karakterinin bir parçası olarak hatırlıyor: ölçü, denge ve karşısındaki insanı gözetme duygusu.

Yıllar sonra geriye kalan özlem de yalnız tavlaya veya sofralara değildi. İnan’ın ifadesiyle özlenen, kapı komşusunun kapısının çekinmeden çalınabildiği ve iki bardak çayın gerçek bir dostluğa yettiği günlerdi.

Mandalina ağacında kalan birkaç meyvenin anlattığı karakter

Gökhan Kayabey’i anlatan belki de en küçük fakat en güçlü hatıra apartmanın bahçesindeki üç mandalina ağacıyla ilgili.

Akçay bir tatil bölgesi olduğundan binadaki komşuların önemli bölümü kış aylarında evlerinde bulunmuyordu. Yusuf İnan ile Gökhan Kayabey bahçedeki mandalinalardan birlikte yiyordu.

Bir gün ağaçlarda hâlâ meyveler varken Kayabey arkadaşına şöyle dedi:

“Komşum, artık bizim mandalina hakkımız bitti. Kalanlar da tatile gelecek komşularımıza kalsın.”

İnan için bu söz, arkadaşının karakterini anlatan en güçlü hatıralardan biri oldu.

Çünkü bütün meyveleri toplamalarının önünde fiziksel bir engel yoktu. Orada olmayan komşular aylarca gelmeyebilirdi.

Ancak Gökhan Kayabey açısından hak, yalnızca bir başkası gördüğünde gözetilecek bir sınır değildi.

Henüz orada bulunmayan komşularının da payı olduğunu düşünüyor ve ağaçta birkaç mandalina bırakmayı bir hak meselesi olarak görüyordu.

Bazen bir insanın nasıl biri olduğunu uzun biyografilerden çok böyle küçük davranışlar anlatır.

Gökhan Kayabey’in hikâyesinde de mandalina ağacında bıraktığı birkaç meyve, onun komşuluk ve kul hakkı anlayışının sembolü haline geldi.

Siyasette farklı düşündüler, vatan sevgisinde buluştular

İki dostun uzun sohbetleri zaman zaman siyasete de uzanıyordu.

Yusuf İnan gazetecilik hayatında tanıdığı siyasetçilerden ve gözlemlediği gelişmelerden bahsediyor; Gökhan Kayabey ise kendi siyasi görüşlerini açık biçimde savunuyordu.

İnan’ın anlatımına göre Kayabey CHP’ye gönülden bağlıydı. İnan’ın partiye yönelik eleştirilerine zaman zaman kızıyor fakat bu tartışmalar dostluklarını etkilemiyordu.

Çünkü iki arkadaşın üzerinde uzlaştığı daha temel bir değer vardı: memleket sevgisi.

Yusuf İnan, Gökhan Kayabey’i Atatürkçü, vatansever ve “Efe” ruhlu bir insan olarak tanımlıyor. Türkiye söz konusu olduğunda hassaslaştığını, siyasi görüş ayrılıklarına rağmen dürüstlüğünden ve ülkesine bağlılığından hiçbir zaman şüphe etmediğini ifade ediyor.

Bu da dostluğun başka bir tarafını gösteriyordu.

Aynı siyasi görüşe sahip olmak zorunda değillerdi.

Tartışabiliyor fakat birbirlerini kaybetmiyorlardı.

Günümüzde siyasi ayrılıkların insan ilişkilerini kolayca bölebildiği düşünüldüğünde, iki komşunun bu ilişkisi başlı başına hatırlanmaya değer bir örnek olarak kaldı.

‘Öleceğiz ve unutulacağız’ dediği sohbet

Gökhan Kayabey’in babasının vefatından sonra iki dost zaman zaman ölüm ve ölümden sonraki hayat üzerine de konuşuyordu.

Bir gün Kayabey arkadaşına:

“Öleceğiz ve unutulacağız.”

dedi.

Yusuf İnan ise kış ve bahar üzerinden ölümden sonraki dirilişe ilişkin inancını anlattı. Kışın tabiatın sessizliğe büründüğünü, baharla yeniden canlandığını söyleyerek bir gün yeniden buluşacaklarına inandığını ifade etti.

Gökhan Kayabey ise kendine özgü muzip tavrıyla gerçekten böyle olup olmayacağını sordu.

İnan’ın cevabı dostluklarının bütün sembollerini taşıyordu: Yeniden buluşurlarsa yine mangal yapacak, çay içecek ve tavla oynayacaklardı.

O sırada sıradan bir sohbet olarak kalan bu konuşma, Kayabey’in ölümünden sonra arkadaşı için çok daha farklı bir anlam kazandı.

Üç yıl süren hastalığını dostuna anlatmadı

Gökhan Kayabey’in hayatının son dönemi, yakın dostunun dahi bilmediği ağır bir mücadeleyle geçti.

Yusuf İnan’ın aktardığına göre Kayabey yaklaşık üç yıldır kanser tedavisi görüyordu. Ancak bu hastalıktan yakın arkadaşına söz etmemişti.

İki dostun son telefon görüşmesi nisan ayında gerçekleşti.

Gökhan Kayabey arayarak:

“Komşum, panjurların kapalı. Neredesin?”

diye sordu.

İnan çocuklarının yanında olduğunu söyledi ve geri döneceğini anlattı. Tavlanın onları beklediğini; yeniden dere kenarına gideceklerini, balık tutacaklarını ve mangal yakacaklarını söyledi.

Ancak Gökhan Kayabey’in sesi hüzünlüydü.

İnan daha sonra arkadaşının son günlerinde tedavi amacıyla Edremit’e geldiğini ve kendisini görmek istediğini öğrendi. Belki hastalığını anlatacak, belki de vedalaşacaktı; fakat bu buluşma gerçekleşmedi.

Bir süre sonra Yusuf İnan arkadaşını telefonla aradı.

Telefon açılmadı.

Ardından Kayabey’in hayat arkadaşı mesaj göndererek Gökhan Kayabey’in 29 Nisan’da kolon ve akciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybettiğini bildirdi.

Bir veda değil, vefa hikâyesi

Gökhan Kayabey’in ardından kalan hikâye büyük olaylardan oluşmuyor.

Bir mangal.

Bir tavla.

İki bardak çay.

Balkonda kızaran balıklar.

Hazırlanan salata.

Siyasi tartışmalar.

Bir telefon.

Ve dalında başka komşular için bırakılan birkaç mandalina…

Fakat insanların hayatımızdaki yerini çoğu zaman tam da bu ayrıntılar belirliyor.

Yusuf İnan, arkadaşının ardından kaleme aldığı yazıyı bu nedenle veda değil, vefa yazısı olarak tanımladı.

Kayabey’i temiz kalpli, kimsenin kötülüğünü düşünmeyen, komşuluk hukukunu gözeten ve kul hakkından sakınan bir insan olarak hatırladı.

Yazının sonunda ise yarım kalan buluşmaya dair verdiği sözü tekrar etti.

Bir gün yeniden karşılaşırlarsa Gökhan ağabey tavlayı açacak ve muhtemelen yine kazanacak; Yusuf İnan balıkları hazırlayacak, Kayabey salatayı yapacak, çay içip eski günleri konuşacaklardı.

Ve mandalinalar ne kadar çok olursa olsun, onu tanıyan dostuna göre Gökhan Kayabey yine bir bölümünü başkalarının hakkı diye ayıracaktı.

Yerel Gündem’de yayımlanan ilk anma yazısının başlığı belki de bu nedenle Gökhan Kayabey’in geride bıraktığı hatırayı en kısa biçimde özetliyordu:

Bu dünyadan bir beyefendi geçti.

Sessiz yaşadı.

İnsanları kırmamaya çalıştı.

Kapı komşuluğunu gerçek dostluğa dönüştürdü.

Ve geride makamdan, servetten veya şöhretten daha kalıcı olabilen bir şey bıraktı:

Kendisini tanıyan insanların gönlünde temiz bir hatıra.

BiziUnutma.com

Tepkiniz Nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenme Beğenme 0
Aşk Aşk 0
Komik Komik 0
Vay Vay 0
Üzgün Üzgün 0
Kızgın Kızgın 0

Yorumlar (0)

User